Son Dakika
16 Aralık 2017 Cumartesi

07 Aralık 2013 Cumartesi, 23:35
HaberDokuz
HaberDokuz haberdokuz@haberdokuz.com Tüm Yazılar

Tüm Yönleri İle Nihal Atsız ve Reha Oğuz Türkkan Kavgası

umutguner@outlook.com Bu yazımızda daha önce hakkında pek fazla şey yazılmamış ve hâlen daha muallakta olan bir konuyu ele alacağız. Bu konu Hüseyin Nihal Atsız ile Reha Oğuz Türkkan arasında teşekkül eden ve yaşandığı döneme damgasını vuran Hüseyin Nihal Atsız – Reha Oğuz Türkkan Kavgası’dır. Bu ikili arasında yaşanan ve Türkçülüğün mukadderatını değiştiren bu olayı objektif […]

umutguner@outlook.com

Bu yazımızda daha önce hakkında pek fazla şey yazılmamış ve hâlen daha muallakta olan bir konuyu ele alacağız. Bu konu Hüseyin Nihal Atsız ile Reha Oğuz Türkkan arasında teşekkül eden ve yaşandığı döneme damgasını vuran Hüseyin Nihal Atsız – Reha Oğuz Türkkan Kavgası’dır. Bu ikili arasında yaşanan ve Türkçülüğün mukadderatını değiştiren bu olayı objektif bir biçimde kaleme alacağız. Bunu yaparken de o dönemde ve daha sonraki dönemde yazılmış dergi, kitap ve makeleleri kaynak olarak kullanacağız.

II. Dünya Savaşı’nı izleyen süreçte Türkçü grubun kendi arasında meydana gelen ve 1942 yılına damgasını vuran Atsız ve Türkkan rekabeti bir dönüm noktası olmuştur. R. Oğuz Türkkan tarafından Bozkurt mecmuasında kaleme alınan bir yazıda, Türkçülüğün 1938 sonrasındaki  gelişmeleri ele alınıyordu. Yazar adını vermeden Atsız’a sert bir şekilde saldırıyordu. Yazının yazarına göre diğerleri gerçek idealist ve Türkçü değildi, dışarıdan maddi destek görüyorlar ve işe ticari kaygıyla yaklaşıyorlardı.

Kaleme alınan bu yazı Türk kamuoyunda büyük bir yankı uyandırdı ve devrin önemli gazetelerinden biri olan Tan gazetesi, Bozkurt mecmuasında adı geçen kişiler ve alınan kararlar hakkında açıklama isteyen bir yazı yayınladı.

Tan gazetesinin bu isteğine Bozkurt mecmuasının cevabı sert oldu ve verilen cevap şu idi: “Türkçüler veya o safta görünenler aralarında kavga edebilirler ve Türk efkarıumumiyesine durumlarını açabilirler. Fakat bu meselelerdeki ırk ve istikameti çarpık insanların tek kelime söylemeğe hakları yoktur. İçimize bu gibi kişilerin karışmasını istemiyoruz. Karışanları da bu sevdadan vazgeçirmesini biliriz.”

Bozkurt-Dergisi-Sayi-3-1940__54559672_0

R. Oğuz Türkkan 1942 Haziran sayısında Bozkurt mecmuasından ayrıldı ve Gök-Börü’yü yayınlamaya başladı. Bozkurt mecmuası ile Türkkan arasında bundan sonra uzun süre devam edecek olan suçlamalar başladı. Mecmualarda yayınlanan yazıların yanısıra, çıkarılan broşürlerde de bu tartışma şiddetlenerek devam etti.

Gök-Börü mecmuasının ilk sayısında Atsız ve çevresine ağır eleştiriler içeren  “Hesap Veriyoruz” başlıklı uzun bir yazı kaleme alındı. Yazı Reha Oğuz Türkkan’ın arkadaşı, Cihat Savaş Fer imzası ile yayınlanmıştı. Gök-Börü mecmuası daha ilk sayısında eski çevresi ile hesaplaşmaya girişince, Türkçüler kendi aralarında birbirlerini suçlamaya başladılar.

Cihat Savaş Fer’in iddiasına göre, Ergenekon mecmuası yayın hayatına başladığı zaman, sonradan Abdulkadir İnan ve Mehmet Sadık onlara katılmışlardı; ancak Nihal Atsız, Nurullah Barıman, İsmet Rasin ve Çınaraltıcılar ortalıkta görünmemişlerdi. Reha Oğuz etrafında toplanan ve kendilerine Bozkurtçular adını veren gençler kendilerini şu sözler ile tanımlıyorlardı: “Türkçülüğe, çok şümullu prensipler ile bakan yepyeni bir görüş sahibi” ve “Türkçülük mefkuresini diriltmeğe, kudretli hasımlarla çarpışmağa, umumi durgunluk ve felç havasını dağıtmağa ant içtik.” Ancak Bozkurtçuların iddialarına göre Atsız ve diğer Türkçü kişiler onlardan çekinmişler, vazgeçirmek istemişler ve yardım etmemişlerdi. Onlara göre Atsız, “eskiden neşredilmiş şiirlerinin basılmasında bile müstear imza konulmasını” şart koşmuştur.

Cihat Savaş Fer aynı yazısında, Atsız ile Nurullah Barıman’ın önceleri Bozkurt dergisinde yer almakla beraber daha sonra anlaşamadıklarını, bunların ve gruplarının Bozkurt mecmuasından uzaklaştırıldığını, giden isimlerin Bozkurt adında başka bir dergi çıkardıklarını ve Akbaba ile Çınaraltı mecmualarında eleştiriler yazdıklarını ifade ediyordu.

Cihat Savaş Fer, Atsız’ın Türkçü gruba şef olmak istediğini, aslında pek tanınmayan Atsız’ı kendilerinin tanıttığını, Atsız’ın hislerinin “pek başıboş” olduğu için mutlak salahiyet vermediklerini, bu nedenle Atsız’ın kendilerine düşman olduğunu iddia ediyordu.  Hatta, C. Savaş Fer, Atsız’ın Ankara’ya bir mektup yazdığını ve Bozkurt mecmuasının kapatılmasını ve önünün kesilmesini istediğini dile getiriyordu. Onun tabiri ile Atsız,  ”şahsi duygularına mağlup olarak mukaddes“davaya zarar vermişti.

Aynı yazıda İsmet Rasin’in ırkının Bozkurtçuların prensiplerine uymadığı ortaya çıktığını ve para meseleleri yüzünden Bozkurt mecmuasından ayrıldığını yazıyordu.

Nurullah Barıman için ise, Bozkurt dergisinin asıl imtiyaz sahibi Mustafa Kızılsu’nun askere gitmesi ile mecmuanın imtiyazını geçici süreliğine Nurullah Barıman’a verildiğinin; ancak Nurullah Barıman’ın mecmuanın paralarını yediğini bunun için uzaklaştırıldığı ifade ediliyordu.

Nihal Atsız ve S. Özbek, Cihat Savaş Fer’in bu iddialarına, “Hesap Böyle Verilir” adlı bir broşür hazırlayarak cevap verdiler. Broşürde, S. Fer’in iddiaları özetlendikten sonra bu iddialar cevaplanıyordu.

Atsız’a göre, C. S. Fer imzası taşıyan yazıyı aslında Reha Oğuz Türkkan kaleme almıştı ve şahsi duygularını aktarmıştı.  Atsız’a göre” aradan çıkarılan“  Atsız ve arkadaşları değil Oğuz Türkkan idi. Reha Oğuz’un kardeşi Orhan Türkkan’ın 1938 yılında kendisine geldiğini, onu tanımadığını ve güvenmediğini, Ergenekon’da yayınlanan menzumesinde Bozkurt imzasını kendilerinin koyduğunu iddia ediyordu. Atsız’ın düşüncesine göre, “Tarihin ve Tekamülün Amili” başlıklı yazıyı Reha Oğuz’un yazdığı ve kendisini övdüğü için başka birinin ( Hikmet Tanyu’nun) imzasını kullanmıştı. Reha Oğuz, Avni Motun adında bir lider ve gizli bir cemiyet kurduğunu iddia ediyordu, bu cemiyet ve lider Atsız’a göre hayal mahsulü idi.  Buna rağmen Atsız, bu iyi niyetli gence yardım etmeği kardeşi Nejdet Sançar ile birlikte kararlaştırmış ve Bozkurt mecmuasını güçlendirmişlerdi.

Atsız’ın ifadelerine göre Reha Oğuz, “aşırı ırkçılık yapmağa” kalkışıyordu.”, “ırkı koruma kanunu diye bir kanun projesi hazırlayarak melez Türk çocuklarının üç yaşından aşşağı olanlarını idam etmeği” düşünüyor idi.  Atsız’a göre, kahramanlıktan bahseden Oğuz Türkkan, askerliğini durmadan tecil ettiriyordu. Atsız’ın ifadesi ile Reha Oğuz: “öz bir Türkçü değil, önce materyalist ve beynelmilelci iken sonradan Türkçülüğe dönen bir mühtedi” idi. Türk tarihi, kültürü ve Türkçülüğe ait bütün bilgi birikimini Atsız’dan öğrenmişti. Ermenilerin kullandığı sözcükleri pek sık kullanırdı ve zaten yüzü de bir Ermeni’ye benziyordu.  Reha Oğuz’un, Arnavutlukla suçladığı İsmet Rasin ise, Atsız’a göre Türk idi.

Atsız’a göre Reha Oğuz, Nurullah Barıman’ı değil; Nurullah Barıman, Reha Oğuz ile Savaş Fer’i Bozkurt mecmuasından çıkarmıştı. Rıza Nur da Reha Oğuz Türkkan’ı kapıdan çevirmiş, Rıza Nur, Reha Oğuz’un “Türkçülüğü perişan edeceğini” söylemişti.  Hüseyin Nihal Atsız, Reha Oğuz’un bir fotoğrafını da yayınladığı broşüre basmıştı. Reha Oğuz’un Türk olmadığını okuyucularının da kabul ve tasdik edeceğini yazmıştı.

Hamza S. Özbek ise aynı broşürde kendi yazdığı kısımda, Reha Oğuz ile geçmişte beraber çalıştıklarını, eğer idare edilecek olursa Reha Oğuz’un Türkçülüğe faydası olacağına inandığını, ancak Reha Oğuz’un yakışıksız hareketleri sebebi ile onunla ilişkisini tamamen kestiğini belirtmişti. Adliye Vekaleti’nde umumi katiplik veya umumi katip muavinliği kadrosu olmadığı halde, Reha Oğuz kendisini, Adliye Vekaleti Umumi Katibi olarak tanıtıyordu. Özbek’e göre Reha Oğuz,  70-75 lira ücretli bir müstahdem idi.  Reha Oğuz Kafkasya kökenli olduğu için Gürcülerin de Türk olduğunu ispata çalışmıştı.

Özbek’e göre, Reha Oğuz “tabanca ve çizmesi ile, Ankara atış poligonunda atış talimleri yapmakla, odasında âleme teşhir ettiği mebzul frenkçe kitaplarından ekserisinin darbe-i hükümete ait eserler olduğunu söylemek… o yarım bıyığı ile ve aynı zamanda bazı çocuklara kol başkanlıkları tevcih etmekle kimin yabancı bir devlet şefini taklide kalkıştığını ve kimin şeflik malihülyasına saplı bulunduğu ispat” etmişti.

Reha Oğuz Türkkan ise Atsız ile olan mücadelesini şu şekilde ifade ediyordu: “Hadise, Türkçülerin aralarında bozuşması değil, hakiki idealist Türkçüler ile Türkçü geçinenlerin birbirlerinden ayrılmalarından ibaretti.”

Türkçülerin bu kendi aralarındaki mücadelesi, Yurt ve Dünya mecmuasında Adnan Cemgil’in önemli bir eleştirisine mâruz kalmıştı.  Tan gazetesi de Türkçülerin kendi aralarındaki bu kırgınlık ve mücadelelere sıkça yer vermişti.

 

gokboru-dergileri-turkcu-dergi-8-adet__49420662_0

Bozkurt mecmuasından ayrılan Reha Oğuz Türkkan, Gök-Börü mecmuasını çıkartmaya başlamıştı. Bu dönemde Gök-Börü mecmuası ile Çınaraltı mecmuası arasında, bir gerginlik meydana gelmiş ve ciddi bir polemik yaşanmıştı. Çınaraltı mecmuasından M. Şakir Ülkütaşır, makalelerinin Gök-Börü’de izni olmadan yayınlandığını iddia etmişti. Buna karşılık Reha Oğuz da, Çınaraltı’nı kendi makalelerinin ele geçirip yayınlamakla suçlamıştı. Bu suçlamaya karşılık veren Çınaraltı mecmuası, Reha Oğuz Türkkan’ı mahkemeye ve Basın Birliği Haysiyet Divanı’na verdiğini bildiriyordu.

Reha Oğuz, Atsız ve arkadaşlarına hitaben “Kuyruk Acısı” başlıklı yeni bir broşür hazırlamış ve yayınlamıştı. Reha Oğuz Türkkan bu broşürde, Hüseyin Nihal Atsız ile olan çelişki ve ayrılıklarını 1930 yılından başlayıp 1943 yılına kadar ayrtınılı bir şekilde açıklıyordu.

Solcu, Komünist çevreler ise, Türkçüler arasında yaşanan bu ayrılıktan istifade ediyorlardı. Bu kavgadan istifade eden solcu fikriyatta yayın yapan mecmualar ve yazarlar, Nihal Atsız ve Oğuz Türkkan başta olmak üzere, Türkçülüğe ve Milliyetçiliğe daha çok yükleniyorlardı.

Türkçü çevreler ise, Hüseyin Nihal Atsız ve Reha Oğuz Türkkan arasında meydana gelen bu kavganın bir an önce bitirilmesi için gayret sarf ediyorlardı. Bu anlaşmazlık ve sürtüşmenin sona ermesi için, 7 Mart 1944 tarihinde, Zeki Velidi Togan’ın evinde bir toplantı yapılmıştı. Bu toplantıya katılan isimler, Hasan Ferit Cansever, İsmet Tümtürk, Sofuoğlu Zeki, Külahlıoğlu Mehmet, Necdet Özgelen, Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer ile Muzaffer Eriş idi.

Reha Oğuz Türkkan daha sonra kaleme aldığı “Tabutluktan Gurbete” isimle eserinde bu konuyı şu şekilde açıklamıştı: “Bir ay kadar önce müşterek dostlarımız araya girmişlerdi. Bilhassa merhum Prof. Dr. Zeki Velidi Togan çok ikna edici sözler söylemişti. <<İkiniz de Komünizm’e karşı aktif mücadeleye girişmiş yazarlarsınız, elele verip çalışsanıza>> dedilerdi.

Ara bulmaya çalışan arkadaşlara: “Keşke bir arada çalışabilsek. Malesef artık bu bir hayal. Onun için kendi ayrı yollarımızdan müşterek düşmanla çarpışalım yeter, diye cevap vermiştim.  Bu sefer, <<Hiç olmazsa neşriyat sahasında birbirinize hücum etmeyeceğinize dair bir anlaşma yapın>> dediler. Ve bu hususta birbirimize söz verdik.

Türk fikrî ve siyasî tarihine damgasını vuran bu mesele daha önce tüm yönleri ile ele alınmamıştır. Bu nedenle bu konuyu elde var olun tüm kaynakları inceleyerek bir bütünlük içerisinde okuyucuların ilgisine sunmak bizim için son derece elzem ve zaruret idi. Yazımızdan da anlaşılacağı üzere, Hüseyin Nihal Atsız ve Reha Oğuz Türkkan’ın aralarında yaşanan bu rekabet ve kavganın, Türkçülük fikriyatına verdiği hasar aşikârdır. Nitekim bu meselenin yankıları günümüze kadar gelmiştir. Bu ikili arasında yaşanan tartışma, günümüzde de Türkçülük mefkuresine gönül verenler tarafından önemli bir mevzûyu teşkil etmiştir. Bu ikilinin Türkçülük fikriyatına kattıkları şüphesiz çok önemlidir ve göz ardı edilmemelidir. Günümüzdeki, Atsızcı ve Türkkancı olarak tabir edilen ayrılıkçı düşünce, Türkçülüğü bütüncül olmaktan çıkartıp dar bir kalıba sokmuştur. Türkçü ideolojiye malik kişilerin bu dar kalıptan sıyrılması tek temennimizdir. Nitekim bizim için önemli olan bu ikilini davaya olan hizmetidir. Türkçülük bir bütündür ve ebedidir!

UMUT GÜNER

 

KAYNAKÇA

  • Tüzün, Süleyman, “İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’de Dış Türkler Tartışmaları”, Ankara, 2005
  • Cihat S. Fer, “Hesap Veriyoruz!” Gök-Börü, C. 1, Sayı 1, 1942
  • “Bozkurtçular ve Başkaları”, Bozkurt, Yıl 3, C. 2, Sayı 1, 1942
  • H. Nihal Atsız-Hamza S. Özbek, Hesap Böyle Verilir, İstanbul, 1943
  • Reha Oğuz Türkkan, “Dost İtirazına Dost Cevabı”, Gök-Börü, C. 1, Sayı 2, 1942
  • A. Cemgil, “İç Yüzleri”, Yurt ve Dünya, C. 3, Sayı 22-23, 1942
  • Reha Oğuz Türkkan, “Kuyruk Acısı”, İstanbul, 1943
  • Reha Oğuz Türkkan, “Tabutluktan Gurbete”
  • Dr. İhsan Unaner, “Varlığımızı Tehdit Eden Tehlike”, Kopuz, C. 1, Sayı 2, 1944

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz