Ülkücü Camia Neden Sessiz

22 Kasım 2015 Pazar, 22:30

‘KAFES’İN YENİ GALALARI

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar

LÜTFÜ ŞEHSUVAROĞLU /  VAHDET

21 Kasım Cumartesi İzmir’deydim.

Zekerya Doğan Kültür Evi’nde.

Zekerya Doğan Kültür Evi, merhum Zekerya Doğan anısına kurulmuş bir vakıf hizmetleri serisinin bir STK’sı aslında. Öğrenci yurdu var, birçok öğrenciye burs veriyor, yemekler ikram ediliyor.

Zekerya Doğan Kültür Evi’ni babasının ismini yaşatan evladı yönetiyor. Kenan Doğan bir işadamı. Babasının ismini yaşatmak üzere bu hizmetleri yürütüyor. Yalnız başına değil; üniversite hocalarından yetkin bir arkadaş grubu ile birlikte…

Şehit Fırat’ın babası Fuat Bey de vardı Cumartesi akşamı yapılan etkinlikte…

O kadar sıcak bir dernekti ki…

Gerçek bir dernekti…

Kafes filmini konuştuk, 12 Eylül dönemi Türkiye’sini konuştuk. 80’ler öncesi Ülkücü hareketi, sonrasını ve tabii ki bugününü konuştuk.

Herkes dertli…

Üzerlerindeki ölü toprağını kaldıran bir hareket bekliyor.

Kafes filmi bu açıdan önemliydi bu kalbi temiz dava adamları için…

Gece yarısına kadar sohbet ettik. Sanattan, ülkücülüğün ne idüğünden, medeniyet dirilişçiliğinden, iç ve dış politikalardan, edebiyattan, şiirden, musikiden de…

Öyle ya Kafes aynı zamanda bunları da kapsıyordu.

Bu hafta çok yoğun geçti.

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde buluştuk bir gün önce öğrencilerle ve İstanbul Ülkü Ocakları’nın yöneticileri ve değerli milletvekilleriyle…

Bilgi Üniversitesinde malum hemen her eğilimde etkinlikler düzenlenebiliyor. Bilgi Üniversitesi Milliyetçi Düşünce Topluluğu’nun bir organizasyonu idi bu. Yağmur İbrahim başkan gayet vakur bir yöneticilik yaptı. Ali Uzunırmak’ın mahdumu babasından geri kalır değildi. Sinema salonunda Kafes izledik. Sonra 12 Eylül dönemini anlattık.

Ali Uzunırmak 12 Eylül dönemi öncesi hatıraları yeniden yaşattı. İşkenceciler onu yakalasalar neler yapacaklardı?.. Ali, bir türlü yakalanmıyor, baskından birkaç dakika önce o yerden kaçıp kurtuluyordu.

Her ülkücünün hayatı birer destandı. Uzunırmak bu gerçeğin altını da çizerek, Kafes filminin kırk yıldır sinemalarda, dizilerde yapılan haksızlığa bir cevap olduğunu, elbette eleştirilerin yapılabileceğini ama bunların makul ve hakkını teslim ederek yapılması gerektiğini söyledi.

Bilgi Üniversitesi’nde güzel bir akşam yaşadık. Artık ülkücü sinema üstüne gençler de yeni ümitlerin sahibi oldular. Yeni güvenlerin ve şuurlanmaların…

İnşallah daha iyisini yapacak yazarlarımız, yönetmenlerimiz, yapımcılarımız olacaktır.

Yeter ki samimiyet içinde olunsun. Samimiyet, mesuliyet, fedakarlık, vefakarlık, merhamet, sadakat, hürmet, hikmet, bilgi, irfan, cesaret, kanaatkarlık, fazilet, liyakat, ehliyet, adalet ve aşkın fikri…

Fikri ve sanatı…

Bin yıllık terkibin inşasını yeniden gerçekleştirebilmek için mimariden, musikiye, sinemadan, edebiyata, ilimden, yönetime, ekonomiden stratejik düşünceye yeniden bir millet mistikleri kervanının harekete geçirilmesi bekleniyor.

MHP ve Ülkücü camiada seçimlerin getirdiği büyük bir hayal sükutu var. Fakat derin dalga kesinlikle yeise düşülmemesi gerektiğini hatırlatıyor.

Büyük sorumluluk ve bilinç, elbette ki gençliğin yarınlara ümitvar girmemiz için yeni hamlelere soyunacağının da işareti…

Önümüzdeki hafta Isparta, Burdur ve Manisa’da yapacağız Kafes galaları ve 12 Eylül hatırlamalarını…

Aynı zamanda medeniyet dirilişçiliği manasındaki ülkü kervanının yeni şahlanış gecelerini…

Kafes, yurt dışında da gösterime girmiş…

Benim Almanya, Hollanda, Belçika, İsviçre, Avusturya, İngiltere, Fransa gibi ülkelerde yaşayan insanımızdan büyük ümidim vardı.

O kadar çok seminer vermiştim ki şu otuz yıl içinde…

Fakat umduğum kadar çıkmadı…

İlk başta Erzincan’da da gösterim gecikmişti. Sonra küstüm Erzincan’a. Bu sefer Erzincan birinci oldu.

Samsun’da Türk Ocağı’nda gece yapmıştık. Maşallah Samsun da ikinci olmuştu.

İzmir üçüncü olmuş… İzmirlilerle sonunda buluştuk. Çok memnun oldum. Hâlâ sımsıkı taş gibi dimdik ayakta kalan irade kendini farklı STK’lar halinde gösteriyor.

Şimdi siyasetin alması gereken dersi alıp sorumluluğunun gereğini yapmasının vaktidir.

Sadece MHP değil…

Bütün vicdan sahiplerinin…

Siyaset vicdan sahibi olmayı gerektirmiyor mu yoksa?

Sanat bir aysbergin yahut bir volkanın altındaki o dev dalgadır, o büyük kütledir. Derinden sıkıştırmanın, estetize edilmiş bir hayat özleminin, çabasının ifadesidir…

Saraybosna için gayret, üzülmek, bir şeyler yapmak-yapabilmek önemli elbette…

Fakat o büyük dramın sanatının, filminin yapılması niçin başkalarına kalsın?

Yunanlı yönetmen Teo Angalapulos yaptı bunu… Saraybosna faciasını, Bosnalıların yaşadıklarını beyaz perdeye en güzel aktaran o oldu. Ulyis’in Bakışı ile…

İlk ülkücü sinemayı o yüzden bir Yunanlı yaptı demem boşa değildi…

Kafes’in ilk sinema filmi olduğunu söyleyenlere, “hayır” diyorum. Bence Ulyis’in Bakışı’dır birinci…

Kıskanıyorum bu filmleri…

Keşke öyle filmler yapabilsek diyorum.

Keşke Kafes’i kıskananlar da daha iyisini yapmak için hamletseler…

Fakat iftira ve karaçalma virüsü ne yazık ki bu camiayı derinden yaralamış… Tedavi edilemez bir hastalık halini almış…

Yazık… Pek yazık…

Kötülerin kötülemelerine aldırmadan devam edeceğiz ancak…

O yüzden Kafes’e gönül verenler, onlarca gala yapanlar, bu vesileyle konferanslar, sohbetler düzenleyenler milletimizin ümid-i vatanı olmaya devam ediyorlar.

Şükür ki iyilik de en az kötülük virüsü kadar hızlı yayılabiliyor.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz