Son Dakika
26 Eylül 2017 Salı

Köktendincilik (Fundamentalizm)

29 Mayıs 2014 Perşembe, 15:44

Köktendincilik ya da fundamentalizm modern toplumsal ve siyasi hayatın getirdiği olumsuzluklara karşı dini doktrinlere sıkı sıkıya bağlılıktan doğan bir ideolojidir. Fundamentalizm kelimesi 20. yüzyılın başlarında ABD’de Protestan toplum içinde ortaya çıkmaya başlayan bir düşünceler sistemini tasvir etmek için kullanılırken, Fundamentalizm ilk başlarda daha ziyade aşağılayıcı amaçla kullanıldı.

Fundamentalizm bir hareket olarak ilk başlarda ABD’de ortaya çıktı. I. Dünya Savaşı’nın hemen ardından ise Baptist mezhebi ve diğer mezheplerin üyeleri arasında hızla yayılmaya başladı. Bu hareketin amacı Protestan Hıristiyanlığı tekrardan canlandırmak ve liberal teoloji, Darwinizm ve zararlı tüm hareketlere karşı Hıristiyanlığı korumaktı.
1979-80 yıllarında İran’da yaşanan rehine krizi ile birlikte fundamentalizm anlamında çok önemli bir kırılma yaşandı. Medya bu yaşananları ABD’deki Hıristiyan hareketten esinlenerek fundamentalizmin İslam versiyonu şeklinde tasvir etti. Böylece, İslami köktendincilik hareketi ortaya çıkmış oldu. Günümüzde köktendincilik denince akla gelen ilk türü de İslami versiyonudur.

Köktendinciliğin Türleri
Hıristiyan köktendinciler İncil’i mutlak doğru olarak görürler. Fundamentalist kelimesi bugün “beş temeli” benimsemiş birçok türdeki Protestan mezheplerini tasvir için kullanılır. Zaman içinde terim Evanjelik Protestanları tasvir etmek amacıyla kullanılır oldu.

Yahudi köktendinciğinde birçok Yahudi mezhebi Tanah’ın[1] tek başına okunmasının yeterli olmadığını düşünmektedir; bunun yanında Mişna[2], Talmud[3], Gemara[4] ve Midraş[5] da gerekir. Ortodoks Yahudiliği Tanah’ı kutsal, mutlak ve değiştirilmeden gelmiş olarak kabul eder, o yüzden diğerlerinden farklı olarak Ortodoks Yahudiliği Tanah’ı kelimesi kelimesine okumayı tercih eder. Ayrıca, Ortodoks Yahudiliğinin taraftarları Mişna, Talmud ve Midraş’ın da kutsal ve mutlak olduğuna inanırlar.

İslamcılık
İslamcılara göre İslamiyet sadece bir din değil, aynı zamanda siyasi bir harekettir; modern Müslümanlar, kökenleri olan İslami köktendinciliğe dönmeli ve siyasi olarak birleşmelidirler. İslamcılık tartışmalı bir kavramdır ve tanımı üstünde tam anlamıyla bir görüş birliği sağlanamamıştır. Önde gelen İslamcı düşünürler şeriatın geri gelmesini, ümmetin birleşmesini ve Müslüman olmayan öğelerin atılmasını savunmaktadırlar.

Bazı gözlemciler İslamcılığın doktrinlerinin daha az katı olduğunu ve bunun kimlik siyaseti üstünden gittiğini savunurlar. Fakat diğer gözlemciler ise bu hareketi İslami bir militan ve antidemokratik hareket olarak görürler. İslamcı olarak tabir edilen düşünürler ise bu terimin kullanılmamasından yanadır, çünkü onlara göre herkes olması gerektiği kadar Müslüman’dır. Benzer şekilde, bazıları ise siyasi İslam kelimesi yerine aktivist İslam denmesini tercih ediyorlar. Önemli İslamcılar olarak Muhammed İkbal, Cemaleddin Afgani, Seyyid Kutub ve Ruhullah Humeyni sayılabilir.

İslamcılık birçok şekilde vücut bulmuştur ve farklı şekillerde taktikler ve stratejiler izlemiştir. Bu yüzden, İslamcı hareket derken birleşik bir hareketten bahsetmemiz doğru olmaz. Daha ılımlı bir çizgi izleyen ve demokratik süreç içerisinde yer almayı kabul eden harekete Türkiye’de Milli Görüş’ün son dönemlerdeki evrim geçirmiş hali ve onun ılımlı uzantısı olan AKP katılabilir. Lübnan’daki Hizbullah ise bir yandan seçimlere girer iken, aynı zamanda askeri bir kanat da bulundurmaktadır. Radikal İslamcı olarak El-Kaide ise demokrasiyi ve onu savunanları (ki onlara göre kâfirdirler) reddetmekte, şiddet içerikli bir cihat anlayışı gütmektedir. İslamcı hareket içinde bir başka ayrım ise “geleneklerin koruyucusu olan” Seleffiye ve Vahhabilik ile “değişimin öncüsü” Müslüman Kardeşler arasında yaşanmaktadır.

İslamcılığın temel kaynakları şu şekilde sıralanabilir:

1. Batı’dan yabancılaşma: Yüzyıllar boyunca İslamiyet’in medeniyetin beşiği olması, Batı medeniyeti gibi alternatif bir medeniyete karşı direnç gösterilmesine sebep oldu. Aynı zamanda yüzyıllar boyunca, ilk başta İber Yarımadasının fethi, daha sonra Haçlı Seferleri ve en son olarak da Osmanlı İmparatorluğu’nun fetihleri ile birlikte İslamiyet ile Hıristiyanlık hep karşı karşıya geldi. Bu da iki din arasında karşılıklı nefretin artmasına sebep oldu. İslamcılara göre, asıl tehdit siyasi ya da ekonomik olmaktan ziyade kültüreldir. Aynı zamanda, hem Batı hem de İslamiyet için tehdit olan komünist rejimin çökmesi ile ortak düşmanın kalmaması da bu konuda etkin rol oynadı.

2. İslamiyet’in yeniden dirilmesi: İslamiyet’e bağlılığın yeniden dirilmesi birkaç olaya bağlanabilir. Kur’an-ı Kerim’e göre İslamiyet müminlere zafer ve başarı vaat ediyor. Mesela Tevbe Suresi’nin 14. Ayetinde “Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azaplandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü’minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.” denilmektedir. Ayrıca, Arap ordularının İsrail’e karşı savaşırken söylemlerinde İslami öğelerden ziyade milliyetçi öğeler kullanmaları, fakat savaşların tam hezimetle bitmesinden sonra, savaşın kaybedilmesinin nedenlerinden birisi olarak İslami söylemin az kullanılması gösterilmiştir. Bu da artık savaşlarda daha çok İslami söylem – Allahuekber gibi – kullanılmasına yol açmıştır. Yom Kippur Savaşı sırasında Müslüman ülkelerin İsrail’e yardım eden ülkelere petrol ambargosu uygulayıp petrol fiyatlarının bir anda tavan yapmasına sebep olmalarından sonra, bu coğrafyada yaşayan birçok Müslümanın, petrolü Allah’ın bir lütfu olarak görmesini sağlamıştır. Tüm bunlar İslam coğrafyasında Müslümanlığın etnik kimliklerin önüne geçip birinci kimlik olmasına sebep olmuş, bu da daha çok İslami söylemli siyasetler geliştirilmesine yol açmıştır.

3. Statükodan memnuniyetsizlik: Müslümanlığın doğduğu coğrafya olan Arap dünyası ekonomik bir durgunluk içerisindedir. Bu durgunluğun ise Osmanlı halifesinin ilga edilmesi ile birlikte ortaya çıkan yeni devletlerin halkın ihtiyaçlarına cevap verememesi ve halifeliğin ortadan kalkmasının sonucu olarak halkın sorunları için başvurabilecekleri kurumun ortadan kalkması ile başladığı savunulmuştur. Ayrıca, ekonomik durgunluk ile birlikte hızla artan nüfus, Kahire, İstanbul, Tahran, Karaçi, Dakka ve Cakarta gibi şehirlerde yığılmalara sebep olmuş, fakat buralara göç eden gençler iş bulamamışlardır. Burada yaşayan batılılaşmış kentsel elit tabakanın durumunun, İslamiyet’in temelinde yatan eşitlikçi anlayışa ters gelmesi bir nefret oluşturmuş ve büyük kentlere göç edenlerin kendilerini bazı İslami yapılanmaların içinde bulmalarına sebep olmuştur.

Türkiye’de İslamcılık
Türkiye’de İslamcı hareketin temelini 1969’da Necmettin Erbakan’ın başlattığı Bağımsızlar Hareketi ve onun partileşme süreci olan Milli Nizam Partisi’ne götürmek mümkündür. Bu hareketin genel adı ise Milli Görüş’tür. Erbakan’ın partileşme süreci dönemler boyunca kesintilere uğramıştır. 1969 yılında Milli Nizam Partisi’ni kurduktan sonra, parti 1971’de kapatılmış, 1972’de ise Milli Selamet Partisi’ni kurmuştur. Bu arada parti bir dönem CHP ile (1973 – 1974) koalisyon kurmuş ve Milliyetçi Cephe hükümetlerinde görev almıştır. Parti 1980 darbesiyle kapatılmıştır.

Erbakan’ın bu sefer sahneye çıkışı 1983 yılında kurulan Refah Partisi ile olmuştur. 1987 yılında siyasi yasağı kalktığında Refah Partisi’nin başına geçmiştir. 1995 seçimlerinde önemli bir başarı elde eden Erbakan, 1996’da DYP ile koalisyon hükümeti kurmuştur, fakat parti 1998 yılında kapatılmıştır. RP kapatılmadan önce ise Fazilet Partisi kurulmuş (1997), fakat o da RP’nin devamı olduğu gerekçesiyle 2001 yılında kapatılmıştır. Milli Görüş’ün günümüzdeki temsilcisi 2001’de kurulan Saadet Partisi’dir.

Türkiye’deki İslamcı hareketin bir de örgütsel tabanda olanları vardır. Bunun başını ise İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi (İBDA-C) çeker. Temel amaçları federatif bir İslami cumhuriyet kurmak, bunun içinse “cihat” temelli silahlı saldırılar düzenlemektir. Şii, Alevi, Hıristiyan ve Yahudi düşmanlığının temellerini oluşturur. Örgüt 1970 yılında Salih Mirzabeyoğlu tarafından kuruldu. 1990’lı yıllardan itibaren ise hareketlerine şiddeti de dâhil ettiler ve birçok bombalama eylemi gerçekleştirdiler.

 

Dipnotlar
[1]Tanah Tevrat ile Zebur’u kapsayan Yahudilerin dini kitabı.
[2]Mişna Talmud’un ilk bölümü
[3]Talmud Yahudi medeni hukuku, tören kuralları ve efsanelerini kapsayan dini metinlerdir.
[4]Gemara Talmud’un ikinci bölümü
[5]Midraş Yahudilikte kutsal metinlerin okunup değerlendirilmesidir. İslam’daki tefsire eşittir.

Kaynakça
Fuller, Graham. E. (2008). Siyasal İslamın Geleceği. İstanbul: Timaş Yayınevi.
Halliday, Fred. (2003). Islam and The Myth of Confrontation. Londra: I.B. Tauris.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz