Siyonizm

01 Temmuz 2014 Salı, 03:35

Kübra Bozkurt

Siyonizm nedir sorusuna bir cevap verebilmek için tarihsel gelişimine bakmamız gerekmektedir. Ansiklopedik anlamıyla bakacak olursak, adı Kudüs’teki Siyon dağından gelmektedir ve Yahudi halkının Filistin’e geri dönme özlemidir. Ayrıca dönmeyi istedikleri topraklarda bağımsız bir Yahudi Devleti kurmayı amaçlamışlardır ve 1948 yılında bunu gerçekleştirmişlerdir. Yahudiler, Fırat ve Nil nehirlerinin arasında kalan toprakların kendilerine vaat edilmiş olduğuna inanmaktadır. Bayraklarının da bunu simgelediği söylenmektedir. Ayrıca, bozulmuş dini inançlarına göre, diğer milletler İsrailoğullarının kölesidir. Bu açılardan ele aldığımızda Siyonizm, vatansız kalan Yahudilerin yurt edinmesi davası olarak başlayıp, dünyanın efendiliğine soyunma hareketi olarak da algılanabilir.

Siyonizm’in geldiği noktaya bakacak olursak; yurt edinme misyonunu yerine getirdiklerini (her geçen gün topraklarını karış karış arttırmaktadırlar) ve dünya arenasında söz sahibi olmaya başladıklarını görmezden gelemeyiz. Şöyle ki; bugün dünyanın süper gücü (!) olarak kabul edilen Amerika’da bile Yahudilerin dünyayı yönettiğine dair birçok kitap yayınlandığını görebilmekteyiz. Her ne kadar bu kitaplar paranoya dünyası tasvir etseler de, Yahudi varlığı yadsınamaz hale gelmiştir. Dünya ölçeğinde gelişen (küresel) olaylar dikkate alındığında, gerek siyasal arenada, gerek sosyolojik anlamda, gerekse de ekonomik olaylarda Yahudilerin oynadığı rol gün gibi ortadadır. Anlaşılıyor ki; Siyonizm çok boyutludur. Şöyle ki; 1948 yılında İsrail devleti kurulduğunda Yahudi gazeteleri “Mesih’in Ayak Sesleri” manşeti atarken, Siyonizmin kurucularından sayılan Theodor Herzl Yahudi devletinin sınırlarının kuzeyde Kapadokya’dan güneyde Süveyş Kanalı’na kadar olduğunu açıklıyordu. Ayrıca Nazi Almanyasında uğradıkları soykırım sonucu “Doktorsanız hastaları öldürecek, öğretmenseniz kötü eğitim verecek, her ne iseniz görevinizi kötüye kullanacaksınız.” tarzında beyanatlar da vermekteydiler. Kısaca bir Siyonizm tanımı yapacak olursak; kaynağını -bozulmuş-[1] dinlerinden alan, kendi ırklarının üstünlüğüne inanan ve bu üstünlüklerini dünya çapında hissettirme yönelimi olan emperyalist eğilim, bu uğurda hiçbir milletin yaşam varlığını kabul etmeyen faşizan bir ideolojidir diyebiliriz.

Siyonizm ideolojisi, ilk olarak Avusturyalı gazeteci Theodor Herzl tarafından ortaya atılmış; Yahudi camiası tarafından kabul görmüştür.

Theodor Herzl kimdir?

Theodor Herzl (2 Mayıs 1860- 3 Temmuz 1904): Politik Siyonizm’in kurucusu, gazetecidir. Orta sınıf bir ailenin ferdidir. Viyana Üniversitesinde hukuk eğitimi aldı. Avukat sıfatını taşısa da mesleğinin yerine yazarlık yaptı, çeşitli oyunlar yazdı. O zamanlar İsrail devleti olmadığından bir Yahudi devletinin kurulmasını tasarladı. Siyonizm üstüne kapsamlı çalışmalar yaptı. Çalışmalarına hız katan en önemli unsur ise; Avrupa’nın Darwinist teorilerine göre diğer geri kalmış ülkeler üzerinde sömürgelerin başlaması ve yine bu teorinin başını çektiği ırkçılık propagandası ile gerçekleştirilen katliamlardır.

Yahudiler kendilerine vaat edildiğine inandıkları topraklara kavuşmak ümidiyle, ilk resmi adımı 29 Ağustos 1897’de Basel’de I. Siyonist Kongresi’ni düzenleyerek attılar. Bu kongrenin başkanlığını da Theodor Herzl yapmıştır. Basel Kongresiyle teşkilatlanmaya başlamışlardır. Mistik şekliyle çok eskiden beri ifade edilen siyonizmin sözü siyasi anlamda ancak 19. yüzyılda edilmeye başlanmıştır. Yahudiler, Basel Konferansından önce de büyük devletlerle irtibat kurarak birtakım siyasi oyunlar çevirmekteydiler. Ancak siyonist ideolojiye göre teşkilatlanmalarından sonra bu işi tek merkezden ve daha organize bir şekilde yürütmeye başlamış ve böylece güçlerini daha da artırmışlardır.

Theodor Herzl Basel Kongresi’nde kuracakları Yahudi Devleti’nin sınırlarını şöyle açıklıyordu:

“Kuzey sınırlarımız Kapadokya’daki (Orta Anadolu) dağlara kadar dayanır. Güneyde de Süveyş Kanalı’na. Sloganımız Davud ve Süleyman’ın Filistin’i olacaktır.”

Herzl, bütün dünya Yahudilerinin vereceği destekten emin olarak, kongrede şunları da söylemişti:

“Basel’de ben Yahudi Devleti’ni kurdum. Eğer bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde veya elli sene sonra herkes bunu böyle bilecektir.”

İsrail, gerçekten de Herzl’in söylediği bu sözden elli sene sonra kuruldu. Herzl’in sözlerinin bu kadar isabetle gerçekleşmesi ileri görüşlülüğünden kaynaklanıyor değildi elbet.

Sultan II. Abdülhamid ve Theodor Herzl Buluşması

Muharref (değiştirilmiş) Tevrat’ta vaat edilen topraklar, o tarihte Osmanlı Devleti’nin elinde bulunuyordu. Bu nedenle Yahudi liderler, Filistin’i Osmanlı’dan almak için ilk olarak Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu ekonomik bunalımdan faydalanarak Filistin’i satın almaya çalışmışlardır. Theodor Herzl İstanbul’a gelmiş ve Sultan II. Abdülhamit’le görüşmek için çok uğraşmıştır, bütün Osmanlı borçları karşılığında Filistin’den yer istemiştir.

Sultan II. Abdülhamit ise şu cevabı vermiştir:

‘Bu yerler bana ait değil milletime aittir. Bu yerlerin her karış toprağı için şehit verilmiştir.93 Harbi’nde Orduy-u Humayun’umun Filistin Alayı’nın askerleri, bir tanesi dönmemek üzere şehit olmuşlardır. Ben canlı vücud üzerinde paylaştırma yapamam. Filistin’e ancak cesetlerimiz üzerinden girilebilir. Böyle bir teklif yapan bir adam, bir adım daha atmasın ve memleketi terk etsin.’

Parayla toprak satın alma girişimleri Abdülhamit’in kararlı tutumuyla sonuçsuz kalınca; Siyonist hareket, Osmanlı’yı yıkmak için yoğun bir faaliyet başlattı. Herzl bu durumu kendi sözleriyle şöyle açıklamıştı:

“Siyonizmin amaçlarına ulaşabilmesi için Osmanlı’nın dağılmasını beklemeliyiz.”

Siyonistler, İsrail Devleti’ne izin vermeyen Abdülhamit’i kesin olarak saf dışı bırakmaya karar vermişlerdi. Planlarının gerçekleşmesi için dışarıdan yapılacak bir müdahalenin yeterli olmayacağını, dolayısıyla Abdülhamit karşıtı bir iç muhalefet grubuyla iş birliği yapmak gerektiğini düşünüyorlardı. Yahudi liderler bu noktadan hareketle amaçlarına, Abdülhamit’e karşıt olan, Jön Türklerle yapılacak iş birliği sayesinde ulaşabileceklerini düşünmüşlerdir.

Siyonist lider Theodor Herzl bu tarihi kararı şöyle dile getiriyor:

“Bir tek plan aklıma geliyor. Sultan’a karşı bir kampanya açmalı, bu iş için de sürgün edilmiş prensler ve Jön Türklerle temas kurmalı.”

Siyonistler Jön Türkler ve daha sonra da İttihat Terakki hareketiyle sıkı ilişkiler kurmuşlardır. Sultan II. Abdülhamit’in devrilmesi için destek vermişlerdir.

“Birçok Avrupalı yazar, Jön Türk hareketini ve İttihatçıları, Yahudilerin, dönmelerin ve gizli Yahudilerin elinde oyuncak olan bir Yahudi- Mason komplosu olarak nitelemiştir.”[2]

Siyonizmin Geldiği Nokta

Siyonist hareketin önderliğini yapanların çoğu dindar değildi. Amaçları toplumu din eksenine göre değil, millet eksenine göre yaratmaktı. Osmanlı Devleti’nin yıkılışının ardından bu hareketin mensupları Yahudileri Filistin’e yerleştirme projesini hızla hayata geçirdiler. II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin soykırımına uğrayan Yahudiler, büyük kafileler halinde, Filistin’e gizli göçler yaptılar. Aynı ırka mensup olanlar, tek çatı altında toplandılar. Yahudiler bu topraklarda devlet kurmayı hedeflerken dini değerlerden ziyade, ulusal değerleri ön plana çıkardılar.

II. Dünya Savaşının Yahudilerin müttefiklerinin galibiyetiyle sonuçlanmasının ardından İngiltere, ABD desteğini de almasıyla birlikte, Filistin meselesini Birleşmiş Millletler’e götürüp çözümlenmesini istemiştir. Birleşmiş Milletler 1947 Kasım ayında Filistin’in, biri Yahudi öteki Arap olmak üzere iki devlet arasında paylaşılmasına karar verdi. Kudüs şehrine ise Birleşmiş Milletler denetiminde milletlerarası bir bölge statüsü tanındı. Arapların hoşuna gitmeyen bu durum sonunda Filistin’de iç savaş başladı. Devam eden Arap- İsrail savaşlarında, kazanan emperyalist güçleri arkasına almış olan İsrail olmuştu.

14 Mayıs 1948’de BM paylaşım planı uyarınca David Ben- Gurion tarafından İsrail Devleti’nin kuruluşu ilan edilmiştir.

İşgalci, sömürgeci ve ırkçı bir ideoloji olan radikal Siyonizm elli yılı aşkın bir süredir Ortadoğu’da kan dökmektedir. Bölgede neredeyse hemen her gün bir çatışma yaşanmakta, pek çok masum insan; kadın, çocuk, genç, yaşlı bu acımasız savaşın hedefi olmaktadır. Siyonistler, sık kullandıkları “Topraksız bir halk için halksız bir toprak!” sloganıyla, Filistin topraklarında yaşayan Müslümanları yok saymışlardır. Aslında savaş sırasında gerçekleştirdikleri göç Ortadoğu’daki kargaşanın temel kaynağıdır. Siyonistler bu topraklara geldiklerinde, Müslümanlarla beraber yaşamak yerine onları evlerinden çıkarmış, yurtlarından sürmüşlerdir. Yaşanan son Gazze olayları bunun bir örneğidir.

Siyonizm, hedefindeki İsrail Devleti’nin kurulmasından sonra dünyayı ele geçirme amacı güden ırkçı, din dışı bir ideolojidir. Ortadoğu ile kalmamakta, tüm dünya ülkelerini tehdit etmektedir.

İsrail işgal rejiminin kurucularının şu zamana kadarki tüm yöneticileri Siyonizm ideolojisinin fikirleriyle beslenmiş ve bu fikirleri benimsemiş kimselerdir. Bu benimsemeden sonra büyük İsrail idealinden vazgeçmeleri ise mümkün değildir. Birtakım siyasi oyunlar dönmektedir ve bu oyunlardan en çarpıcı olanı da ‘barış’ adı altında olan stratejileridir. Dünyaya duyurduğu, Arap rejimine verdiği barış sinyali aslında Siyonistlerin büyük projesini gerçekleştirme yolundaki siyasetidir. 1994’te imzalanan “Vadi Araba” anlaşmasıyla, Ürdün’de Yahudilere gayrimenkul satılması yasağının kaldırılması ve yine burada istedikleri gibi şirket kurma, kamu- iktisadi kurumları satın alma gibi haklar tanınması, aynı 1918’de Filistin’i işgal etmelerinden sonra İngilizlerin Siyonistlere bu şekilde haklar tanımasına benzemektedir; ”Filistin’de mülk edinme, iktisadi alanları ele geçirme gibi…” Geçmişte Siyonistlere sunulan bu fırsatları, şu an da Ürdün Krallığı sağlamaktadır.

Bir Siyonistin Ruh Hali
“Yahudiler herkesle iş yapar, ama dostlukları sadece kendi içindedir. Dışlayıcı ve kendi içlerine kapalıdırlar; kuşkusuz bunda dinlerinin de payı vardır. Ama ırksal içgüdülerinin en önemli göstergelerinden birine dönüşen kendini savunma gereksinimi de unutmamak gerekir. Dünyada daha etkili bir dayanışma ruhuna sahip, insanların birbirine daha çok omuz verdiği başka bir cemaat yoktur. Öyle ki onları ilgilendirebilecek her olay bu cemaatte önemli yankı bulur. Alışkın bir göz insanların tavırlarındaki heyecandan bu olayları ve yankılarını ayırt edebilir. Bu gözlem kuşkusuz diğer cemaatler içinde yapılabilir, ama Yahudilerde iş çok daha belirginleşir. Kendilerini etkisi olmayacak her şeye karşı ilgisiz kalırlar; olaylarla ancak kendi hedeflerine ya da çıkarlarına uydukları oranda ilgilenirler. Gerek koşullardan yararlanmak, gerekse sorumluluktan kaçmak konusunda çok beceriklidirler; kimi zaman hiç belli etmeden yabancı aracılar kullanarak işlerine gelecek kimi olayları kışkırttıkları bile görülür. Politikaları hep aynıdır; ama önlerine koydukları hedefe ulaşmak için başvurdukları araçlar ve formüller sadece koşullara göre değil, aynı zamanda bir ülkeden diğerine ve ortamdan ortama değişebilir.”[3]

Siyonizm ve Türkiye
“Siyonist, sadece Tapınağını kuracağı ve iki bin yıllık bir aradan sonra Tanrı’ya yeniden sunmaya başlayacağı yakılmış kurbanların dumanlarının tüteceği kayalık Filistin’i değil, kullanılmamış zenginlikleriyle, stratejik noktalarıyla, Akdeniz’in bir Güney Baltık denizine dönüşmesini engelleyen ulaşım yollarıyla tüm Türkiye’yi istemektedir.”[4]

Tevrat’ın Tensiye bölümünde (12/25) yer alan kısım, Siyonistlerin inanışlarının ne yönde olduğunu gözler önüne sermektedir. “O zaman Rab bütün milletleri önünden kovacak ve sizden büyük kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. Ayak tabanınızın bastığı her yer sizin olacak. Sınırınız çölden Lübnan’dan ırmaktan, Fırat ırmağından garp denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak, Allah’ınız Rab size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır”.

Bir Siyonist açısından Türkiye’nin jeopolitik konumu gözler önündedir. Bu türlü oyunlara karşı gözümüzü açık, dimağımızı taze tutmalıyız. Son yaşanan mayınlı arazi temizleme olayında eğer Türk firmaları ve TSK ihaleyi almazsa bu teknolojiye sahip İsrail kapıda hazır beklemektedir. Böyle bir hakkı elde eden İsrail’in neler yapabileceği ortadadır. Bu, sadece güncel bir olay olduğu için örnek teşkil etmektedir. Türkiye topraklarında bunun gibi birçok mesele mevcuttur ve mevcut olmaya devam edecektir. Ancak şurası da yadsınamaz bir gerçektir ki; Türkiye ne Filistin’dir ne de Ürdün…

Unutulmamalıdır ki;

Karanlığı ışık, zulmü adalet ortadan kaldırır… Dünya bu adalete susamış vaziyettedir.

Dipnotlar
[1] “Siyonistler’in siyasi ideolojileri için kullandıkları Tevrat; Allah-u Teala’nın Hz.Musa’ya vahyettiği mübarek kitaplardan biridir. Maide Suresi 44. ayette “Gerçek şu ki, biz Tevrat’ı, içinde bir hidayet ve nur olarak gönderdik…” yine Ku’ran’da Tevrat’ın tahrip edildiğini bildirilmektedir. Bugün okunan Tevrat, muharref(değişitirilmiş)tir.”
[2] Bu tür nitelendirmeler bizlere ait olamaz. Burada anlatılmak istenen Yahudilerin menfaatleri doğrultusunda yaptırım yapabilme yeteneğini göstermektir. Bizim böyle bir iddiamız olamaz.
[3] Bu paragraf Bertrand Bareilles’in Güncel Yayıncılık tarafından basılan “İstanbul’un Frenk ve Levanten Mahalleleri” adlı kitabından özetlenerek alıntılanmıştır.
[4] A.G.E den alınmıştır.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
istanbul escort atasehir escort mecidiyekoy escort halkali escort bahcesehir escort