Son Dakika
19 Ekim 2017 Perşembe

Hedef Türkiye

30 Kasım 2015 Pazartesi, 15:30

KÜRESEL GÜÇLERİN HEDEFİ: TÜRKİYE

Türkiye’nin Önündeki İki Yol

LÜTFÜ ŞEHSUVAROĞLU / VAHDET

Rusya’nın Suriye’de yapabileceklerini masaya yatırdık mı?

ABD ve Avrupa ile işbirliği halinde Suriye Kürdistanı’nı meydana getirirken Esed rejimini de güçlendiren bir geleceğin taşlarını döşemekte pek mahir olacağa benziyor.

PYD ile YPG güçlerinin PKK ile irtibatı bakımından zaten bir sorun yok.

Türkiye kendi teröristleri ile anlaşarak Kürt Sorununun Çözümü için kolları sıvadığından beri CIA ile MİT arasında bir PKK transferi yaşandığını gözlemlemiş ve Kürt Sorununa Türk Tarih Felsefesi Açısından Bir Yaklaşım adlı kitabımızın ikinci baskısına ilave yapmıştık.

Gerçekten de teröristlerin Suriye’ye transferi ve orada muhalefet cephesinde savaşması bekleniyordu.

Buna Türkiye nasıl inandırıldıysa artık…

Bu da elbette bir araştırma konusu…

Biz bu süreçte Henri Barkey ile David Phillips’i deşifre etmiştik.

Bu uzmanların yazdığı raporlar çerçevesinde Kürt Sorununun Çözümüne teşne olan Devlet aklımız ne yazık ki işin ardındaki boyutları ve İngiliz Yahudi aklının küresel çözümlemesini okuyamamıştı.

PKK’lı teröristler elbette ki Suriye’de Esed rejimine karşı savaşmak ve muhalefetin yanında yer almak yerine kendi kantonlarını teşkil etmeye yöneldiler. Öyle ya onlara göre masada Esed olacak, belki de Türkiye olmayacaktı.

Buna inandırıldılar.

Haklı olduklarını düşünüyorlar şimdi.

Gerçekten Esed’in eli güçlenmiş ve Türkiye bölgedeki bütün hayallerini yitirmişe benziyor…

Kürt ayrılıkçılar üzerine IŞİD sevkiyatı ise hiç tutmadı. Kötü polis iyi polis taktiğine yönelen küresel akıl bunda başarılı oldu da…

Türkiye öyle ki dünya kamuoyunda terör örgütlerine yardım eden bir suçluluk psikolojisine itilmek durumunda kaldı.

Türkiye kamuoyu bile bu noktada ikna edilmişe benziyor.

Rusya bugün bu minval üzere bir propagandayı da boşuna yapmıyor.

PYD ve YPG güçlerini yurtsever savaşçılar olarak gören Batı, şimdi otomatikman yeni bir küresel gücü almışa benziyor. O da ilk bakışta karşısındaki eski dev düşmandan başkası değil. Rusya…

Rusya’nın PYD ile YPG destekçisi olarak alacağı yeni konum onun Esed rejimini desteklemeye yönelik ana politikasından hiç de ayrı düşmüyor.

Neden mi?

Çünkü geçen yıl Esed rejimi ile Kürt ayrılıkçılar zaten anlaştılar.

Artık herkes kendi mıntıkasında kendine ait bir idarenin altyapısını oluşturmakla görevliydi.

Herhalde Esed rejiminin yerine bir İslami hükümet ve bütüncül bir Suriye tezi artık tamamen hayal oldu. Bu durumda en az üçe bölünmüş ve sürekli de-stabilizasyon atmosferi içinde bir Suriye geleceği mevzubahis.

Bunun da İsrail’in işine yaradığı ve İsrail’in bölgedeki emniyeti ve güvenliği için elzem olduğuna kuşku yok.

Malumdur ki, bütün Batı için İsrail’in güvenliği kendi güvenliklerinden bile önceliklidir.

Bölgede İsrail üzerine yeni bir oyun kuruculuğun devreye girmesi halinde; bütün hesapların yeniden yapılması ve senaryoların yeniden yazılması ihtiyaç haline gelebilir.

Türkiye bu konuda bir şey yapabilir mi?

Ya da şöyle değiştirelim: İsrail’in güvenliği konusunda Türkiye’nin üreteceği yeni bir tez ve küresel barışa hizmet yolunda yeni ufuk açıcılığı gündeme gelirse şayet, aleyhine şekillenen gelecek kurgusunu tersine çevirebilir mi?

Bu klasik Türkiye dış politikasının yazılmamış anayasasıdır. Ortadoğu barışı aslında küresel barışın da oluşturulmasında olmazsa olmaz aşamalardan biridir.

Ortadoğu barışı için ya en sert bir yaptırımın (tabiidir ki bunun arkasında büyük bir güç ve kendine güven duygusu icap eder) kurgulanması ve adımlarının atılması gerekmektedir; ya da dengelerin iyi gözetildiği ve güç denenmesine gerek kalmaksızın herkesin ihtiyacı olan barışın normal / vasati şartlarının izdüşümlerini hatırlatma becerisinin ortaya konması kaçınılmazdır.

Türkiye ikincisini yapma noktasında eldeki birikimini ne yazık ki iyi kullanamadı ve gereksiz yere güç travmasına uğradı. Boyundan büyük işlere kalkıştı denebilir.

Ama birincisi için de oynayanlara yine de Türkiye’nin gizli kalmış hazinelerinin yerini göstermek her vatanseverin boynunun borcudur.

Biz sürdürülebilir bir kriz yönetiminin küresel senaryolarına muttali olursak eğer, onlara karşı da küresel boyutta yaptırımlarımızın olacağı bir senaryo zincirini elimizin altında bulundurmalıyız, görüşündeyiz.

Belki ilk turda bir gerileme taktiği ve yenilmiş numarasına yatma yerinde olur.

Hani bilinen eski Türk savaş taktiği…

Geri çekilirken oklarımızı kullanma ve çok büyük zayiat verdirme mümkün olabilir.

Fakat uzun vadede bir Pax-Tücica daha anlamlı olur diyorum…

Geri çekilmenin senaryolarını ve kaçış esnasındaki atak yapma imkân ve kabiliyetlerimizi bir başka yazıda ele alacağım.

İnşallah başka bir yazımızda da Pax-Ottomanica tarihselciliği ile yeni bir Pax-Turcica imkân ve kabiliyetlerini, sınırlılık ve o sınırlılıkları aşma ihtimallerini masaya yatırmaya çalışacağız.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz