Son Dakika
15 Aralık 2017 Cuma

Hocalı’da Unutulmayanlar

26 Şubat 2015 Perşembe, 15:07
Hocalı’nın Acı Günleri…
Dizlerimi karnıma çekip oturdum. Başımı ellerimin arasında sıkıp ağladım.
Bilinçli bir yalnızlığın içinde, kendimle karşılaşmaktan korktum, kaçmak istedim! Biliyordum aslında koşmanın, susmanın, korkmanın ne demek olduğunu! Ama bu kez başkaydı … Çünkü 23 yıldır kurtula bilmiyordum!
Yine o 4 gün yaklaşıyor. Yine ben unutmaya çalıştığım o günleri, hatırlayıp, 4 gün bin kez ölüp, dirilecem! Acımasız kahkahalar, bomba sesleri, kan gölüne dönen sokaklar, bitmeyen feryatlar …! Yıllar geçmesine rağmen, hala kendimi bula bilmedim! Ne zaman aklıma gelse, kırıp dağıtıyorum. Gözlerim kan revan oluyor ağlamaktan.
Yumruğumu, tirnagim etimi kanatana kadar sıkıyorum!
Dünyaya kız doğduğum, için yaratanı lanetliyorum! 13 yaşındaydım. 12 yıl geçirdiğim o muhteşem kış mevsiminin 13’üncü yılını yaşıyordum. Ama galiba bu kış daha sert geçecekti!
Savaşın ne olduğunu fark etmiyordum. Ama her şey “keşke o sabah, hiç açılmazdı” dediğim gün değişti .. Soğuk kış sabahı idi. Her taraf beyaza bürünmüştü. Kapı sert şekilde dövülmeye başladı. Biraz sonra ayakla vururdular. Ses hepimizi korkuttu. Babam kapıyı açar açmaz, silahın arkası ile göğsünden vurdular. Darbenin etkisinden, gayri ihtiyarî olarak babam yere serildi!
Sonra silahı bize doğrultarak dışarı çıkmamızı emrettiler. Bizi evimizin karşısındaki meydana yönelttiler. Burada sayca kadın ve çocukların üstünlük teşkil etdiği, hayli insan vardı. Kurşunlar gökte uçuşuyordu. Sağa, sola dikkat etmezsek, alnımıza değecek gibiydi..
Bir süre sonra askeri araçlardan 20’ye yakın asker düştü, bize doğru geldi. Silahı üstümüze yönelterek, araçlara çıkmamız için emir verdiler. Ormanın yakınlığında askeri bölümün tabanına getirdiler.
Araçtan inerken, gördüklerimden şok oldu. Dört bir yanda işkence vardı. Kadınlara tecavüz edilirdi, erkeklere işkence veriliyordu. Silahın arkası ile erkeklerin cinsel organına vururdular. Bir daha bizim erkeklerden çocuk dünyaya getire bilmemekleri için….
Yeni doğacak bebeklerin, onlardan olacağını söylüyorlardı. Az sonra erkekleri araçtan indirmeğe başladlar. Nedense aralarında babamı göremiyordum..
Herkes aç susuz idi. Ben ise kendimi kır kazanına atılmış ve birazdan eriyip sölüsyona dönecek gibi hissediyordum. Küçük bedenimle insanların arasında kendimi unutulmuş gibi hissediyor etmem, biraz teselli veriyordu. O anlarda sanki küçük olmam, avantajımdı.
Biraz sonra karanlık çöktü, gösterişe esasen bizi askeri araçlara toplayarak ormana doğru götürüyorlardı. Yollarda gördüğüm manzara dehşet idi. Şehir kan gölüne dönmüştü. Sanki bulut yağmur yerine kan yağmıştı.
Ortalıkta düşman ordunun askerleri görünüyordu. Yere serilmiş insanların, ölüp ölmediğini control ediyorlardı. Hareket ve ses gelince yeniden kurşunlayırdılar.
Daha önce görmediğim yere getirdiler bizi. Burada da çok esir ve aynı işkenceleri gördüm. İnsanları diri diri yakıyorlardı. Bazı erkekler çıkıp, herhangi kadını korumak istediğinde, kurşuna diziliyordu!
Bugüne kadar hatırlıyorum, birkaç dakika içinde 20 erkek öldürüldü. Erkeklerin çoğu kadınlara karşı o manzarayı görmektense, sanki itiraz edip kurşunlanmı daha üstün tutuyorlardı! İnsanlık tarihi o manzarayı görmeye hazır olmadığına eminim!
Baş verenleri görmemek için ölmek istiyordum. Her defasında insanlara yapılan vahşeti görünce, sanki etimden et kesilirdi. Beynimi sıfırlamak, uyumak, yok olmak istiyordum. Genç kızlara babalarının gözünün önünde tecavüz ederek, korku filmlerinde, acayip rol oyuncusu gibi kahkaha çekiyorlardı. “Ölüme mahkûmsunuz, soyunuzu kurutacağık, karnınızda bizim çocuklarımızı taşıyacaksınız” deyip, kadınlara saldırırdılar.
Gözümün önünde hamile kadının karnını yırtıp, çocuğu çıkartıp, ocağa atmışlardı. O manzarayı görünce, ben çoktan kendimden gitmiştim. Gözümü açtığımda o vahşetin içinde ağlayan annemi gördüm.
Orda kaldığım 4 gün süren vahşetten geriye, az sayıda sağ insan kalmıştı. O zamana kadar bana, anneme ve birkaç kadına dokunmamakları mucizeydi.
Gökyüzü kırmızı idi. Sanki yerdeki kanın rengi, gökte yer bulmuştu.
Karanlık, pis kokulu odanın bir köşesine barınmıştık. Az sonra ayak sesleri duyulmaya başladı. Annem beni sımsıkı sararak, göğüsüne basmıştı. Elinde olsa sanki yeniden karnında gizletecek kadar titriyordu. Ama titremesi boşuna değildi. Çünkü o ayak seslerinden gelen el, beni annemden alıp, kopardı. Annemin feryadı nerdeyse göğe ulaşırdı, onu daha önce böyle görmedim. Beni neden götürdüklerini anlamırdım. Ağlıyor, bildiğim tüm yalvarışları ediyordum, götürmemeleri için!
Koridor boyunca sürükleyerek, ite-ite bir odaya attılar. Kendimi kaybetmeden sakinleşmeye çalıştım.. Odaya göz atdım. Bu oda diğerlerinden temiz ve herhangi rütbeli şahsa ait olduğu açıkca görmük mümkündü! Biraz sonra koridorda keskin ve ağır adımlar duyulmaya başladı. Kalın bir ses, “onun kızıdır?” sorusunu sordu, cevap almadan içeri girdi!
Yüksek, kilolu, 45 yaşlarında, sakallı, saçında tek tek beyaz tüy görünen adamla göz göze geldik! Yüzündeki nefret, kalp bulandıran gülümseme ile yüzüme baktı. Kefesten açılan vahşi hayvan gibi üstüme yürüdü. Sadece elimi yüzüne atıp, derisini yırtmağa fırsat bula bildim. Çünkü az sonra saçımdan tutarak, duvara vurmuştu. Vücudum sanki otomobil altından çıkmış gibi sızlıyordu.
Sanırım dişim kırıldığı için ağzım da kan içindeydi.
Alnımdan akan kan da, üzümden süzülerek gözüme dolmuştu. Kendime gelip, kan dolu gözlerimi açtığımda, karnımdakı korkunç ağrı, tüm acılarımı unutturdu! Vücudumu nerdeyse hissetmez hale gelmiştim!
Hareketsiz halde düşünüyordum. Annemin neden feryat etmesini şimdi daha iyi anlıyordum!
Artık küçük bir kız yok, tecavüze uğramış kadın idim. İçi parçalanmış, hissi alınmış, hem bedenine, hem ruhuna, hem geleceğine tecavüz edilmiş kadın!
Kadın gibi formalaşmayan küçük bedenim, tecavüzün en ağırına uğramıştı.
Yerden kalkamıyordum.. Sanki yıllarca yatağa bağlı hasta idim. Şimdi ise yataktan yere düşmüş, yardımsız hastadan farkım yoktu.
Kendimi toparlayamadan aynı adam dahil, diğer askerlerin tecavüzüne maruz kaldım. Yüzünü yırttığım adam her defa aynada yüzünü görünce çektiği sigarayı vücudumda söndürerek, küçük orospu deyerek, bildiği tüm küfürleri adeta sıralıyordu. Tabii ihtiyacın üstüme döküyordu, “sizi böyle yok etmek gerekir” diyordu!
Vücudum sigara kütüğünün yanıkları, içim parçalanmış halde daha ne kadar tahammül bilebilirdim?! Bazen sanyordum ki, gördüklerim rüyadır!
Ama her defasında irkilip kendime geliyordum!
Ölmek için çareler arıyordum. Ama aslında ölüden farkım yoktu.
Kurtuluşum da böyle oldu. Ölü bilip, diğer cesetlerle birlikte bir uçuruma atmışlardı. Sonradan öğrendim ki, askerlerimizden biri tesadüfen hırıltımı duyup, beni Ağdama-hastaneye götürüp. Birkaç yıl konuşamadım. dilim tutulmuştu.
Vücudumdaki yaralar iyileşti! Ancak izleri hem bedenimde, hem ruhumda kaldı. O günden sonra tüm kokular barut, tüm renkler kırmızı ve siyah, tüm sesler silah ve bomba sesleri oldu …
Ne çocukluğumu yaşayamadım, ne gençlik, ne qadınlığımı. Sevişme sonrası kadın olmadım ben! Genç kızlıktan kadınlığa geçiş yapmadım. Tutku, sıcaklık, ısı nedir bilmedim!
Esir oldum, evlat oldum, şehit kızı oldum, kimsesiz oldum, öğrenci oldum, yaşayan ölü oldum, ama kadın olamadım!
Aynanın karşısına geçip, vücuduma bakınca sigara izlerini görüp bedenimden tiksindim. Başımız sağ tarafından, aynı gün kökünden yolunan saçımın kel yerini görünce, yüzümden tiksindim! Feryadımı kimse duymadığı için, kulağımdan gitmeyen sesimden tiksindim! Kadın olduğum gün, kadın olmağımdan tiksindim! Kadınlığı reddettim!
Herkes beni Hocalı’da tecavüze uğramış kız gibi gösterdi. Bir daha ben yine kendimden tiksindim. Bir gerçek var aslında: benim bedenime, parmakla gösterenlerin ise vicdanına tecavüz edilmişti. 12 yıl yaşadığım Hocalı, aklımda 4 gün ve bir isimle kaldı. Tecavüz!!!
Türkan TURAN

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz