Son Dakika
23 Kasım 2017 Perşembe

Su Projesiden; CIA, BOP ve Sözde Kürdistan’a…

20 Ekim 2015 Salı, 00:04

GERÇEKTEN DE KIBRIS’A DÖŞENEN SU HATTI ASRIN PROJESİDİR

Gerçek gündem: Su’dur

Lütfü Şehsuvaroğlu / VAHDET

Hiç küçültmeye, lafı eğip bükmeğe gerek yok.

Asrın olayı diye duyurdular ya; gerçekten de asrın olayı bu bence de…

Kendi gündemini oluşturan ve o gündemin izini süren devletler büyük devletlerdir.

Büyük devletler başkalarına gündem dikte ederler; küçük devletler de o gündemleri kendi gündemleriymiş gibi takip ederler.

Çözülemeyecek meseleler etrafında zamanlarını, enerjilerini, birikimlerini heder ederler.

Uğraşırlar da uğraşırlar ama bir arpa boyu mesafe alamazlar.

Bize global statükonun dikte ettiği gündemler işte öylesi gündemlerdir.

Mesela bölgede İkinci İsrail kurulması, İsrail’in güvenlik stratejisi için Ekinci İsrail manasına gelecek bir Kürdistan teşkili işte öylesi bir dayatma gündemdir.

Çözüm süreci David Phillips ile Henri Barkey adlı iki CIA uzmanının hazırladığı ve istihbaratımıza dayatarak ülke siyasetini de mecbur bırakan bir gündem maddesiydi.

Yoksa elbette ki Türkiye’nin kendi içinde çözeceği demokratikleşme, Kürt sorunu, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, yerinden yönetimin geliştirilmesi gibi çağdaş ihtiyaçları mevzu bahisti. Bu noktada adımlar hazmedilme kapasitesine uygun olarak elbette atılmalıydı. Fakat emperyalizm sorunu olarak bir dayatma karşısında ortaya bir Türk sorunu çıkmayacağını kimse garanti edemezdi ve nitekim de bir Türk sorunundan bahsedilir oldu.

Emperyalizmin dayatması olan bir başka sorun da Ermeni sorunu idi. Yoksa Türklerin kendileri gibi doğulu bir kavim olan Ermenilerle bir dertleri yoktu. Osmanlı son döneminde emperyalizmin Ermeni sorununu yeni sömürgeciliğin bir taktiği olarak kullandığına şüphe yok. Kaldı ki, bize Anadolu kapılarını açan Rumlar ve Ermenilerdi. Batılı sömürgeciler bu doğu halklarını zaten sevmezler. İşte Yunanistan’ın başına gelenler…

Türkiye’nin emperyalizme karşı millî bir çözümleme ihtiyacı her devirde kendini göstermiştir. Ne yazık ki her devirde de gerek iktidara sahip olanlar gerekse içimizdeki bir kısım ekalliyetler ya da muhalefet cepheleri global statokünun payandası olmak için pek yarışır olmuşlardır.

Bu ülkenin kendi gerçek gündemini deruhte etmesine hiçbir zaman izin verilmemiştir. Hep lüzumsuz işlerle oyalanmıştır bürokrasimiz, siyasetimiz, toplumumuz…

Su konusunda teknik ve stratejik olarak hayli kitap ve araştırma yayınladım.

Bunların başında Su ve Toprak Kaynaklarını Muhafaza ve Geliştirme, Strateji Yönetim ve Eylem Planı geliyor. İkincisi Kıt Su Kaynakları Yönetimi, Üçüncüsü Türkiye Sulama Raporu… Bunların dışında Afrika ülkeleri için su ve toprak yönetimi planı hazırladım. Gana ve Mali için mesela…

Ülkelerinde hem yağmur ormanları var ve güneydeki bu yağmur ormanları sayesinde en fazla su kapasitesine sahipler. Fakat seller, taşkınlar taşkın kontrolü projesi ihtiyacını ortaya çıkarıyor. Yukarıda çöle yakın bölgelerde de kıt su kaynakları söz konusu. Bazen de yılın altı ayında aşırı yağışlar, diğer altı ayda da susuzluk ve kuraklık hakim… Dünyanın meselesi ülkemizin de meselesi…

Günümüzde insanlık dört temel sorunla uğraşmak ve bunları çözmeye çalışmak zorunda.

