Son Dakika
23 Kasım 2017 Perşembe

Ermeni Meselesi

07 Mayıs 2014 Çarşamba, 14:10

Dr. Erkan Göksu
Kendilerini Anadolu’nun en eski kavimlerinden biri olarak gösterme çabası içinde olan Ermeni yazar ve tarihçileri, erken dönem Ermeni tarihi hakkında bir çok farklı iddia ileri sürmüşlerdir.
Bu iddialardan birinde, Ermenilerin tarihi Nuh tufanına (M.Ö. 2350) kadar götürülmüş ve Ermenilerin atası olarak kabul edilen Hayk’ın,[1] Nuh’un oğlu Yafes’in soyundan geldiği iddia edilmiştir.[2] Tufan bittikten sonra Nuh’un oğulları çevreye yayılmış, bunlardan bir kısmı Yafes ile birlikte Mezopotamya’ya gitmiştir. Babil kulesinin yapımında da çalışan Hayk, ailesiyle beraber Ermenistan’a gelmiş ve Ermeniler bu efsanevî kahramandan türemiştir. Hayk’ın, Ermenistan topraklarındaki hükümranlığının başlangıcı M.Ö. 2107 tarihi olup, Krallığının sınırlarını Babil’e kadar genişletmiştir. Bu soyun ve Ermeni Krallığının bölgedeki hâkimiyeti M.Ö. 2200-350 arasında devam etmiş ve bu süre içerisinde hüküm süren kral sayısı altmışı bulmuştur.[3]

ermeni-meselesi

Ermenilerin Doğu Anadolu’yu öz Ermeni vatanı olarak tanıtma çabalarına destek bulmak için ortaya attıkları bu iddia, gerçekçi olmaktan çok uzaktır. Bu konuda Ermeni Meselesi hakkında yaptığı başarılı çalışmalarla tanınan Azmi Süslü şunları söylemektedir: “Nuh’un insanlığın ikinci atası olduğu düşünülürse; Ermenilerin bu hikayeden yola çıkarak çizdikleri Ermenistan bölgesinde başka bir kavimden bahsetmemeleri, bütün toplulukların Ermeni soyundan geldiği sonucunu doğurur ki, bunun da bilimsel olarak kabul edilebilir bir tarafı yoktur.”[4]

Ermeni yazarların kökenleri ile ilgili ileri sürdükleri diğer bir iddia da kendilerini Urartular’a dayandıran görüştür.[5] Bu iddiaya göre Ermenistan adı, Urartu Kralı Aramu’dan gelmiştir. Ancak son dönem Ermeni tarihçilerce de artık pek itibar edilmeyen bu iddia da hiçbir bilimsel temele dayanmamaktadır. Zira Urartu dönemine ait hiçbir belgede Ermenilerden bahsedilmemekte; Ermenilerle Urartular arasında hiçbir kültürel bağ bulunmamaktadır.[6]

Ermenilerinin kökeni hakkında ileriye sürülen diğer bir görüş de, Ermenileri, Frikyalılar’a dayandırmaktadır. Son dönem Ermeni yazarlarınca oldukça rağbet gören bu iddiaya göre, Trakya’dan Anadolu’ya gelen Firikyalılarla beraber yaşayan Ermeniler M.Ö. VI-VII. yüzyıllarda Doğu Anadolu’ya göç etmişler ve Aras ve Ararat bölgesine yerleşmişlerdir.[7] Ermenilerin iddialarına kaynak teşkil eden temel kaynak, Herodot Tarihi’dir. Herodot, M.Ö. VI. yüzyıl başlarında Frikyalıların yanında Aras nehri havzasına bazı insan topluklarının geldiğini ve bunların İran’a karşı savaştıklarını zikretmektedir.[8] Bu tarihlerde İran Hükümdarı Darius’un M.Ö. VI. yüzyılın başlarında diktirdiği Behistun (Bistun) kitabelerinde Armina ve Arméniya kelimeleri de geçmektedir. Ermeni tarihçiler bu iki veriyi birleştirmek suretiyle, bir köken iddiası geliştirmişlerdir. Ancak Darius kitabesinde geçen Armina ve Arméniya kelimeleri ile, bugün Ermenistan denilen bölgenin “yukarı ülke” ve bu bölgede yaşayan insanların kastedildiği görülmektedir.[9] Diğer yandan Ermenilerin bu tarihlerde “Hay” adını kullandıkları, yani bu tarihlerde bir Ermeni milletinin varolmadığı bilinmektedir.[10]

Bu görüşlerin dışında Ermenilerin, Hititlerden geldiği,[11] Haylarla kuzeyden inip Tuna nehrini ve boğazları geçerek Anadolu’ya giren Armen’lerin karışımı (Hayk-Armen) oldukları,[12] Güney Kafkas ırkından geldikleri gibi iddialar da vardır.[13]

Görüldüğü gibi Ermenilerin erken tarihleri, kökenleri ve yaşadıkları bölge hakkında açık ve kesin bilgiler yoktur. Esasen yaşamış oldukları bölgelerin uzun yıllar büyük imparatorlukların nüfuzu altında olması ve bu bölgelerin çeşitli devletlerin mücadele sahası haline gelmesi, bölgede sürekli bir yönetimin ve müstakil bir Ermenistan’ın varlığını imkansız kılmıştır. Bütün bu gelişmeler, Ermenilerin yaşadığı coğrafyada büyük nüfus ve göç hareketlerini beraberinde getirmiştir.[14]

Ermenilerin tarih boyunca dağıldıkları coğrafya; bugünkü Ermenistan, Azerbaycan, Doğu Anadolu, Batı ve Kuzeybatı İran, Kuzey Irak, Kuzey Suriye ve Kilikya gibi oldukça geniş bir bölgedir. Ancak bu bölgeler, tarihin her döneminde  Ermenilerin dışında birçok toplumun yaşadığı, değişik milletler tarafından birçok devletin kurulduğu bölgelerdir. Dolayısıyla Ermenilerin bu bölgeyi Ermenistan olarak ifade etmeleri demek, bu coğrafyada varlık gösteren, devlet kuran diğer bütün toplumları reddetmek anlamına gelir ki, bu iddia tarihi gerçeklere tamamen ters düşmektedir.[15]

Ermeni tarihi hakkındaki bilgilere göre; Ermenilerin ilk göçleri, Doğu Anadolu’ya olmuştur. Bağımsız bir Ermeni krallığının Büyük Tigranes hakimiyetinde teşekkül ettiği bilinmektedir (M.Ö. 95-96). Tigranes’ten sonra Ermeniler; Roma, Sasani ve Bizans İmparatorluklarının vassalı olarak yaşamışlardır. Ermeni lordları arasındaki kavgalar, birlik şansını zayıflatmıştır. Fakat Bizans, Fars (İran) ve Arapların büyük imparatorlukları hakimiyeti altında XI. asra kadar Doğu Anadolu’nun küçük bir bölgesinde Ermeni krallıkları varolmuştur. 1071’de Malazgirt Zaferinden sonra Doğu Anadolu Ermenileri Selçuklu Türklerinin idaresi altına girmiştir. XI. yüzyılın sonlarından XIV. yüzyıla kadar Kilikya’da bir diğer Ermeni krallığı hüküm sürmüştür. Çok geçmeden bu devlet de Türk hakimiyetine geçmiştir.[16]

Ermeni krallığının etnik durumu meçhuldür. Yöneticiler genellikle Ermeni idi, fakat bölgede başka halklar da yaşamakta idi. Bölgede sık sık cereyan eden savaşlar, Türk akınları, Haçlı seferleri ve Moğolların yol açtığı kargaşa, Ermenilerin ve diğer halkların dağılmalarına sebep oldu. Bu gelişmelerin sonucunda çok erken zamanlardan itibaren Ermeniler, tarihî Ermenistan sınırlarının dışında kalmışlardır.[17]

Ermenilerin dini durumuna gelince; Ermenilerin Hıristiyanlıkla ilk olarak M.S. 1. yüzyılda tanıştıkları iddia edilmiştir. Bu iddiaya göre, İsa’nın havarilerinden Aziz Tadeos, Aziz Bartolomeos ve takipçilerinin çabaları sayesinde Hıristiyanlığı kabul eden Ermenilerin ilk kilisesi de İsa peygamber tarafından kurulmuştur. 301 yılında de, Aziz Gregor (Krikor) Lusavoriç’in etkisiyle Ermeni Kralı III. Dırtad, Hıristiyanlığı resmî din olarak kabul etmiştir. Bu Ermeni Krallığı, bilinen ilk Hıristiyan devlettir.[18]

Ermenilerin Hıristiyanlığı IV. Yüzyılda ve Aziz Gregor (Krikor) Lusavoriç’in vasıtasıyla kabul ettikleri doğrudur. Ancak bu olayın İsa peygambere dayandırılması ve ilk Hıristiyan devletinin bir Ermeni krallığı olduğu iddiası hiçbir tarihi belgeye dayanmamaktadır.[19]

Ermeni kilisesinin temelini atan Gregor, Ermeniler için ilk ruhani lider kabul edildiğinden adı Ermenilerin mensup olduğu Hıristiyan mezhebine verilmiştir. Ancak Kirkoriye, Gregorien, veya Lusavoriçagan adıyla da bilinen Ermeni Kilisesinin ibadet şekil ve inançları tamamen bağımsız olup Katolik ve Ortodoks kiliselerinin ibadet şekillerinden ayrılmaktadır. Papalık, Ermenileri Katolik yapmak için yaşadıkları yerlere misyonerler göndermiş ise de bu durum değişmemiştir. Ancak buna rağmen Katolik ve Protestan Ermeniler de vardır. Esat Uras’ın verdiği bilgilere göre 1914 yılındaki nüfus sayımında, Osmanlı topraklarında Ermeni Gregoiren sayısı; 1.161.169; Katolik Ermeni sayısı; 67.838; Protestan Ermeni sayısı ise 65.844 kişidir.[20]

Selçuklu Türkleri ve daha sonra Osmanlı hakimiyetinde Ermeniler, Hıristiyan bir dinî grup olarak yaşamışlar ve bu ayrı varlıkları İslâm kanunları ile garanti altına alınmıştır. Ermenilerin dinlerine olan düşkünlüğü, Doğu Anadolu’daki coğrafî durumları ve Osmanlı hoşgörüsü bir halk olarak devam etmelerini garanti altına almıştır. Ekonomik fırsatlar aramak yönünde anavatanlarından göç etmeleri Bizans döneminde başlamış, Osmanlı döneminde devam etmiştir. Ermeni kolonileri Batı Anadolu şehirleri, Balkan şehirleri ve İstanbul’da kurulmuştur. Filhakika, Osmanlı Devleti’nin inkırazı ile en yoğun Ermeni yerleşimi “Ermenistan”da değil fakat Kuzeybatı Anadolu’da görülmüştür. Yine de Ermenilerin kendi anavatanları ile tanımlanmaları, Osmanlı Devleti topraklarında yayıldıkları ve tarihî Ermenistan’da bir azınlık oldukları zaman bile devam etmiştir.[21]

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında, Bursa’nın alınarak merkez yapılması üzerine Kütahya’da bulunan Ermeni dinî merkezi Bursa’ya taşınmıştır. I. Mehmed’in İstanbul’u fethinden sonra ise Bursa’daki Ermeni ruhanî lideri Hovakim, 1461 yılına buraya getirilerek İstanbul’da bir Ermeni Patrikhanesi kurulmuştur. Bundan sonra Ermenilerin Kumkapı, Yenikapı, Samatya, Narlıkapı, Edirnekapı çevresine yerleştirildikleri görülmektedir. İstanbul’daki Patrikhane’nin dışında, başta Adana ilinin Sis kasabası ve Kudüs olmak üzere beş Patrikhane daha bulunmakta idi.

II. Mahmud döneminde, Fransa elçiliğinin aracılığı ile 1830 yılına Ermeni Katolikleri bir topluluk olarak kabul edilmiştir. Çok geçmeden Protestan Ermenileri de İngiltere’nin aracılığı ile  bir topluluk olarak tanınmıştır (1850).

Tanzimat ve Islahat Fermanları, diğer azınlıklar gibi Ermenilere de ayrıcalıklar tanımış ve siyasî bakımdan gelişmelerine sebep olmuştur. 1856-1860 yılları arasında yapılan Ermeni Patrik Meclisleri toplantıları “Ermeni Milleti Nizamnamesi” ile sonuçlanmış ve bu nizamname Osmanlı Devleti’ne onaylatılmıştır. Bu nizamname, Osmanlı sınırları içinde yaşayan Ermenilerin siyasal ve sosyal varlıkları üzerinde yeni bir devir açmış; devrim ruhunu uyandırmış ve ulusal Ermeni Meselesi siyasi bir kimlik kazanmıştır.

