Son Dakika
17 Ağustos 2017 Perşembe

Muhafazakarlık

29 Mayıs 2014 Perşembe, 15:42

Muhafazakârlık, “muhafaza etmek” kelimesinden türeyen, yani bir şeyi korumak, kollamak anlamına gelen bir kelimedir. Bu açıdan bakıldığında muhafazakârlık, uzun dönemden geçerek yerleşmiş olan geleneklerin ve kurumların muhafaza edilmesini öngören bir siyasi ve sosyal akımdır. Batı politikalarında, muhafazakârlık kavramının ortaya çıkışı Edmund Burke’e dayandırılır. Dünya’da birçok muhafazakâr parti örneği bulabiliriz. Bunların başında ise ABD’deki Cumhuriyetçi Parti, Britanya’da Muhafazakâr Parti, Japonya’da Liberal Demokrat Parti ve Avustralya’da Avustralya Liberal Parti sayılabilir.

Batı’da Muhafazakâr Düşüncenin Gelişimi:
Başlangıçtan itibaren bazı politikalara “muhafazakâr” diyebilsek de muhafazakârlığın siyasi bir düşünce olarak ortaya çıkışını Aydınlanma Çağı ve Fransız İhtilali’ne götürmek daha doğru olur. Birçok düşünür de muhafazakârlığın ortaya çıkışını Reform dönemine tepki olarak görür. Edmund Burke ile birlikte ise muhafazakârlık adı daha sistematik hale gelir.
Edmund Burke Amerikan İhtilali’ni savunurken, Fransız İhtilali’ne karşı çıkmıştır, çünkü Fransız İhtilali’ni şiddet dolu ve kaotik görmüştür.[1] Burke, klasik muhafazakâr pozisyonu ile, muhafazakârlığın bir ideolojisi olmadığını savunmuştur. Burke, fikirlerini Aydınlanma Çağı ile ortaya çıkan soyut ve hayalî kavramlara karşı durma olarak belirlemiştir. Modernizmin aynı zamanda eleştirisini yapmıştır.

Burke’e göre akıl herkeste eşit değildir ve bundan dolayıdır ki bazı kişiler diğerlerine göre ülkeyi daha iyi idare edebilirler. Devlet idaresinin uygun yöntemini akla dayanarak yaratılacak olan soyut kurumlarda değil, daha ziyade devletin uzun dönemden beri gelen bazı kurumlarında, deneyimlerle oluşan yapılarında ve aile ve Kilise gibi diğer önemli toplumsal kurumların devamlılığında aramak gerekir. Ona göre gelenekler, geçmiş olan birçok neslin katkılarıyla ve zamanın bu katkıları test etmesiyle oluşmuşlardır. Diğer taraftan ise akıl sadece bir adama özgü olabilir ve sadece o neslin test sonucuna bağlanabilir. Burke’e göre eğer değişim olacak ise de bu ancak, devrimsel olmaktan ziyade organik, yani kendi içinde yavaş bir süreçte olabilir.

Muhafazakârlar mülkiyet hakkının şiddetli savunucularındandırlar. Bazı muhafazakârlar değiştirilmiş bir serbest piyasa düzenini savunurlar, onlara göre devletin görevi bir taraftan pazar rekabetini artırmak iken, diğer taraftan ise ulusal çıkarları, toplumu ve kimliği korumaktır. Birçok muhafazakâr, egemen devlet anlayışının güçlü savunucularındandır ve aynı zamanda milletlerini tanımlarken vatanseverlik duygusuna vurgu yapar.

Değişik Ülkelerde Muhafazakârlık
ABD’de muhafazakârlık denildiği zaman birçok öğeyi kapsayan bir muhafazakârlıktan bahsedebiliriz. Bunların arasında arz-yönlü iktisat[2], toplumsal muhafazakârlık, liberteryen muhafazakârlık[3], dini muhafazakârlık ve güçlü bir ordu sayılabilir. Günümüzdeki Amerikan muhafazakârlığını Edmund Burke’ün düşüncelerine dayandırmak doğru olur. Eski Amerikan başkanı ve aynı zamanda neo-conların politikalarının atası sayılan Ronald Reagan, ABD’deki muhafazakârlığın en önemli sembolü sayılabilir. ABD’deki sosyal muhafazakârlar aile ve Kilise gibi toplumsal kurumların önemine vurgu yaparlar, aynı zamanda evliliği bir erkek ile bir kadının hayatlarını birleştirmesi olarak gördüklerinden, çok eşlilik ya da eşcinsel evliliğe karşı çıkarlar.

Britanya’da muhafazakârlık denince akla gelen ilk isim Edmund Burke ve zamanında içinde bulunduğu parti olan Troy Partisi’dir (ki daha sonradan adı Muhafazakâr Parti olacaktır). Benjamin Disraeli’nin partinin başına geçmesi ile birlikte, Muhafazakâr Parti tam anlamıyla yenileşme sürecine girmiştir. Onun döneminde endüstrileşmeye karşı çıkılmış, tıpkı Karl Marx gibi endüstrileşmenin insanı yabancılaştırıldığı üzerinde durulmuş, fakat Marx’tan farklı olarak organik bir toplum yaratılması gerektiği üzerinde durulmuştur. Bu organik toplumda, farklı gruplardan farklı insanların da bu topluma entegre edilerek bir nevi iş bölümü yapılması gerektiği düşünülmüştür. Bu “tek millet” anlayışı, günümüz Britanya muhafazakârlığının da temelini oluşturan düşüncelerden biridir. Britanya için bir diğer önemli gelişme ise Margaret Thatcher’in başbakanlığıdır. Onun başbakanlığı ile birlikte Britanya muhafazakârlığı evrim geçirmiş, daha çok serbest piyasa ekonomisine önem verir hale gelmiştir.

Kıta Avrupasında ise durum hemen hemen Britanya’dakine benzer şekildedir. Burada muhafazakârlığın en önemli temsilcileri Hıristiyan Demokratlardır. Bunun en büyük örneğini ise Almanya’da görmekteyiz. Almanya’daki bu gelenekleri 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki Katolik partilere dayandırmak mümkündür. Fakat daha sonraları burada da muhafazakârlık evrim geçirmiş, bu evrim ise daha ziyade dini boyutta olmuştur. Örneğin Alman ve Hollandalı Hıristiyan Demokratlar, sadece Katoliklerden değil, aynı zamanda Protestanlardan da üyeler bulundurmaktadır.

Avustralya’daki muhafazakârlık daha ziyade Britanya’daki muhafazakârlıktan etkilenmiştir. Buradaki muhafazakârlığın içine toplumsal muhafazakârlık, Britanya İmparatorluğu milliyetçileri, kırsal kesimin çıkarlarını savunan organizasyonlar, anti-sosyalist Katolikler, köktendinci Hıristiyanlar ve serbest piyasayı savunanlar dâhildir.

Japonya’da muhafazakârlığı Liberal Demokrat Parti temsil etmektedir. Bu parti kendisini hızlı, ihraç ikame ekonomik büyüme ve ABD ile yakın ilişkiler kurmaya oturtan bir parti olarak tanımlar. Bu partinin bir diğer amacı ise özellikle 1990’lardan sonra Japonya’yı Asya-Pasifik bölgesinde daha aktif role büründürmek, Japon ekonomisini uluslararası hale getirmek, yüksek teknolojili bilişim toplumu yaratmak ve bilimsel araştırmayı teşvik etmek olarak sayılabilir.

İsrail’de ise ana muhafazakâr parti Likud Partisi’dir. Likud’un temel ekonomik politikası serbest piyasa ekonomisidir. Likud, adını Filistinliler üzerinde uyguladığı şahin politikalarıyla duyurmuştur. Bu politikalar arasında ayrı bir Filistin devletine karşı çıkmak ile Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki Yahudi yerleşim birimlerini desteklemek de vardır.

Türkiye’de Muhafazakârlık
Türkiye’de muhafazakârlık ile İslamcılık sık sık karıştırılan kavramlardır. Hâlbuki birbirlerinden farklı olan bu kavramlar, sadece halk arasında değil, aydınlar ve gazetelerde dahi birbirlerinin yerine kullanılmaktadır.

Türkiye’de muhafazakârlığı merkez-sağ olarak addetmek en doğrusudur. Bu açıdan bakıldığında muhafazakârlık Türkiye’deki en etkili siyasi hareket olarak görülebilir. Türkiye’nin tam anlamıyla demokrasiye geçtiği 1946 yılından itibaren neredeyse her seçimde merkez-sağ partiler çok önemli başarılar elde etmiş, tek başına iktidar haline gelebilmişlerdir. Adnan Menderes’in Demokrat Parti’si ile başlayan, Süleyman Demirel’in Adalet Partisi ile Doğru Yol Partisi ile devam eden, Turgut Özal’ın Anavatan Partisi ile süren bu çizgi Türkiye’deki en önemli ve en etkili hareket olmuştur.

Bu hareketin bu kadar güçlü olmasının temel sebebi ise Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısıdır. Özellikle İç ve Doğu Anadolu’da yaşayan halkın bu muhafazakâr yapısı, seçimlerde de bu partilere başarı getirmiştir.

Ülkücü Hareket’e Göre Muhafazakârlık
Muhafazakârlık, Ülkücü Hareket’in bakış açısıyla tamamı ile kabul edilebilecek bir fikir yapısı değildir. Ülkücü Hareket’e göre devletin yapısını, milletin geleneklerini, dilini ve inancını muhafaza etmek gerekmektedir. Ancak her türlü konuda mevcut düzeni koruma yoluna gitmek yanlıştır. Günümüzün gereklerine uyum sağlayamayan kurumları düzeltmek, değiştirmek gerekmektedir. Mevcut yapıyı korumak uğruna işlemeyen kurumların varlığına müsaade etmek, günün şartlarına uygun değişiklikleri yapmamak en az her türlü değeri yok etmeyi amaçlayan anarşizm kadar zararlıdır.

Ülkücü Hareket’i ‘muhafazakâr’ bir siyasi hareket olarak tanımlamak son derece yanlıştır. Çünkü Türk Milliyetçiliği fikir sisteminde salt muhafazakar anlayış bulunmamakla birlikte daha iyiyi hedefleme yolunda çağdaş adımların atılması ve projelerin üretilmesi mutlaktır.

Dipnotlar
[1]Burke, E. (2005). Reflections on the Revolution in France . Londra: Packard Technologies.
[2]Arz-yönlü iktisat ekonomik büyümenin insanların mal ve servisler üreterek ve düzenlemeleri azaltıp geniş bir esneklik verilerek sağlanacağını öngören bir iktisadi düşüncedir.
[3]Liberteryen muhafazakârlık liberalizmdeki ekonomide devletin rolünü azaltan ve insan haklarını öne çıkaran anlayışın muhafazakârlığa uyarlanmasıdır.

Kaynakça
Beneton, Philippe. (1991). Muhafazakarlık. İstanbul: İletişim Yayınları.
Burke, Edmund. (2005). Reflections on the Revolution in France . Londra: Packard Technologies.
Vural, Mehmet. (2003). Siyaset Felsefesi Açısından Muhafazakarlık. Ankara: Elis Yayınları.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz