Son Dakika
22 Eylül 2017 Cuma

Kafes Filmi Neden Çok Seyrediliyor

08 Ekim 2015 Perşembe, 15:44

KAFES: BİR FİLM, BİR YOLCULUK, BİR UMUT
Alper BİLİR

1970’li yılların öğrenci olaylarını ve 12 Eylül dönemini ülkücülerin bakış açısıyla anlatan Kafes adlı film, 2 Ekim’de gösterime girdi. Film, gösterime girdiği haftasonu 60,630 seyirci tarafından seyredildi. Bu, dram dalında bir yerli film için büyük bir başarı. Büyük bütçeli Hollywood filmlerinin bile çoğu, bu seyirci sayısına ulaşamıyor.

Kafes filmi neden çok seyrediliyor? Buna herkes kendince bir izahat bulacaktır. Denilecektir ki: “Bugüne dek, bir – iki istisna dışında tüm filmler yakın tarihimize sol bir bakışla yaklaştı. Ülkücüler beyazperdede hep sevimsiz figüranlar gibi göründü. Sağ görüşlü insanların kendilerini anlatan, kendi acılarını anlatan bir filme rağbet etmesi doğal.” Ve bu söylenenlerde doğruluk payı da bulunacaktır.

Ancak, sadece bir kesime hitap etmek hiçbir filmi başarıya ulaştırmaz. 12 Eylül dönemi gibi nice insanın canını yakmış bir çağa bakmak da bir film için başarı reçetesi değildir. Hassas bir konuda film çekmeye başlar da ortaya iyi bir eser koyamazsanız, filminizin her seyircisi sizin aleyhinize çalışmaya başlar. Onların gözünde beceriksiz bir hekimden farkınız kalmaz: Ben sizin yaranızdan anlarım, demiş; sızlayan yarayı iyice deşmiş, üzerine tuz basmışsınızdır. Sonra da yarayı öylece bırakmışsınızdır. Seyirci salondan öfkeyle çıkar ve filminizi kötülemeye başlar. Sosyal medya çağında, kızgın seyirciler bir filmi kolaylıkla öldürebilir.

Bir dram, izlenmek için güzel olmak zorunda. Ve Kafes güzel bir film.

Oyunculuk çok başarılı. Zaten 12 Eylül hapishanelerini konu alan bir filmi, vasat bir oyuncu kadrosu asla taşıyamazdı. Bir işkence sahnesini, çok iyi bir oyunculuk sergilemeden oynamaya kalkarsanız komik duruma düşersiniz. Başrolde, Mehmet karakterini canlandıran İsmail Hacıoğlu’nun performansı özellikle beğeni topluyor: Önemli bir nokta; çünkü film o çalkantı çağı Mehmet karakterinin gözlerinden anlatacak şekilde kurgulanmış.

Kafes’in senaryosunun en güzel yanlarından biri, tarafsızlık kaygısı ile kaleme alınmış oluşu. Film, solu kınayıcı değil. Aynı şekilde, sağı kusursuz göstermek niyeti ile de yazılmamış. Amaçlanan, aynı mahallede yetişmiş ve aynı yoksulluğu paylaşmış gençlerin arasına nasıl nifak düştüğünü anlatmak. İşlenen, sadece bir kesimin değil tüm bir toplumun trajedisi.

* * *

Christopher Booker, ‘Yedi Temel Kurgu’ adlı kitabında bugüne kadar çekilmiş tüm filmlerin aslında yedi öyküden birini anlattığını söyler. Örneğin: ‘Azim sayesinde başarıya ulaşan yoksul gencin hikayesi’ diye özetlenebilecek binlerce film vardır.

Booker’ın kitabına göre değerlendirecek olursak, Kafes: “Eve Dönüşle Biten Yolculuk” kurgusunu işliyor. Bu tür filmlerde kahraman veya kahramanlar çok uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıkarlar, ancak acı ve kazançsız bir yolculuktur bu. Sadece zorluklara göğüs germenin verdiği tecrübeler yanlarına kâr kalacaktır.

1970’ler ve darbe, bu ülke için işte böyle bir yolculuk oldu. Sorun şu ki, bu yolculuk bizim için henüz bitmiş değil. Türk milleti evine dönüş yolunu asla bulamadı. Kafes’te, öğrenci olaylarının patlak vermesinden önceki dönemi yaşamış bir karakter: “Biz oturup konuşabiliyorduk.” diyor. Halbuki bugün bile, insanımız siyasi bir problemi sakin kafayla tartışamıyor. Demek ki titreyip kendimize dönebilmiş değiliz.

Türk toplumu evine, esasına nasıl dönecek? Nasıl kaynaşmış, bütünleşmiş bir millete dönüşecek? Kafes, bu soruya büyük Türk şair ve alimi Niyazi-i Mısri’nin dizeleriyle yanıt veriyor. Niyazi-i Mısri’nin şiirleri, düşünceleri ve tasavvufu filmde ideolojik hatları aşıyor, farklı görüşlere sahip karakterleri birbirine bağlıyor. Anadolu kültürünün temelinde, tüm ideolojileri aşan bir insan sevgisi var: Kafes, tüm sevgilerin kaynağı olan bu sevginin, zamanla ve sabırla tüm insanlarımızı birleştireceğini vaadediyor.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz