Son Dakika
25 Kasım 2017 Cumartesi

Kıbrıs’a Giden Su Hattı

19 Ekim 2015 Pazartesi, 00:55

Su etrafında çekilen fotoğraf

VERİLMEK İSTENEN FOTOĞRAF YAHUT

FOTOĞRAFI NASIL OKUMAK LÂZIM

LÜTFÜ ŞEHSUVAROĞLU / VAHDET

 

Akşam gazetesi yani Ethem Sancak’ın gazetesi Kıbrıs’a su götüren sistemin açılışında çekilen fotoğrafa sansür uygulamış.

Türkeş’in resminin üstüne başka bir resim yerleştirmiş.

Törende Tuğrul Türkeş de var ve bütün gazeteler bu fotoğrafı olduğu gibi yayınlamışlar.

Acaba Ethem Sancak ile Tuğrul Türkeş arasında bir problem mi var?

Yoksa niye durduk yere Türkeş’in yüzüne ambargo uygulasın ki?

Bu işin magazin tarafı.

Dikkatimi çekti de yazdım.

Gelelim meselenin asıl kısmına…

Su hayattır.

  1. yüzyılın en stratejik mevzuu sudur.

Su üstüne çok yazdım.

Su üstüne yazı yazılır mı?

Akar gider…

Fakat suya dair yazdıklarım ciltler dolusu…

Bunların başında Su Barışı geliyor.

Su, Türkiye’nin bölgesel bir barış inşa etmek için kullanabileceği en yetenekli manivela.

Suyun kaldırma gücü hiçbir şeyde yok.

Ortadoğu Su Barışını tesis etmek için 1995’lerde Su Savaşları senaryolarına karşı Su Barışı projesini ortaya attığımızda Ortadoğu bu kadar kan deryasına dönüşmemişti. Irak’a müdahale için fırsatlar kollanıyordu. Global statüko ilk başta sau savaşları senaryosunu hayata geçirmeye çalışmıştı. İki buçuk savaş stratejisiyle Türkiye’yi güney komşuları eliyle sıkıştırma peşindeydi. Irak, Suriye ve bir kısım uluslararası çevreler sözde sınıraşan sular iddiasıyla uluslararası sular sözleşmesini hatırlatacaklar ve uluslararası güçlerin müdahalesine imkan sağlayacaklardı. Arap suları diye Fırat ve Dicle sularımızı yorumlayanlar da vardı; İsrail suları diyen de… Dolayısıyla bazı Arap tezlerinin arkasında İsrail destekli çevreleri görmek zor olsa da mümkündü.

Biz o zaman bunu yazdık. Sularımız konusunda bazı Arap tezlerinin arkasında İsrail vardı.

Kimi Arap uzmanlarla Yahudi uzmanlar ABD destekli şirketlerde birlikte çalışıyorlardı.

Şimdi Kıbrıs’ımıza su transferi Su Barışı kitabımızda yıllar evvel yazdığımız bir konu idi.

Fakat Barış Suyu dediğimiz hadise daha kapsamlı bir çerçeveyi işaret etmektedir.

O da Ortadoğu Su Barışı’nı..

Bütün suların enterkonnekte bir sistem içinde doğal gaz gibi borulara yerleştirilmesi ve tek damlasının bile ziyan olmaması gerekiyor. Bu arada vanasının bizde olduğunu da unutmamak…

Sakarya ile Fırat’ın sadece dizilerde değil toprak üstünde havza bazında da birleştirilmesi gerekiyor.

Sakarya ile Fırat’ı birleştiren iki büyük havzayı buluşturan Anadolu mayası-terkibi elbette ki daha büyük havza bütünlüğüne erişme cehdini de yakalayabilir.

O da Tuna ile Aral’ın, Tuna ile Nil’in buluşturulmasıdır.

Dünya artık havza bütünlüğü tezine bigane kalamaz.

Havzaların bütünlüğü ilkesi suların daha etkin ve verimli kullanılması ilkesine uygundur.

Türkiye elindeki kozların nimetlerin kadrini bilmiyor.

Eline geçen onca fırsatı çok kötü harcıyor.

Bunlardan biri de göçmen sorunu etrafındaki kozlarımızdı.

Ne yazık ki Türkiye uluslararası göçmen kampı yapıldı.

Avrupa’ya akması gereken göçmen akımını kendi üstüne çekti ve ister istemez Avrupa kafası Türkiye’yi göçmen kampı beceresinden ötürü kutlamalara girişti.

İşte Angela Merkel’in ve arkasındaki derin Alman aklının hesabı bu…

Türkiye’ye o yüzden göçmen iade anlaşması imzalattılar.

Kendi kozlarımızı kendi ellerimizle devrettik.

Su konusu ile göçmen meselesi bu hafta gündemi işgal etti.

Kıbrıs’a su gündemdeyken belki ülkemiz bizim Su Barışı ve Ortadoğu Birliği projemizi de masaya yatırır kim bilir?

Yahut göçmen meselesindeki kozumuzun nasıl hayata geçirileceği ve AB üyeliğimize giden sürecin gerçek zeminini inşa edebileceğimiz fikrini…

Kilis’te elli bin kişilik göçmen kampı yapılırken uyarmıştım.

Bu kampı Edirne’ye yapın diye…

Kimse beni anlamadı.

Ogün bunu yapsaydık Merkel dahil bütün Avrupa liderleri kapımızda idi. Ya elini taşın altına koyacaklar yahut Türkiye’nin üyelik müzakerelerini ciddiye alacaklardı. Saçma sapan bir uyum stratejisine bizi esir edemeyeceklerdi.

1997 yılında Su Barışı hayata geçirilseydi; bir Ortadoğu Birliği hamlesi gerçekleştirilseydi bugün ne Irak, ne de Suriye hatta ne de Libya bu durumda olacaktı?

Global statükonun tezgahı deşifre edilmiş ve bir Ortadoğu kimliği iradesi hayat bulmuş ve çevresine hayat vermiş olacaktı.

Havzalar bütünleştirilecekti.

Bu havza Tuna’ya kadar uzanacaktı.

Balkanlar bile Avrupa’nın sınır bekçisi değil bu havza bütünlüğüne ram olacaktı.

Şimdi Merkel hesabı ile Türkiye Avrupa’nın sınır bekçisi yapılmak isteniyor. Hem göçmenleri besleyen uluslararası göçmen kampı, hem Avrupa’nın bedava can ve mal güvenliğini temin eden bekçi…

Sayın devletlülere sesleniyorum şimdi.

Türkiye’nin elindeki sağlam kozları lütfen bedavaya devretmeyin.

Stratejik düşünmenin tam sırası…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz