Müzikal Biçimler Üzerine

26 Nisan 2014 Cumartesi, 19:54

Diğer bütün sosyalizm ertesi ülkelerden farklı olarak kitle hareketiyle/zorla devrilmiş bir yönetim ve Romanya sosyalizmi özelindeki ciddi çarpıklıklar ve sıkıntıların sonucu olarak düşünebileceğimiz kesin bir belirleyen: Büyük yadsıma. Ülkenin sanki 20 yıllık tarihi varmış izlenimi veren yadsımanın yarattığı boşluk; apolitik bir Avrupalılaşma duygusu (NATO ve bilhassa AB öykünmesi), emekleme aşamasında olduğunu belli eden “kendi kültürüne yönelme” eğilimi, Romanyalılık’ın keşfi, “eski tarih” merakı, gencinden yaşlısına yoğun etkisi bulunan “din” vs. ile doldurulmaya çalışılıyor. Gelişmiş kapitalist ülkelerle az gelişmiş kapitalizmin (Türkiye) arasındaki açı farkına benzer bir başka açı kendini hissettiriyor, burayla karşılaştırıldığında: Kapitalizmi yeni keşfetmiş ülke olmanın dayanılmaz naifliği : )

müzikal biçimler romanya 2

Tek tek insanların iki dönem algısının temel nesneleri gayet yüzeysel ama yine de bir şeylere işaret ediyor: Tanıştığımız insanlar arasında “komünizm zamanları”ndan devasa apartmanlar üzerinden söze başlamayan yok gibiydi. Apartmanlar gerçekten çirkin ama başlarda, sanki sermaye 89 dan sonra herkese ortaçağ dekorasyonlu müstakil ev yaptırmış gibi devamlı tekrarlanan bu klişe asabımı bozmuştu. Yaşamsal/ekonomik açıdan “eski şehir”lerin ya da dev apartmanların elverişliliği tartışılır, ama bir süre sonra düşününce iş biraz şuna çıkıyor: Ortada ciddi bir müdahalecilikle yeniden yaratılmış şehirler (daha ziyade Bükreş) var, ve bu her yeniden yaratma ideali, bir aşama olarak “yıkım”ın olumsuz bir yanı yok mudur, tarihe ve gelişime ne ölçüde, ne kadar müdahale etmek gerçekçidir, eski binalar yalnızca eskimiş ve “sosyalist” insanın yaşayamayacağı işe yaramaz nesneler midir, kiliseler din boyunduruğunun evlerinden ibaret midir, şimdi koruma altına alınmış “eski şehir”lerin, Karpatların en yüksek tepesindeki dev haçın ilham vericiliği nedendir, estetik ve derinlik duygusu sosyal yaşam ve komünite duygularıyla çelişmek zorunda mıdır : ) sosyalizm düşüncesinin Doğu Bloğu ve Romanya halini almış biçimini sorgulatan çelişkiler. Modernleşme mi tasfiye mi, birleştiricilik mi indirgemecilik mi? Tersinden (bugün) yerellik araştırmaları, “ulusal” tarih merakı, korumacılıkla kolkola girmiş sürüklenme… Belli bir cevabım yok , ama çoğu kişide oluşacağı gibi aralarda bir yere konumlanmaya meyilli sezgilerim var.
müzikal biçimler romanya 1

İnsanların verdiği genel izlenimi sürüklenme tanımı iyi anlatıyor gerçekten. (Haksızlık payımızı saklı tutmakla birlikte) Işıklı görünmeyen gelecek de göz önünde bulundurulursa AB süreci esaslı bir tutunacak dal gibi görünüyor ki, Romanya bayrağı AB bayrağıyla ikiz kardeş gibi her caddede. Tabii bu, devletin beklentileriyle daha çok alakalı. (konu dışı) İnsanlar ise şunu söyleyebiliriz: Standart bir kapitalize Avrupa ülkesi vatandaşının apolitikliğine bir de geçmişi reddetmeyi eklemek büyük bir dezavantaj. Ve bir “ortalama insan” tipolojisi dikkat çekiyor. Fiziksel bir standarta sahip olmayan bir ulus için gayet ilginç : ) Hip-hopçu, rockçı, emo vs. gibi yan kültür tipolojiler şaşırtıcı biçimde seyrek. Bilhassa da kendisini bir şeylere adama ihtiyacı hissetmesi gereken bir gençlik olarak. Grafiti çok az, her yerde bomboş duvarla insanın içini parçalıyor : ) Zar zor rastlanılan graffitilerin da yazılamaların belli bir (en azından anlaşılır) mesaj içerenleri sıfıra yakın.

Tüm kamusal alanlarda kulağa çarpan sesleri ölçüt alırsak müzik dinleme kültürü yerlerde sürünüyor : ) Özellikle fast foodcu, benzinci, yerel tv vs. üzerinden düşünürsek şüphesiz böyle ama burayla karşılaştırırsak, müzik yayını vs. ile belli bir fark, “düzey” yakalamak isteyen (ticari amaçlarla da olsa) mekanların muadilleri de çok başarılı değil bu konuda. (Çok bildik ve çirkin bir ulusal ve gayri ulusal bir pop’dan bahsediyorum) Bunun yanında tabii klasik rock, 90’lara ait sakız olmuş ne varsa, hatta bazen blues’a denk gelmek de mümkün oldu gündelik hayat içinde.

A Caucasian male's hand playing a piano in dramatic lighting

Müzikle ilişkisi olmayan sıradan müzik dinleyicisi kişilerle olan diyaloglara gelince, yerel müzisyen/toplulukları tanıtma arzusu, bu konuda çok fazla seçenekleri olmadığı, sosyal yaşamda nasıl Avrupalılaşma kompleksi varsa müzik konusunda da Doğu kompleksi sezinledim diyebilirim. (Yunanistan & Türkiye) Adı en çok geçenler; 70’lerden bugüne kadar gelmiş, giren çıkan, ilişkide bulunan müzisyenler de tanındık solo kariyerler yapmış folk rock gruplarıydı. (Phoenix, Pasarea Colibri, Mircea Baniciu, Mircea Vintila) Bunlar çokça sevilen, müzikal farklı müzikai ihtiyaçları karşılayabilecek kadar donanımlı, bir miktar toplumsal damara da hizmet eden grup tipolojilerinde. Bunların daha yavan müzik ve içerikteki versiyonları (Ducu Bertzi, Stefan Hrusca) en popüler elemanlar diyebiliriz. Rumence ve İngilizce sözlü club/dans müziği örneklerini bir kenara bırakırsak. (ki bolca maruz kaldık bu müziğe) Özel olarak caza ilgi duyan ya da jazz club benzeri ortamlar görmedik ama bu bizimle alakalıdır şüphesiz. Birebirde karşılaştığımız kişiler bahsi geçen pop/rock taifesinin yanında ya da Batılı bildik rock/blues dinleyicisi, ya da geleneksel ya da deneysel folk gruplara (Macar) ilgisi olan sevimli kişilerdi.

Çingene mevzusu en politik konulardan biri. Azınlık düzeyindeki Macarlarla ciddi bir sorun yok örneğin ama beklendiği gibi “Çingene”lik belli toplusal suçlar ve anti-sosyallikle özdeşleşmiş. Müzikteki etkiliklerini, yetkinliklerini Rumenler kabul ediyor, ve kendileri yerleşik önyargılarla özdeşleştiğinden kaynaklı pek takip etmeler de yurtdışında bolca popüler olduklarının farkındalar. (Taraf grupları)

Geleneksel müziğe ilgi var, Bükreş’in ortasında yaşayan kentli-öğrenci gençlerin folk müzik ilgisi şaşırtıcıydı, geneldeyse eski folk “şarkıcı”larına büyük saygı var. (Maria Tanase, Maria Lataretu, Grigore Leşe) Braşov’un otobüslerinde geleneksel müzik yayını var : ) Ama genel itibariyle iyi bir Rumen müzik dinleyicisinin geleneksel müziklerinden ziyade yukarıdaki yaşlı rock gruplarını kendine güvenerek öne süreceğini söyleyebiliriz, özellikle de Anadolu’yla karşılaştırdığında toplam 3 bölgeden ibaret (Valahya, Moldavya, Transilvanya) ve üçünde de belirgin bir çeşitlilik görünmeyen bir kültürel coğrafyaya karşı : )

Müzik adına kayda değer ne oldu?

*Bükreş’te Anthropoesis isimli antropoloji/araştırma grubuyla tanıştık. Antropoloji doktorası yapan öğrencilerin başını çektiği bir oluşum, “Avrupa Kültür Organizasyonu” desteğiyle bir şeyler yapan yarı amatör diyebileceğimiz bir organizasyon. Bir hafta boyunca Romanlarla birlikte Romanlar üzerine bir atölyeler dizisi yapacaklardı: “Promoting European Rroma Handicraft Culture By Youth Rroma Exchange”. Her telden çalma amacı (seminer, eğitim, sinema, eğlenti), heterojen kitle, düşük katılım, pozitif toplumsal idealler bana bizim üniversitelerimizdeki gayri ticari etkinlikleri hatırlattı : ) Etkinliğin yalnızca sondan bir önceki gününe Bükreş’e dönüşümüzde denk gelebildik, farklı ülkelerden farklı organizasyonların yardımıyla gelmiş numune (çoğu Roman değil) katılımcılarla bir atölyeye kısaca katıldık, davetli olduğumuz müzisyenlerin yapacağı session’ı ise kaçırmak zorunda kaldık : ) Bu elemanlarla yaptığımız en verimli iş, proje yöneticisi olan vatandaşla (ki tanıdığımız kişi oydu) dışarıda takılıp ettiğimiz muhabbetler oldu diyebiliriz.

*Cluj-Napoca’da birlikte olduğumuz elemanı çalıştığı enstitü ise (kendisi isim vermekten kaçındı : ) yerel müzik araştırmaları çerçevesinde derleme (Transilvanya, Macaristan), kayıt, eski kayıtların medya aktarımı (dijital) ve yayıncılık (cd vs.) yapıyor. Kendisiyle de benzer antikalıklarla uğraşan UzinaDuzina isimli sivil organizsyonları vasıtasıyla tanıştık: “We use mostly informal tools even if we are formed in Romanian academic ground.” Onlar da benzer şeklide antropoloji, medya analizi, görsel ve işitsel dokümanlar ağırlıklı bir işler yapıyorlar. AB Kültür Organizasyonu kokusunun buradan da alındığını belirtip gayet hoş birkaç film projesi, ara ara görsel destekli müzik dinletileri vs. hazırladıklarını gördük. Görsel tasarım, ses tasarımı (sampling vs), vj’lik dj’likle ve motor oyunları ile uğraşan söz konusu elemanla birlikte pek zaman geçiremedik, ayrıca kayıtlarımı önceden dinlemiş bu elemanın biz şehre varmadan birkaç gün önce, “küçük bir mekan ayarladım duyurusunu yaparız gelip çalabilir, cd hazırladıysanız satabilirsiniz” teklifini geri çevirmek zorunda kaldık, zira yanımızda söz verdiğimiz gibi ne cd ne de işe yarar bir enstrüman vardı : )

Ortaçağ ve Alman etkisinin yoğun olduğu Sighişoara kentinde, kentin ambiyansına yönelik tatlı zararsız festival olarak görünen Sighişoara Medieval Festival (Temmuz’da) (tiyatro, müzik, zanaat işleri yoğunluklu), müzikal ilgimden de kaynaklı dikkatimi çekti.

Benzer bir diğer şehir olan Sibiu’da da (2007 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmuş) 2 senedir benzer bir medieval festival, ayrıca caz festivali de düzenleniyor. Sibiu’da evlerinde kaldığımız vatandaşlardan biri festivalin has gruplarından biriyle tanışıyor ve de festivallerde görev alıyor idi. Kayıtlarımı dinledikten sonra o da burada resmi yayınlamayı düşünürsen belki bir şeyler yapabiliriz gibisinden bir jest yaptı : ) Olgunun imkanları ve gerçekçiliği üzerine çok bir fikrim yok ama iletişimde kalmayı düşünüyorum.

*Genel itibariyle kafamdaki naçiz projelerden en azından bir kısmını hayata geçirip düzenli ve hareket edebilen bir müzikal ekip ile Romanya’nın dahil olduğu daha dolu müzikal bir tur yapmak, gezgi görgü aşamasından bir adım ileriye sıçramak için iyi bir ön gezi oldu diye hissediyorum diyebilirim özetle.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
istanbul escort atasehir escort mecidiyekoy escort halkali escort bahcesehir escort