Meşrutiyet döneminde Ermeniler, Kanûn-i Esâsî’den memnun gibi gözükmelerine rağmen kuvvetli meşrutî bir Osmanlı Devleti’nin ileriye yönelik hedeflerini tehdit ettiği endişesiyle meşrutiyetten faydalanmaya çalışmışlardır. Baskı yoluyla dinlerinin değiştirilmeye çalışıldığını iddia ederek şikayetlerde bulunmuşlar ve bu sorunlarını Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında dile getirmişleridir. Bu konuda Osmanlı Devleti’ne ve Avrupalı ülkelere muhtıralar vermişlerdir. Böylelikle Avrupalı ülkelerin himayesine girerek özerklik ve nihayet bağımsızlıklarını elde etmeyi düşünmüşlerdir.

II. Abdülhamid’in Osmanlı-Rus savaşını bahane ederek Anayasayı rafa kaldırması ve baskı yönetimi uygulaması tüm çevrelerce tepki görmüştür.  Bu sırada Devletin tebası olan Müslümanlar ve Hıristiyanlar  örgütler kurmuş ve isyanlar çıkarmışlardır. Bu örgütler kimi zaman ilişki içinde de olmuşlardır. Jön Türklerin, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Ermeni örgütleri ile ilişkilerinin olduğu bilinmektedir.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin çalışmaları sonucu II. Abdülhamid, 1908 yılında  II. Meşrutiyeti ilan etmek zorunda kalmıştır. Çok geçmeden tahttan indirilen Abdülhamid’in yerine V. Mehmed Reşad padişah olmuştur. Bundan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti Hükümeti iktidarı ele geçirmiş ve I. Dünya Savaşı’nın sonuna  kadar etkili olmuştur.[22]

Ermeni Meselesinin Doğuşu

Ermeni Meselesi için başlangıç noktası olarak, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı ve bu savaşı izleyen anlaşmalar gösterilebilir.[23] Bu savaşta Rusya, Anadolu’nun kuzey doğusundaki bazı Türk şehirlerini işgal ederek bu şehirlerde yaşayan Ermenileri bağımsızlık amacıyla Osmanlı Devletine karşı kışkırtmıştır.[24]

1877-78 Osmanlı-Rus savaşında Osmanlı devleti ağır bir yenilgiye uğramış ve buna paralel olarak ağır bir anlaşma imzalamıştır. Savaşın sonlarına doğru Ermeni Patriği Nerses ve İzmirliyen’ın başkanlıklarında gizlice toplanan Ermeni Meclisi, Rus Çarına gönderilmek üzere Eçmiyazin Katogigosluğuna bir muhtıra gönderilmesini kararlaştırmıştır. Bu muhtırada Ayastefanos Anlaşmasına kendi lehlerine bir maddenin konulması isteğinde bulunulmuştur. Böylelikle 1877-78 Osmanlı-Rus savaşının ardından imzalanan Ayastefanos Anlaşması’nın Osmanlı Devleti’nce kabullenilmek zorunda kalınan 16. maddesi şöyledir:

“Ermenistan’dan Rusya askerinin istilası altında bulunup Osmanlı Devleti’ne verilmesi gereken yerlerin boşaltılması oralarda iki devletin dostane ilişkilerinde zararlı karışıklıklara yol açabileceğinden, Osmanlı Devleti, Ermenilerin barındığı eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti eder.”

Anlaşmanın bu hükmü esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamıyla tatmin etmemiş olsa dahi Ermeni Meselesinin tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve “Ermenistan” diye bir bölgenin varlığından söz etmesi yönlerinden büyük önem taşımaktaydı.

Bu anlaşmanın Avrupalı devletlerce kabul edilmemesi üzerine 1878 yılında toplanan Berlin Kongresi sonucunda Berlin Antlaşması diye bilinen yeni bir anlaşma imzalanmıştır. Ermeniler bu anlaşma sayesinde bağımsızlıklarına kavuşacakları ümidine kapılmışlardır. Ancak kongrede alınan kararlar önceden İngiltere, Avusturya ve Rusya arasında kararlaştırıldığından Ermenilerin teklifleri fazla dikkate alınmamıştır. Bunun yerine Ayastefanos Anlaşmasında yer alan 16. madde değiştirilerek Berlin Anlaşması’nın 61. maddesi getirilmiştir. Türk–Ermeni ilişkilerine Avrupalı devletlerin müdahale edebilme hakkını sağlayan bu madde şu şekildedir:
“Osmanlı hükümeti, Ermenilerin meskun olduğu illerde ‘Islahat’ yapmayı ve Ermenilerin Çerkeş ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasını gözeteceklerdir.”

Berlin Antlaşması’nın imzalanmasını izleyen dönemde Ermeni Meselesi iki yönde gelişmiştir. Bunlardan ilki, Batılı devletlerin Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki baskı ve müdahaleleridir. Meselenin ikinci yönü ise, Anadolu, Suriye ve Rumeli’de yaşayan Ermenilerin Anadolu’nun çeşitli yerlerinde, özellikle Doğu Anadolu ve Kilikya’da yeraltında örgütlenmeleri ve silahlanmalarıdır.

Her iki konuda da Ermenilere ilk destek Rusya’dan gelmiştir. Rusların bu tutumu İngiliz ve Fransızları da Ermenilerle ilgilenmeye sevk etmiştir. Doğu Anadolu’daki İngiliz Konsoloslukları’nın sayısı hızla artmış, ayrıca bölgeye çok sayıda Protestan misyonerler gönderilmiştir. Avrupalı devletlerin bu desteği sonucunda Doğu Anadolu’da 1880’den itibaren çeşitli Ermeni komiteleri kurulmaya başlamıştır. Ancak, yerel düzeyde kalan bu komitelerin varlıkları başlangıçta, Osmanlı yönetiminden şikayeti olmayan, barış ve refah içinde yaşamlarını sürdüren Ermeni halkının büyük çoğunluğunun ilgisini bile çekmemiştir. Ancak bu durum uzun sürmemiştir. Zira Armenakan, Hınçak ve Taşnak komitelerinin kurulmasından sonra Ermeniler, planlı bir şekilde terör ve isyan hareketlerine girişmişler ve Anadolu’nun  birçok bölgesinde kanlı Ermeni olayları görülmeye başlamıştır.[25]

Dipnotlar
[1] “Hayk” kelimesi, Ermenice’de “Hay” adının küçültülmüşüdür. Yavuz Ercan, “Tarihi Belgelerin Işığında Ermeni İddiaları”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri Sempozyumu (8-12 Ekim 1984 Erzurum), Ankara, 1985, s.208.
[2] Mozes Hoyrenatsi’nin “Ermeni Tarihi” adlı eserinde ortaya attığı bu iddia,  19. yüzyıldan bu yana Ermeniler hakkında yapılmış bütün araştırmalara temel teşkil etmekle birlikte, tarafsız bilim adamlarınca her yönüyle ciddiyetsiz bulunmaktadır. Yazarın tarihi kişiliği, eserin yazıldığı dönem ve eserini hazırlarken faydalandığını iddia ettiği kaynaklar “uydurma”dır. Ayrıntılı bilgi için bkz., Mehlika Atok Kaşgarlı, “Ortaçağ Ermeni Tarihleri Kritiği”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri Sempozyumu (8-12 Ekim 1984 Erzurum), Ankara, 1985, s.323 vd.
[3] Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Sorunu, Belge Yay., İstanbul 1987, s.23-24.; Kazım Karabekir, Ermeni Dosyası, Yayına Hazırlayan: Faruk  Özerengin, Emre Yay., İstanbul 1995, s. 30.; Mehmet Hocaoğlu, Arşiv Vesikalarıyla Ermeni Mezalimi ve Ermeniler, ER-TU Matbaası, İstanbul 1976 s. 1.
[4] Azmi Süslü, “Tarihte Ermeniler”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi (B.T.T.D.), Sayı 23, Ocak 1987, s.6.
[5] Urartu iddiası, Ermeni tarihçileri arasında da pek itibar görmemektedir. Süslü, a.g.m., s. 66.
[6] Afif Erzen, Doğu Anadolu ve Urartular, T.T.K. Yayınları, Ankara 1992, s. 26-27.; Süslü, a.g.m., s. 66.
[7] İhsan Sakarya, Belgelerle Ermeni Sorunu, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1984., s. 4.; Ki Young Lee, Ermeni Sorunu’nun Doğuşu, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1978., s. 6-7.; Erzen, a.g.e., s. 24.; Uras, a.g.e., s. 98-102.; Kazım Karabekir, a.g.e., s. 29.
[8] Herodotos, Herodotos Tarihi, Çev: Müntekim Özmen, Remzi Kitabevi. İstanbul, 1991, s.347.
[9] Bu isimler Elazığ-Ergani bölgesinde çıkan bir ayaklanmadan bahsedilirken, bu bölge halkı kasdedilerek kullanılmıştır.
[10] Fahrettin Kırzıoğlu, “Armenya/Yukaru-Eller-Tarihinin İç yüzü, Dede Korkut Oğuz-namelerinin Mahiyeti”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri Sempozyumu (8-12 Ekim 1984 Erzurum), Ankara, 1985, s.133 vd.
[11] Geçmişten Bugüne Türk-Ermeni İlişkileri, ATASE Yay., Ankara 1989, s. 2.
[12] Uras, a.g.e., s. 24. Sakarya, a.g.e., s.4
[13] Bu iddialardan belki de en ilginci Ermenilerin Türk menşeli oldukları görüşüdür. Sadi Koçaş, Tarih Boyunca Ermeniler Ve Türk-Ermeni İlişkileri, Altınok Matbaası, Ankara 1967, s.42-43.
[14] İsmail Özçelik, Ermeni İddiaları ve Gerçekler, Türkar Yay. Ankara, 2001, s.1-2.
[15] Abdurrahman Küçük, Ermeni Kilisesi ve Türkler, Ocak Yayınları, Ankara 1997, s. 7.; Ki Young Lee, a.g.e., s. 4.; Wilhelm Barthold, “Azerbaycan ve Ermenistan”, Çev: İsmail Aka, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt: VIII-XII, Sayı: 14-23, s. 84.; Cemallettin Taşkıran, Geçmişten Günümüze Karabağ Meselesi, ATASE Yay., Ankara 1995, s. 47.; Kazım Karabekir, a.g.e., s. 36-38.; Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, T.T.K., Ankara 1983, s. 10.
[16] Ermenilerin bu dönem tarihleri hakkında ayrıntılı bilçi bkz.; Gürün, a.g.e., s. 15 vd.; Uras, a.g.e., s. 10 vd.; Karabekir, “Ermeniler Nereden Geldiler –Nereye Gidiyorlar III”, B.T.T.D., Sayı.20, Ekim 1986, s.72 vd.; Koçaş, a.g.e., s.21 vd.; Kırzıoğlu, a.g.t, s.135 vd.; Fahrettin Kırzıoğlu, “Belgelerle Selçuklu Fethinden Önceleri Türklerin Armenya’da Yaşadığını Gösteren Kaynaklar”, B.T.T.D., Sayı 11, Ocak 1986, s. 45 vd.; Süslü, a.g.m., s.67 vd.; Erol Kürkçüoğlu, “Ortaçağda Bizans ve İran’ın Ermeni Siyaseti”, 21. Yüzyıla Girerken Tarihe Dostça Bakış: Türk-Ermeni İlişkileri, Yayına Hazırlayan: Berna Türkdoğan, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2000, s. 46.
[17] Özçelik, a.g.e., 2-3.
[18] Ayrıntılı bilgi için bkz.; Erdal İlter, Ermeni Kilisesi ve Terör, Ankara Üniversitesi Yay., Ankara 1969.; Uras, a.g.e., s.14 vd; Koçaş, a.g.e., s.49 vd.; Sakarya, a.g.e., s.14-15.
[19] Bu iddialar da Ermenilerin Hıristiyan Avrupa kamuoyunda oluşturmak istedikleri Ermeni ve Ermenistan düşüncesinde kullanılan temelsiz bir iddiadır. Bkz., İlter, a.g.e., s.18.
[20] Uras, a.g.e., s. 145.
[21] Özçelik, a.g.e., s.3-4.
[22] Ermenilerin erken dönem, tarihi, etnik, kültürel ve dini durumları ve Türk Ermeni münasebetleri hakkında geniş bilgi için, Esat Uras, Kamuran Gürün, Sadi Kocaş ve diğer araştırmacıların eserlerine bakılabilir.
[23] Cevdet Küçük, Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı 1878-1897, İstanbul 1987, s. 3-8.
[24] Halil Metin, Türkiye’nin Siyasi Tarihinde Ermeniler ve Ermeni Olayları, MEB. Yay., Ankara, 2001, s.63.
[25] Özçelik, a.g.e., s.11 vd.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz