Yeni Nesil Ülkücüler

29 Eylül 2015 Salı, 13:15

Yeni Nesil Ülkücülerden “Eskileri” Kızdıracak Kitap

Ülkücü Hareket içerisinden on iki aydın ile yapılan söyleşilerden oluşan ve Ülkücüleri farklı yönleriyle ele alarak, hareketin sorunlarını eleştirel bir yaklaşımla açıklamaya çalışan “Yeni Nesil Ülkücüler” raflardaki yerini aldı. Önemli bir öz eleştiri metni olan bu kitabın editörlüğünü ise İkbal Vurucu ve Fırat Kargıoğlu üstlendi.

 ‘Yeni Nesil Ülkücülük’ mü?

Editörlüğünü İkbal Vurucu ve Fırat Kargıoğlu’nun üstlendiği “Yeni Nesil Ülkücüler / Farklı Gözlerden Değerlendirmeler, Eleştiriler” isimli kitap, tam da bu tartışmaların ortasında okurlarıyla buluştu. İkbal Vurucu ve Fırat Kargıoğlu, Yeni Nesil Ülkücüleri “Ülkücü kurumlardaki aşırı, irrasyonel biat kültürüne karşı çıkan, Türkiye’nin ve dünyanın yeni sosyolojisini çok iyi bilen, yani okuyan ve okuduklarını bir düşünce sistematiği içinde analiz edebilen, yerel ve küresel gelişmeleri bu analiz kabiliyeti doğrultusunda yorumlayabilen” Ülkücüler olarak tanımlıyor. Yeni Nesil Ülkücülerin, klasik Ülkücülerin davranış, düşünce, dil ve yaklaşım biçimlerinden uzak olduğuna dikkat çeken Vurucu ve Kargıoğlu, “söz konusu neslin, doğal olarak kendini ifade edebileceği yeni bir dil, mekân, iletişim alanı, bilgi kaynağı, farklı türde bir aidiyet formu ortaya koymaya başladığını” ifade ediyor.

“Ben bilmem, reisim bilir” devri bitiyor!

Kitabın editörlerinden Fırat Kargıoğlu, Ülkücü profildeki değişimi zamanın ruhuna bağlıyor: “Zamanın ruhunun ülkücü hareketi nasıl etkilediğine gelince, en önemli değişim, düşünce dizgesindeki dağılma oldu, diyebilirim. Tekçi ve baskıcı zihniyetlerin kırıldığı bir çağdayız. Artık daha merkezsiz (eksensiz), daha parçalı, kısacası tek elden tanımlanması da, kontrol edilmesi de daha zor bir ülkücülük (ülkücü camia) var. Her ideolojik kimlikte olduğu gibi, ülkücülükte de ayrışmalar var. Kimileri, özellikle merkeziyetçiliğe meyilli olanlar bu süreci olumsuz görseler de, sürekli yeniden birleşme hayalleri/projeleri filan kursalar da, bana göre ortada olumsuz değil, tam aksine, daha aydınlık, daha özgürlükçü (demokratik) ve en önemlisi de daha barışçıl bir toplumsal düzen yaratabilmek adına olumlu bir süreç var.”

 

‘Lider Doktrin Teşkilat mı?’, ‘İlim Neşriyat Teşkilat mı?’

 

Söyleşi de gelenekçilerle yeni nesil Ülkücüler arasındaki ayrışmanın “Lider-Doktrin-Teşkilat” üçlemesine olan yaklaşımdan kaynaklandığını ifade eden 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Bilimsel Danışmanı Hakan Boz’a göre “Ülkücü Hareket içerisindeki gelenekçiler, hareketin geleneklerine sıkı sıkıya bağlı, değişime ve eleştiriye kapalı özellikleriyle öne çıkarken; yeni nesil Ülkücüler, hareketin geleneklerine bağlı ancak eleştiri ve değişime daha açık özellikleriyle öne çıkıyor. İki grup arasındaki tartışmaların ana eksenini ise soğuk savaş döneminin “Lider-Doktrin-Teşkilat” söylemi oluşturuyor. Gelenekçiler, Lider-Doktrin-Teşkilat hiyerarşisini düşüncelerinin tam merkezine oturtarak, dünyadaki ve Türkiye’deki yeni gelişmeleri yorumlamak için bir T cetveli olarak kullanıyor. Ülkücü Hareketin yenilikçileri ise “bilge lideri” değil kolektif aklı; “doktrini” değil doktrinle birlikte yeni neşriyatı önceleyerek Ülkücü Hareketin manevra alanı genişletmeyi arzu ediyorlar.”

yeni nesil ülkücüler

Aşırı otoriteryen “Reis” algısı, Ülkü Ocakları’nın fetişi haline getirilmiştir!

 

Kitabın editörlerinden İkbal Vurucu, Ülkücüler üzerindeki aşırı otoriteryen yapının, kitle iletişim araçlarının sunduğu imkânlar sayesinde dönüşüp değiştiğini ve bu yeni özgürlük alanının yeni nesil Ülkücüler için önemli fırsatlar verdiğini vurguluyor: “Kitle iletişim araçları aynı zamanda sunduğu iletişim ve etkileşim imkânlarıyla yeni nesil ülkücülere yepyeni bir özgürlük alanı yaratmıştır. Bu özgürlük ve kendini yeniden üretme, ifade etme alanı her türlü baskı ve otoriteye karşı direnme imkânını beraberinde getirmiştir. Kısacası yeni imkânlar Ülkücülere demokratikleşmenin ve özgürleşmenin de kapılarını açmıştır. Bu sebeple yeni nesil Ülkücüler’in gerek partinin ve gerekse Ocaklar’ın fetiş haline gelen “reis” algısının ortaya çıkardığı aşırı otoriteryen, buyurgan, Ülkücü bireyin özvarlığına saygı duymayan, ne oku(ma)yacağını, ne düşüne(me)eceğini empoze eden yapısını kabul etmediğini rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz.”

 

Yeni Nesil Ülkücüler dünyayı daha derin kavrama potansiyeli ile yoğrulu

 

TASAM Yönetim Kurulu Üyesi ve Araştırma Merkezleri Koordinatörü Kubilay Kavak ise Yeni Nesil Ülkücülere daha temkinli yaklaşıyor. Kavak’a göre “…yeni Ülkücü nesiller, tıpkı diğer ideolojik hareket, grup, camia ve cemaatlerin gençlerinde olduğu gibi, eski nesil Ülkücülere oranla daha dijitaldir ve bilgiye (ama aynı zamanda yanlış bilgiye, dezenformasyona, asılsız dedikoduya) ulaşma konusunda daha mahirdir. Bunun iyi yanı, daha hızlı ve daha çok sorgulamanın yeni Ülkücü nesilde yaygın olarak görülmesidir. Kötü yanı, bilgiye kolayca eriştiği için genç Ülkücülerin bu bilgileri sindirme, hazmetme, sentezleme ve kendi öz malı hâline getirme konusunda daha tembel, daha hazırcı, daha kolaycı davranabilmeleridir. Saydığım türden arızaları ve tefekkürden alıkoyan kopyala-yapıştır’cı yaklaşımları bir rezerv olarak kenarda tutmakla beraber, son tahlilde yeni nesil Ülkücülerin -biz dâhil- eski nesil Ülkücülere göre çok daha donanımlı ve dünyayı daha derin kavrama potansiyeli ile yoğrulu olduğunu söylemek isterim.”

 

Zaman, Ülkücüye hep ‘çalışmadığı yerden soruyor’

 

Yazar M. Bahadırhan Dinçaslan, Ülkücülerin zamana karşı verdiği sınavın, onlarda yarattığı etkilere dikkat çekiyor: “…zamanın ruhu ülkücü hareketi iki tarzda etkiledi: Geniş bir kitleyi “uyum sağlayamıyorum, yadsıyayım” fikrine alıştırdı, onları zenci mahallesine hapsedip, karikatürleştirdi, dalga konusu haline getirdi ve toplumsal dönüşümler tamamlandığında, bu tip ya yok olacak, ya da en fazla Avrupa’nın neo-nazi çetelerine dönüşecekler. İkinci tipi ise, daha aklî yönden vurdu, bunun darbesi ağırdır. Zamanın ruhunu anlayan, ancak ona eleştiriler, dönüşüm önerileri getirmeye çalışan ülkücüye zaman hep “çalışmadığı yerden soruyor”.

 

Yeni Nesil Ülkücüler, siyasî milliyetçiliğin ürünlerine şüphe ile yaklaşıyor

 

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Kaan Çalen, Yeni nesil Ülkücüleri, “daha fazla okuyan, yabancı dil öğrenen, akademik kariyer yapan, yurt dışında eğitim gören, yaşadığı toplumu ve dünyayı daha iyi ve derin kavramaya çalışan, eğilimleri ve okumaları itibariyle kendi içerisinde yine kısmî farklılıklar arz eden ve tanımı hakkıyla taşımaya namzet bir kesim” olarak tanımlıyor ve bu neslin hangi alanlarda organize olduklarını şu sözlerle özetliyor: “Yeni Ülkücüler genellikle omurgayı oluşturan kurumlarda kendilerine bir yaşam alanı bulamamakta, daha ziyade ikinci derece kurum ve vakıflarda, üniversite topluluklarında yahut dergi, internet sitesi gibi kendi inşa ettikleri yapılar etrafında organize olmaktadırlar. Kahir ekseriyetiyle nüfus cüzdanlarının doğum tarihi hanesinde 1980’den büyük sayılar vardır. Genel olarak siyasete mesafelidirler ve siyasî milliyetçiliğin başarı performansının düşüklüğünden kaynaklanan hayâl kırıklığının da etkisiyle siyasî milliyetçiliğin ürünlerine şüphe ile yaklaşabilmektedirler.”

 

Yeni nesil telefonlar” der gibi, “yeni nesil ülkücüler” diye tanımlamak doğru olmaz

 

Yazar Mustafa Yiğit ise, diğer yazarlardan farklı olarak, Ülkücüleri kendi içinde sınıflamanın doğru olmadığını düşünüyor. Yiğit’e göre: “…“ülkücü”ler asli anlamlarından koparılamamış, ülkücülük eski sloganları, eski söylemleri artık sık sık kullanmıyor olsa da “milletine karşı derin sevgi ve bağlılık” şeklinde özetleyebileceğimiz düsturu ana damar olmaya devam etmiştir. Bu anlamda yeni nesil ülkücüler şeklindeki bir tanımlamanın doğru olmadığını düşünüyorum. Ülkücülerin “ideallerine” ulaşma yöntemlerinde zamanın ruhuna uygun olarak “revizyonlar” olması doğaldır ancak ülkücülükte ana damar yine “bu milleti derinden sevme ve bağlılık” olarak devam etmektedir. Tarihi ideolojisiyle çok büyük bir geleneğe sahip ülkücüleri, “Yeni nesil telefonlar” der gibi, “yeni nesil ülkücüler” diye tanımlamak hem hakkaniyetli olmaz hem de doğru değildir.”

 

Ülkücüler dünyanın küreselleştiğini oldukça geç anladı

 

MHP İstanbul İl Yöneticisi Müjdat Öztürk, kendi kuşağının küreselleşme gerçeğini geç anladığını ancak Yeni Nesil Ülkücülerin bu konuda daha hazırlıklı olduklarını savunuyor. Öztürk, bu konudaki görüşlerini şöyle özetliyor: “..benim kuşağım küreselleşmeyi Türk Milliyetçisi fikir adamlarının yazdığı eserlerle karşılamadı. Eksikliğini hissettiğimiz bu eserler küreselleşmenin bütün dünyayı ele geçirmesinden çok zaman sonra yazıldı. Zaten 12 Eylül darbesinin yarattığı travmayı aşmaya çalışan Türk Milliyetçilerinin yaralarını sarmaya çalışırken küreselleşmeyi anlayacak, kavrayacak vakti de olmadı. Ülkücüler daha ne olduğunu idrak edemeden küresel düzenin dayattığı acımasız kapitalizm ile yüzleşti.”

 

Kitapta yer alan söyleşiler:

 

* ADNAN İSLAMOĞULLARI
“Emeklilik fikri Ülkücüler için çok câzip bir fikir hâline gelmiştir.”

* FIRAT KARGIOĞLU
“Yeni nesil ülkücüler daha çok ‘kendin bil, kendin yorumla’ yanlısı.”

* HAKAN BOZ
“‘Lider Doktrin Teşkilat mı?’, ‘İlim Neşriyat Teşkilat mı?’”

* HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ
“Bir hazır kıta bulunma hâli, bir hemen ayağa kalkıverecekmiş oturuşu”

* İKBÂL VURUCU
“Ülkücülüğün diğer adı vefasızlık.”

* KUBİLAY KAVAK
“Ülkücülük özde bir ‘inşa ve ihya’ hareketinin siyasî izdüşümüdür.”

* M. BAHADIRHAN DİNÇASLAN
“Türk Milliyetçiliği’nin 20 yıldır en büyük kavgası, sekülerlik kavgasıdır.”

* MEHMET KAAN ÇALEN
“Yeni nesil Ülkücülerin üç hâli”

* MUSTAFA YİĞİT
“Şampiyonlar ligi milliyetçiliği”

* MÜJDAT ÖZTÜRK
“Ülkücüler dünyanın küreselleştiğini oldukça geç anladı.”

* RAGIB VURAL
“Kozmopolit birey karşısında ‘Biz’in adı: Ülkücülük.”

* SERVET AVCI
“Ülkücüler hâlâ sadece ‘güvenlik’ söz konusu olduğunda akla geliyor.”

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz