12 Eylül’ü Anmak ve Kafes Filmi

14 Eylül 2015 Pazartesi, 00:07

Lütfü Şehsuvaroğlu / Vahdet

Samsun Türk Ocağı’nın davetlisi olarak 12 Eylül günü Samsun’daydım.

Öğretmenevi Konferans Salonunda Samsunlu dostlarla 12 Eylül darbesini, etkilerini ve sonrasında yazılan eserleri, yapılanları, yaşananları, çekilen acıları konuştuk.

Elbette ki 12 Eylül üzerine yapılan dizileri ve filmleri de.

Bu vesileyle 2 Ekim’de vizyona girecek Kafes filmimiz üzerine de konuştuk.

Filmden bazı enstantaneleri paylaştık.

Kafes’in nasıl bir şey olduğunu, Mamak cehenneminde yaşananları…

12 Eylül öncesi davaları, adanmışlıkları ve aşkları da…

Filmde Mustafa Pehlivanoğlu’nun idama giderken hücreden hücreye yayılan tekbirleri ve idam sehpasındaki türkümü de paylaştım dinleyicilerle..

Sonra kitaplarımızı imzaladık.

Samsun’a sonra tepeden bakan bir bahçede de yemeğimizi yedik.

Samsun da bütün şehirlerimiz gibi ormanı yok ederek, yeşile kıyarak devasa konutlar ve avm’ler yapma konusunda geride kalmamaya çalışmış.

Son dönemde İslam mimarisini temsil eden tek şey var: Mekke’de devrilen vinç.

Gerisini yazmaya bile gerek yok.

Vinç ve cinayet…

Haddi aşma ve rantiye…

Kazanma hırsı ve eblehlik…

Terör örgütü sadece PKK mı?

kafes filmi

TOKİ’ye ne demeli?

Şehirlerimizi mahveden bu idare aslında kuruluşunda hayırlı hizmetlere amade idi.

Fakat sonra ne olduysa hadnaşinaslıkta zirve yaptı.

Şehirlerimiz birer terör yuvası haline geldiyse bunu sadece içinde yaşayan insanlarda mı aramalıyız?

Şehir insan gibidir.

Organiktir.

Maalesef Samsun’da şehircilik adına güzel hiçbir şey görmedim.

Fakat yine de 12 Eylülü anmaya gelen küçük bir topluluk yarınlar için ümidvar olmamızın anahtarıydı.

Bu vesileyle Türk Ocağı Başkanı Doç. Dr. Serkan Şen’e içtenlikle teşekkürlerimi bildiririm. Ocaklarımız, mahfillerimiz, geleneksel ne yuvamız varsa onların ümitsizliğe kapılmamalarını salık veririm. Hayırlı işlerde yarışmaya devam etmeliler.

 

AKPARTİ KONGRESİ

Binali Yıldırım ile Ahmet Davutoğlu karşı karşıya gelmedi.

Yine kılıçlar kınından çekilmedi.

Eskilerden bazıları giderayak bir şeyler söylüyorlar ama ne anlamı var ki artık?

Ben olsan ne olur, biz olsan ne olur?

Bence şifre, sihir ne varsa artık bozuldu.

1 Kasım milatmış…

Neyin miladı?

Ehliyet ve liyakat dediniz ne oldu?

Tam tersi…

Şimdi etik ve erdem diyorsunuz.

Ahlak ve fazilet yani…

Ne anlamı var?

12 burcu yazmıştım bir ara…

Ahlak, fazilet, merhamet, vefakarlık, fedakarlık, ehliyet, liyakat, hürmet, hikmet, irfan, cesaret, bilgelik…

Ama bunlar samimiyet, mesuliyet ve aşk yoksa ne ifade eder ki?

Diyor ki bütün Safahat’ı için Akif:

“Bir yığın söz ki samimiyettir ancak hüneri….”

Samimiyet yoksa gerisi boş…

Bir de Nurettin Topçu hocamızın vakurla isah ettiği mesuliyet….

Ağlayan bütün çocuklardan kendimizi mesul hissetmek…

Var mı?

Aşk var mı aşk?

Varsa iyi…

Yoksa hepsi laf-u güzaf…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
istanbul escort atasehir escort mecidiyekoy escort halkali escort bahcesehir escort