Birincisi iklim değişikliği ve ona karşı mücadeledir. İklim değişikliği, gaz salınımı, buzulların erimesi ve dünyayı olağanüstü bir iklim değişikliği sonucu ortaya çıkacak büyük göçlerin beklenmesi sanıldığı gibi ertelenecek bir mesele değildir. Yakın bir gelecekte kuzey ülkelerinde on beş metre yükselecek denizler kıyıları tamamen içine alacaktır. Paris, Londra, Newyork sular altında kalacaktır. O yüzden yaşanabilecek coğrafya Akdeniz ülkelerinin bir kısmı ve Ortadoğu’dur. Gelecek kaygusunu bertaraf etmek ve bazı çağdaş emperyalist hevesleri bu anlamda tolere etmek gerekmez mi?

İkincisi biyoçeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kalkınmadır. Gen kaynaklarının, sulak alanların korunması, doğadaki biyolojik çeşitliliğin devamı önemlidir. Yoksa insanlık genetiği değiştirilmiş organizmalarla ölüme sürdürülebilir bir ölüme sürüklenmektedir. Türkiye dünyadaki önemli gen kaynaklarının geçit bölgesidir. 4000’e yakın gen kaynağının merkezidir ülkemiz.

Üçüncüsü toprak ve su kaynaklarının muhafazası ve geliştirilmesidir. Bu kapsamda erozyonla mücadeledir. Toprak aşınımını ortadan kaldırmaya çalışmak, uygun toprak işleme teknikleri geliştirmektir. Bu çerçevede şehirlerimizin bozulması, çevredeki toprak bozulması da ele alınması gereken başat konulardandır.

Dördüncüsü de çocuk ölümlerinin ortadan kaldırılması, kadın girişimciliğinin önünü açmak ve açlıkla mücadeledir. Bu dört temel yaklaşımı bütün ülkeler gündemlerinin başına oturtmak ve kalkınma projelerini bu çerçevede ele almak memuriyetindedirler.

Türkiye’nin su ve toprak kaynakları da bütün Ortadoğu’ya yeni bir pax-Türkika getirecek evsaftadır. Ortadoğu Su Barışı projemizi bu çerçevede ele almak lüzumu vardır.

Su hayattır. Su geçen asırdaki petrolün yaptığı gibi kan dökücülük ve ayrımcılık-bölücülük yapmaz. Bizzat yangını söndürür.

Suya ve onun medeniyetine uygun bir gelecek kurmalıyız.

Su kasidesi yazan bu kültür peygamberini su ve gül ile benzeştirmeyi sanatların en yücesine taşımıştır.

Su üzerine yapılacak her yatırım bu açıdan asıl çılgın projedir. Bu laftan hoşlanmıyorum. Akılcı ve dürüst, hak ve doğru daha iyi kelimelerdir.

Böylesi doğru işler için kolları sıvayan herkese müteşekkiriz.

Kıbrıs’a giden boru Türkiye’nin her tarafına yaygınlaştırılmalıdır. Sakarya ile Fırat buluşturulmalıdır. Türkiye’nin havzaları hem tek tek havza bütünlüğü ilkesi açısından tarımdan sanayiye entegre bir projenin kanatları olmalıdır; hem de ulusal ve bölgesel olarak büyük havza bütünlüğüne kapı aralamalıdır.

Böylece Fırat havzasında bütüncül bir yönetim kaçınılmaz olacaktır.

Bu Tuna’dan Nil’e kadar uzayan bir evrenselliğe de kapı aralayabilir.

Gerisi bize kalmış.

Türkiye’nin birikimine…

Sularımızın enterkontekte bir sistem içinde hem ulusal hem de bölgesel bir havza bütünlüğü projesine göre değerlendirilmesi; toprak ve su kaynaklarımızın korunması ve geliştirilmesi asıl meselemizdir.

Diğerleri lafı güzaftır…

Gerçek gündem maddesinin izini sürmek ve üzerimize düşeni yapmak vatanseverliktir.

Kıbrıs’a su transferi gözlerimizi yaşarttı. İnsanın kitabındaki beklentilere cevap bulmasından daha güzel ne olabilir.

Şimdi yeni çılgın(yani doğru) projelerimiz tarım sanayi entegrasyonunu gerçekleştirmek, toprak ve su yönetim eylem planı teşkil etmek, havza bütünlüğünü ortaya koymak; sürdürülebilir bir Ortadoğu kalemi ve projesi gerçekleştirmek olmalıdır.

Suyun esrarını okumalıyız.

O yolumuzu ışıtacak, temizleyecek, arındıracaktır.

Üstadın su ile ilgili beyitiyle noktalayalım:

“Kâinatta ne varsa suda yaşadı önce

Üstümüzden su geçer doğunca ve ölünce”

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz