Son Dakika
13 Aralık 2017 Çarşamba

23 Nisan 2015 Perşembe, 14:17
Batuhan ÇOLAK
Batuhan ÇOLAK batuhancolak@gmail.com Tüm Yazılar

Çanakkale’den Ulusal Egemenliğe

Genel seçimler yaklaştıkça Türkiye’nin iç ve dış gündeminde olağanüstü olarak nitelendirilebilecek gelişmeler yaşanıyor.

1915’te yaşanan tehcir olayının 100.Yıldönümünde 3 milyonluk Ermenistan’ın lobicilik konusunda ne denli başarılı olduğunu ve aynı zamanda Batı’nın Türkiye’ye karşı nasıl ikiyüzlü bir tavır takındığını görüyoruz.

Türkiye’nin her yönden sıkıştırıldığı bir dönemde içimizdeki “bazılarının” da “soykırım” iddialarını kabul etmesi ise “cahil”likle açıklanamayacak kadar sosyolojik bir vakadır.

***

I. Dünya Savaşı’nın öncesinde İngiltere’ye parası peşin ödenmek kaydıyla 2 büyük savaş gemisi sipariş edilmişti.

Gemiler tamamlandığında Osmanlı’nın Ege Denizi’ndeki donanma gücü en üst seviyeye çıkacaktı.

Gemiler tamamlanmış, Osmanlı’ya teslim edilmeyi bekliyordu.

Haber gelmiş, gemiler törenle denize indirilecek, Osmanlı subayları gemileri teslim almaya gideceklerdi.

Osmanlı paşaları gemileri teslim almaya gittikleri gün şok bir haberle karşılaştılar.

İngiltere gemilere el koyduğunu ve gemilerin bundan sonra İngiliz donanmasına ait olduğunu açıklıyordu.

Bunun hemen ardından Osmanlı İmparatorluğu kendisini savaşın tam ortasında bulacaktı.

Batı’nın planı çoktan belliydi Osmanlı dağıtılacak, Anadolu kendi aralarında pay edilecekti.

Gemilere hukuk dışı ve meşru olmayan yollardan el koyan İngiltere kısa bir süre sonra Osmanlı’yı ateşe atmış ve işgal sürecine başlamıştı.

Çanakkale ve kurtuluş destanı da bu zamandan sonra yazılmaya başlanacaktı.

***

I. Dünya Savaşı’nda zorla Osmanlı’yı sokup, topraklarını parçalayan, insanını bölen Haçlı reflekslerinin aynen günümüzde de devam ettiğini görüyoruz.

Papa ile başlayan Türkiye’yi zor durumda bırakma girişimleri AB ülkeleriyle devam ediyor.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın ilk yabancı misafiri olacak kadar ilişkilerin iyi sanıldığı Papa, kendi arşivlerine bile bakmadan Türkiye’yi soykırımla suçladı.

Papa’dan sonra birçok ülke sıraya girdi.

Lübnan, 24 Nisan’da “soykırım mağdurlarını anmak” bahanesiyle okullarını tatil etmiş durumda.

Almanya 1915’e “soykırım” demeye hazırlanıyor, içerisinde yıllarca alt sınıf olarak baktığı ama sanayi sektörünün işgücü olan milyonlarca Türk’e rağmen…

***

Doğu Türkistan, Filistin, Irak ve Ortadoğu’da akan kana gözlerini kapayan ve bunun sorumlusu olarak vicdani tek bir tepki vermeyen, son göçmen faciasında olduğu gibi “maliyetli” olduğu gerekçesiyle kurtarma faaliyetlerine bile katılmayan Avrupa, Türkiye’yi tıpkı I. Dünya Savaşı öncesinde yaptığı gibi yalnızlaştırıp, uluslararası arenada zor durumda bırakmak istiyor.

Dış politikada yeni bir teorinin gerekliliği şart haline geldi.

Batı’nın 100 yıl önceki düşmanca tutumunun bugün de “modern” anlamda sürdürdüğünü görüyoruz. Lozan’da gerçekleştiremedikleri emelleri bugün yine depreşmiş ve dış politikaları haline gelmiş durumda.

***

Emperyalist, sömürgeci güçlerin işgali altındaki bir coğrafyadan Türk bayrağının göklerde özgürce dalgalandığı bir ülkeye dönüştük. İstiklal Savaşı’nın, Kurtuluş mücadelesinin kahramanlarını, ecdadımızı rahmetle anmamak ne mümkün.

Ünlülerin hayatlarını ezberleyen, “popüler” diye her yere koşan bir nesil olmamalı, her an tehlikelere açık olduğumuzu unutmamalıyız.

Ulusal egemenliğimizin 95. Yılında çevremizde ve içimizde örülen örümcek ağlarını görmeliyiz, görmek zorundayız.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz