Son Dakika
21 Eylül 2017 Perşembe

Küresel Ekonomik Krizler

20 Mayıs 2014 Salı, 20:17

DÜNYANIN İLK GÖZ AĞRISI(!): 1929 BUHRANI

1929 buhranı iktisatçılar tarafından gelmiş geçmiş en büyük kriz olarak nitelendirilmektedir ve öyle ki iktisatçılar bu krizin dünyada savaş etkisi yarattığı konusunda hemfikirdirler. Krizin oluşum ve ortaya çıkış sürecine genel olarak baktığımızda durum çok iyi bir dönemin ardından gelen felaket tablosu olarak karşımıza çıkar.
I.Dünya Savaşından sonra hızla sanayileşen Amerika da üretim çığ gibi artmaktaydı dolayısıyla işsizlik de azalıyordu ve ekonomi büyük bir hızla gelişme- genişleme sürecine girmişti. Bu olumlu gelişmelerle birlikte borsa da devamlı bir şekilde yükselmekteydi. Öyle ki bu yıllara ‘Kükreyen 20’ler’ adı verilmişti

Bahsedilen “Kükreyen 20’ler”e baktığımızda ‘Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.’ felsefesinin hakim olduğu ekonomik yapı dünya ekonomisini birbiriyle entegre hale getirmişti. Bu yıllarda otomotivden  enerji alanına aklımıza gelebilecek her alanda inanılmaz gelişmeler yaşanmaktaydı. Az sonra bahsedeceğim gelişmelerle birlikte artık işçilerle ‘asil’ diye tabir edilen insanlar arasında ki uçurum azalacaktı.

“Kükreyen 20’ler”in en önemli buluşlarından biri de ‘seri üretim’di. Henry Ford’un bu buluşu ile üretim katlanmaya başladı. Otomobil açısından baktığımızda üretim sayısı 4-5 katına çıktı ve otomobil fiyatları düştü.  Sonrasında Ford “Üretimin tüketilebilmesi gerekir, bunun için de gelir artmalı.” mantığından hareketle görülmemiş bir çıkış daha yaparak işçi ücretlerini günde 5 dolar gibi bir seviyeye çıkardı. Tarihte ilk kez işçiler kendi ürettikleri otomobilleri satın alma gücüne kavuştu. Yıllık izin kavramı da gündeme gelmişti o dönemlerde. Dolayısıyla turizm sektörü de canlanmıştı. Bu gelişmeler saydığımız kadarıyla kalmamış hayatın her alanında kendini belirgin derecede göstermişti.öyle ki ‘sanat’ bile telakki edilir olmuştu artık.

Ancak işler hep böyle güllük-gülistanlık gitmedi.Galbraith krizi anlattığı kitabında şunları aktarıyor; Yıllık Ulusal İş Konferansının yapıldığı gün Babson isimli ekonomist kürsüde ‘Borsanın çökmesi kaçınılmaz.’,  ‘Sonuçlar çok kötü olacak.’ gibi sözler söylemiş ancak her şeyin yolunda göründüğü ekonomide bu sözler ciddiye alınmamış ve  Babson New York Borsası tarafından yalanlanarak ‘Wallesley Kahini’ diye anılmıştır.

Üretimin bu kadar artması, tekel şirketlerin -ülke ekonomisini çökertebilecek derecede- müthiş güçlenişi sonucu ve bankacılık sektörünün yeterli düzeyde gelişmemiş olması tehlikeye kapı açmıştı. 1920’lerde Amerika da günde 4-5 banka açılmaktaydı. Bankacılık sisteminin gelişmemiş olması bir süre sonra bankaların geri batmasına neden olmaya başlamıştı. Ancak ekonominin iyiye gidiyor olması ile bu durum pek de dikkate alınmıyordu. Yabancı yatırımcıların New York borsasından çekilmeleriyle başlayan hızlı düşüş, 24 Ekim 1929 Perşembe günü New York borsasının çökmesiyle dünyayı 10 yıl kadar içinde sürükleyecek krizi başlatmıştı. İnsanların alım güçleri zayıflamış, talep azalmıştı. Aşırı üretim sonucu üretilen malların fiyatları düşmüş üretici gelir elde edemez hale gelmiştir. Amerikan ekonomisinden 30 milyar dolar bir anda buhar olmuştu.

Krizin nedenleri ile ilgili birçok çalışma yapıldı ve genel olarak krize şunların yol açtığı söylendi.

Gelir dağılımı dengesizliği, şirketlerin mali durumları arasındaki dengesizlik, bankaların yapılanmalarındaki bozukluk, dış ödemeler dengesindeki bozukluk, ekonomi yönetiminde tecrübesizlik, parada altın standartlarında ısrar.

Aşırı Üretim Efsanesi

Avrupa’nın başlıca ülkeleri üretim güçlerinin savaş tarafından gitgide fazla emildiğini gördüler. Bu zaman zarfında denizaşırı ülkeler kendi üretimlerini artırdılar: önce kendi ihtiyaçları için ve artık yetersiz kalan Avrupa çıkışlı ithalat açığını kapamak için bu böyle oldu; sonra da, Avrupa’nın, savaş yüzünden ölçüsüzce artmış olan ihtiyaçlarını karşılamak için böyle oldu. Savaş bitince, üretimini yeniden kurması için Avrupa’ya ancak birkaç yıl gerekli oldu; oysa denizaşırı ülkeler, gerektiğinde gümrük duvarlarıyla da koruyarak, sanayilerini geliştirmeye devam ettiler. Böyle olunca, Avrupa’nın yeniden kuruluşu tamamlandığında, dünyanın kendisini genelleşmiş bir aşırı üretim halinde bulmuş olmasına hiç şaşmamalıdır; öyle kapsamlı bir aşırı üretim ki ardından gelen kriz, izahını geniş ölçüde bunda bulabilir.

Bu izah basit ve mantıki olduğu ölçüde kendisini kolay kabul ettirir görünmektedir. Fakat bunu olaylar boyunca doğrulamak gerekir. İşte güçlükler burada başlamaktadır. Evvela, kısaca göründüğümüz şiddetli fiyat çalkantılarının etkisi bir kenara itilerek üretim hareketlerini ölçmek güçtür: zira bir bütünü kapsayan istatistiklerin çoğu, kantinler üzerinden değil, değerler üzerinden ifade edilmiştir. Sonra, nüfus artışı ve insanların muhtemel zenginleşmesi hesaba katılarak, normal tüketim imkânlarının nasıl değiştiğini belirlemek ve üretimin bu imkânları efektif olarak aşmış olup olmadığını görmek gerekir. “ Aşırı üretime kavramını ortaya çıkaran işte budur.

1925’ten itibaren üretimin, ihtiyaçları aştığını kabul etmek gerekir. O takdirde fiyatlar, satışları düzenleyen ve sınırlayan milletlerarası anlaşmalar sayesinde, sun-i olarak desteklenmiş olurdu. Fakat milletlerarası anlaşmalar ve karteller, satılmamış, stokların birikmesine varırdı. Mali kriz, fiyatları sürdürmek için meydana getirilmiş tekmil anlaşma, kartel, pools, vs.nin kenara itilmelerini çabuklaştırdı; sonra da, birikmiş stokların piyasaya aniden akması, fiyat düşmesini, felaket yaratan ölçülerde belirginleştirirdi. B. Nogaro tarafından tez budur.

Neticede: mümkündür ki bazı hallerde ve bazı mallar için az çok sinsi bir aşırı üretim, satışların ve fiyatların düşmesini güçlendirerek krizi ağırlaştırmış olsun. Fakat, istisnai şartlardan meselâ Büyük Savaş’ın izlerinden ileri gelmiş olsun olmasın, genel ve yoğun bir aşırı üretimin 1929 ekonomik musibetini hesaba katabilmiş olduğu söylenemez.

Wall Street’te “krach(patlama)” ve Amerikan Krizi
Amerika da ve dünyada mali istikrarı sağlama çabasında olanların korkusu, büyük bir spekülasyon baskısının, esasen dayanıksız dengelerini bozmasıydı. Amerikan tarihi bu gibi nöbetlere düşme örnekleriyle doluydu; ama bu nöbetler harabiyet getirmeden önce hiç görülmedik en güçlü ekonomik gelişmeye pek çok katkıda bulunmuştu. Şartlar şimdi de müsaitti: şiddetli fakat kısa süreli 1921 krizinden sonra, Avrupa paralarının gitgide düzelmesi, savaş sonrası imar ihtiyaçlarından doğan faaliyet, Amerikan ekonomik çevresinin tabii iyimserliğini destekliyordu.

Spekülasyon önce topraklarda görüldü; bu gerçi Birleşik Amerika’da alışılagelmiş bir olaydı. Ama bu defa, söz konusu olan, çabuk büyüme yolundaki sanayi ve ticaret şehirlerine yakın toprakların satın alınıp tekrar satılması değildi; gerçekleştirilecek artık-değer, güneşe ve tatil neşesine ilişkindi; parselleme ve inşaat nöbeti vaktiyle Côte d’Azur’de görüldüğü üzere, 1925-1926 da Florida’yı sardı. Hemen ardından, özellikle New York Borsasında, menkul kıymetler için büyük patlama başladı.
1929 sonbaharında, canlanma genel görünürken, New York Borsasında kurlar birden düşmeye başlıyor. Bu olayların tafsilatsına girmek yarasızdır zira bir günden ötekine yükselme ve düşme çalkantıları borsa konularında genel kuraldır. Belli başlı çizgileri vermekle yetinelim: eylülde, genel eğilim, o zamana kadar yükselme yönünde iken, istikrar buluyor hatta gerileme gösteriyor. Ekimin son haftasında gerçek bir şimşek çakıyor: senet fiyatlarında hızlı bir düşme; senet arzlarının tekmil rekorları kırdığı iki gerçek panik günü: 24 ekim, 13 milyon senet satıldı. New York Times sınaî değerler göstergesi, önceki 12 ayın kârlarını silerek 43 puan kaybetti. Daha da rastlanmamış bir olay: Borsadaki düşme, kademeler halinde birçok yıllar sürecektir.

New York borsasındaki çöküntüyü, hiçbir zaman görülmemiş derinlikte ve genişlikte ekonomik kriz izlemiştir. Fakat ikisi arasındaki ilişki kendiliğinden kurulmuş değildir, hatta anlaşılması pek kolay değildir. Günümüzde görülen borsa krizlerinin normal etkisi uzun süreli yatırımları daha güç hale getirmesinde görülür; ama cari ekonomik faaliyete yansımaz. XIX. Yüzyıl krizleri öyle bir zamanda vukua geliyordu ki, çok geniş ve çok pahalı olan yeni işletmeler, umulan ve kendilerine sermaye getirenlere aktarılan randımanı elde edememekteydiler. Borsa patlamaları ekonomik konjonktürdeki tersine dönüşün sebebi değil işareti idi. 1929 krizinin ortaya çıkışı ise aynı biçimde olmuyor; bu kriz mesela metalürjide, aşırı fakat geçici gelişmeye yol açmış bir demiryolu inşa işinin ateşi sonucu değildir. XX. Yüzyılda ekonomik genişlemenin itici gücü olarak bazı yönlerden bağlantı kurmuş olan otomobil ve petrol 1929 da, demiryolunun ve metalürjinin 1873 teki rolünü oynamış görünmüyor.

Olup bitenleri anlamak için kredi sistemine doğru yönelmek gerekir. Borsanın felaketli ilk seansları sırasında, bankalardan her biri, kendisi de senetler portföyü üzerinde para kaybına uğramış olsun olmasın, yeni durumu karşılamak için alacağı tedbirlere sahiptir: mevduat sahiplerinin anormal miktarda para çekmelerini beklemelidir; zira bunlar da ya para kaybına uğramışlar ya da endişeye kapılmışlardır. Banka şu halde, likiditesini artıracak yani kredilerini kısacak ve kendisinin başka bankalardaki mevduatından bir kısım para çekecektir. Bütün bunlar ihtiyatla ve gizlice yapılır, zira hiçbir şey gerçek krizin patlamasına yol açmak kadar berbat olamaz. Binaenaleyh, aylar boyunca, halk ve hatta resmi makamlar, daha önce geçen olaylara dayanarak krizin kısa süreli olacağı, düzelmenin şimdiden ufukta belirdiği izlenimini alabilirler.

Türkiye’nin Buhranın Getirdiği Sorunlara Yaklaşımı
Türkiye’nin de bu krizden etkilenmemesi gibi bir durum söz konusu olamazdı. O yıllarda içerisinde yabacı sermaye bulundurmayan Türkiye krizin sancısını dış ticarette büyük ölçüde hissetmiştir. Tarımsal ürünleri ihraç eden Türkiye de dış ticaret hacmi daralmaya geçmişti. Tarımsal ürünlerin fiyatları düşmüş mallarını ihraç edemeyen ve satamayan çiftçiler zor duruma düşmüşlerdi. Sanayi mallarını ithal etmekte olan Türkiye dış ticaret hacminin de daralmasıyla büyük sıkıntı içine girmişti.

Türkiye Dünya Buhranına çevrede başarılı ulusal kurtuluş savaşlarından birinci gerçekleştirmiş bir ülke olarak giriyordu. Türkiye de buhrana karşı tutumu zaman ve mekândaki bu konumuna göre seçecekti.

Türkiye’nin buhrana girmesi ile birlikte alınacak önlemlerin tartışılması beraberinde, Türkiye’nin içine girdiği buhranın Dünya Buhranının bir sonucu mu olduğu, yoksa Dünya Buhranından tam bağımsız olmasa bile Türkiye’nin kendisine özgü bir buhran mı olduğu tartışması getirmiştir. Bu tartışma alınacak politika tedbirlerinin yönünü tayin etmesi bakımından önemlidir.

Türkiye’deki buhranın bir uzantısı olduğunu ileri süren çevreler, Türkiye’nin buhrana kendi başına bir çözüm bulamayacağını ancak dünya buhranın çözümlenmesine paralel olarak buhrandan çıkabileceğini savunmuşlardır. Bu nedenle Türkiye’nin de uluslar arası çözüm önerilerine katılmasını tavsiye etmektedirler. Bunlar genellikle liberal ekonomi eğitimi görmüş bürokratlar olmuştur. Fakat gün geçtikçe Batının en ileri merkezi teşkil eden kapitalist ülkelerinde bile ulusalcı açıdan kararlar alınması bunların önerilerini de zamanla aynı yolda geliştirmiştir.

Önerilecek temel politikanın seçilmesi açısından Türkiye’deki buhranın, dünya buhranı ile ilişkisinin belirlenmesi önem kazanmaktadır. Türk ekonomisinin dışa açık hale gelişinden sonra, dünya buhranlarından dışa bağımlılık derecesine paralel olarak etkileneceği açıktır. Nitekim 1880 yılına kadar uzanan Türk dış ticaretine ilişkin istatistikî gözlemler açıkça ortaya koymaktadır ki; Türk dış ticareti de dünya iktisadi dalgalanmalarına paralel olarak dalgalanmalar göstermektedir.

Türkiye’de dünya buhranından önemli derecede etkilenmiştir ama bir taraftan ekonomik yapısı diğer taraftan ulusal kurtuluş savaşı vermiş bir ülke olması bu buhranın birçok çevre ülkesinden göreli olarak daha hafif geçirmesine neden olmuştur. Türkiye’de de önemli siyasal düzenlemelere sebep olmuş liberal bir ekonomi politikasından devletçiliğe geçilmiştir.

KAYNAKÇA
J. NERE- 1929 Krizi- Çeviren: Prof. Dr. Vamık Toprak
1929 Dünya Buhranında Türkiye’nin İktisadi Politika Arayışları
Not: bu yazıdaki bazı bölümler bu kaynaklardan direkt olarak alınmıştır.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz