Son Dakika
18 Aralık 2017 Pazartesi

MHP’den Dev Miting !

09 Kasım 2013 Cumartesi, 19:33

Türkiye’nin 9 ayrı bölgesinde 9 miting hedefiyle yola çıkan MHP, Ankara Tandoğan’da büyük bir mitinge imza attı. Yoğun bir katılımın olduğu mitingde büyük bir coşkunun yaşandığı görülü. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin gündemdeki konular üzerinde yaptığı konuşması sık sık sloganlarla kesildi. “Vur de vuralım öl de ölelim”, “Ne mutlu Türküm diyene” gibi sloganların ön plana çıktığı mitingde çevre illerden de çok sayıda MHP’linin alanda olduğu görüldü.

MİTİNGTEN EN ÖZEL KARELER

ANKARA(ANKA) – MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, muhafazakâr demokratlıkla övünen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi ahlakını ve insafını devrettiğini, hoşgörüsünü ve sağduyusunu yitirdiğini, böylece gençlerden intikam almaya giriştiğini öne sürdü. Türkiye’nin ikinci Fetret Devrini yaşadığını iddia eden Bahçeli, “Bölünmeye mesafeli, teröre tepkili Kürt kökenli kardeşlerim artık seslerini yükseltmeli, nerede durduklarını netleştirmelidir. İmralı canisinin ve PKK terörünün kanlı planlarına, bölünme ısrarlarına tepki göstermelidir” dedi. Bahçeli dış politikayı “Hükümetin Suriye politikası çamura batmış, Irak politikası tökezlemiş, Mısır politikası Rabia işaretine kıstırılmış, İran politikası sarsılmıştır” diye eleştirdi.

-YURT TARTIŞMASINA DEĞİNDİ-

Bahçeli, ekonomik hayatın insanları canından bezdirdiğini milyonlarca insanın işsiz ve perişan, milyonlarca insanın fakir ve kıtlık içinde olduğunu belirten Bahçeli, şu konulara değindi:

-AKP iktidarı; kadına yönelik şiddetin ve boşanmaların had safhaya vardığı kara bir dönem olarak şimdiden tarihe geçmiştir. 2002’den bu yana Türkiye’de boşanmaların oranı yüzde 24 yükselmiştir. Cinsel saldırı suçlarında son beş yılda yüzde 30 artış meydana gelmiştir. Kadın cinayetleri son yedi yılda yüzde bin 400 artmış ve AKP iktidarında beş bine yakın kadın maalesef hunharca katledilmiştir. AKP iktidara gelmeden iki yıl önce doğan çocukların onbinlercesi bugün uyuşturucu müptelası, suç örgütlerinin kucağındadır. Köprü altları kimsesizlerle doludur. Türkiye’de bir yılda 105’i doğrudan, 260’ı dolaylı olmak üzere toplam 365 kişi uyuşturucu madde kullanımından hayatını kaybetmiştir. Uyuşturucu kullanımı yüzünden ölenlerin en küçüğü 13, en büyüğü ise 79 yaşındadır. Bunların hepsi rezalet ve AKP’nin kabarık suç dosyasından bazılarıdır. Bunların hepsi sözüm ona muhafazakâr demokratlıktan dem vuran Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidar yıllarında vuku bulmuştur. Sokaklarımız çetelere teslimdir. Ekonomimiz rantiyecilerin, faizcilerin ve sıcak para baronlarının emrindedir. Hukukumuz yandaşların güdümündedir. Sosyal hayatımız ahlaksızlığın pençesindedir. Şehirlerimiz suçluların kontrolündedir. Dağlarımız eşkıyanın elindedir. Milli güvenliğimiz, milli çıkarlarımız tehlikelerin göbeğindedir. Muhafazakâr demokratlıkla övünen Başbakan siyasi ahlakını ve insafını devretmiş, hoşgörüsünü ve sağduyusunu yitirmiş, böylece gençlerden intikam almaya girişmiştir. Her yurt dışı seyahati öncesi Türkiye’yi tartışmalara boğmak Başbakan’ın adet ve alışkanlığı olmuştur. Başbakan Gezi Parkı’nın acısını çıkarmak için her şeyi yapmaktadır. Tencere-tava çalanlardan hıncını almak, demokratik tepkileri sindirmek için her suçlamadan fayda beklemektedir.”

Bahçeli, vatandaşlara, “Korkma milletim, korkmayın milletimin fertleri; bu şafaklarda yüzen al sancak ilelebet dalgalanacaktır. Yurdumun üzerinde tüten en son ocak sönmeden, en son millet evladı rahmeti rahmana kavuşmadan Türkiye’ye halel gelmeyecektir. Farz-ı muhal, dara ve buhrana düşsek de, sayımız azalıp takatimiz kalmasa da, merak buyurmayınız; birimiz Mete Han olur zalimlerin üstüne yürürüz. Birimiz Atilla, diğerimiz Bilge Kağan olur Türklüğün varlığını yeni baştan yüceltiriz. Birimiz Alparslan olur yeniden fetih yoluna düşeriz. Birimiz Ertuğrul Gazi olur Söğüt’ten tekrar ve bir kez daha başlarız. Birimiz Osman Gazi olur yeni bir Türk destanı yazmak için yollara koyuluruz. Birimiz Murat olur, öbürümüz Yıldırım olur Haçlılara kafa tutar, muzaffer akşamların şükür namazını kılarız. Birimiz Fatih olur, gemileri ite ite, zorlaya zorlaya karadan yürütür, hisarların burcuna Üç Hilal’i dikeriz. Ve birimiz Mustafa Kemal olur Samsun’dan Bismillah der, bağımsızlığın peşine düşer, yurdumuzu düşman emellerinden silip süpürürüz. Ölsek de teslim olmayız, yenilgi kabul etmeyiz, zillete boyun eğmeyiz, Müslüman Türk olmaktan vazgeçmeyiz” dedi.

AKP’YE SERT ÇIKTI

Bahçeli vatandaşların tezahüratları arasında şöyle konuştu:

“-Kalleşlik bunlarla belgelenmiş, vefasızlık bunlarla alenileşmiştir. Kötülük bunlarla kurumsallaşmış, vicdansızlık bunların elinde silah gibi kullanılmıştır. Tecrübelerimiz, yaşanan gerçekler, bugüne kadar olan hadiseler bu söylediklerimizi ispatlamaktadır. Ne var ki, zalimin zulmü, Eşbaşkanın hükmü varsa, Türklüğün bükülmez kolu, milletin eğilmez başı, Türkiye’min de düşmez kudreti vardır.

-Haçlılar gelip gitmiş, kutsal ittifaklar, şiddet ve vahşet dolu güçler dolup taşmış, ama yine de ulvi varlığımız kaybolmamış, payidarlığımızın önüne geçilememiştir. Zira Türk milleti hidayetin izinden ayrılmamıştır. Adaletin çizgisinden sapmamış, merhametin ve insaniyetin yörüngesinden çıkmamıştır.
-Kimi zaman demokratik açılım, kimi zaman milli birlik ve kardeşlik, kimi zaman da çözüm süreci mahlaslı zehirli projelerle bölücülüğe siyasi ve hukuki meşruiyet aranmaktadır.

-Türksüz millet, Türksüz devlet ve Türksüz vatan için kuyruğa giren alçaklar; dünden bugüne miras kalan milli ve manevi değerleri çözmek ve çökertmek için son derece faaldir.

-Üzülerek söylemek isterim ki, Türkiye ikinci Fetret Devrini yaşamaktadır.
-Milli ve üniter nitelikli Türk Cumhuriyeti Devleti; sözde ‘demokratikleşme, özgürleşme, barış, süreç, çok kültürlülük, alt kimliklerin tanınması, ana dilde eğitim, siyasi statü talepleri’ gibi kavramlarla parçalanmanın eşiğindedir.

-Sosyolojik olarak Türk kimliğinde birleşme süreciyle tamamlanmış milletleşme olgusu geriye döndürülmek istenmektedir. Şayet bu eğilim, bu dayatma ısrarla sürdürülürse, iç ve dış tazyiklerle sivrilen kimlik talepleri dağılmayı sağlayacak, çatışmayı getirecek, bu ülkede yaşayan kardeşlerimiz alt kimlikler arasında eriyecek ve emilecektir. Bu şartlar altında, korkarız ki, ne milletten ne de Türkiye Cumhuriyeti’nden iz ve eser kalmayacaktır.

-Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ile devletten ayrılan çok sayıda unsur kendi milli devletini kurmuş, ama o günden beri rahat, huzur ve istikrar yüzü görmemiştir. Dönemin gelişmeleri doğrultusunda son kurulan devlet ise Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Ve bu devleti kuran da büyük Türk milletidir. Tekrar ediyorum, devletin kurucu ögesi ve asıl sahibi asil Türk milletidir. Biz demek bir demektir.

-Bölünmeye mesafeli, teröre tepkili Kürt kökenli kardeşlerim artık seslerini yükseltmeli, nerede durduklarını netleştirmelidir. İmralı canisinin ve PKK terörünün kanlı planlarına, bölünme ısrarlarına tepki göstermelidir. Bu kardeşlerim, AKP’nin, BDP’nin ve HDP’nin tezgâhlarına ve tuzaklarına düşmemeli, kardeşlikten ödün vermemelidir. Diyarbakırlı İstanbul’da yaşıyorsa, Bingöllü Ankara’da iş yapıyorsa, Şırnaklı Antalya’da ikamet ediyorsa, Siirtli Konya’da ekmeğini kazanıyorsa, Mardinli İzmir’de evlenip yuva kurmuşsa bu millet olmamız sayesindedir. Bazı haddi ve seviyeyi aşan, asla hoş görmediğimiz münferit örnekler dışında; Türk milletinin hiçbir ferdi ötekileştirilmemiş, ayrımcılığa muhatap kalmamış, yabancı görülmemiştir.

-Biz fermanlarla, iradey-i seniyelerle, anayasalarla, kanunlarla, kararnamelerle, genelgelerle, zamanı geldiğinden ayrılıp dağılmak üzere bir araya gelmedik, zorlamalarla millet olmadık. Diyarbakır’dan yanık yanık seslenen uzun havayla Ankara’da duygulandık. Aydın’daki zeybekle Van’da oynadık, Elazığ’dan çalan davulun sesiyle Çankırı’da halay çektik. Yozgat’tan tellerine vurulan bağlamanın sesine Batman’dan katıldık. Şanlıurfa’ya özgü damak lezzetini İstanbul’dan tattık. Muşlu gelini Nevşehir’de karşıladık, Samsunlu damadı Tunceli’de alkışladık. Bursa’dan uğurladığımızı askerimizi Hakkâri’ye emanet ettik, Hakkâri’den çıkan yoksul ve işsiz kardeşimizi Mersin’de bağrımıza bastık. Biz içiçe geçtik, aynı kültür havuzundan, aynı tarih çeşmesinden, aynı sevinç membaından beslenerek büyüdük ve Türkiye olduk. Bunun için herkes eşittir Türkiye dedik.

mhp-ankara-mitingi

-Irk tasnifi yapmadık, kafatası ölçümü gibi ilkelliklere hiç tevessül etmedik. Yeni Miloseviçlere, Karadziçlere, gözünü kan bürümüş yeni sürüm canilere çanak mı tutacağız?

-1994 yılında Ruanda’da dakikada 5, saatte 333, yüz gün içinde de 800 bin kişinin sadece etnik düşmanlıkların sonucunda katledildiğini görmezden mi geleceğiz? Türkiye Çekoslovakya, Yugoslavya, Sudan veya Ruanda mı olsun? Türkiye Lübnan, Afganistan, Irak, Suriye veya Güney Afrika’ya mı dönsün? Bizi önce bölüp, sonra yutmaya çalışan, önce 36’ya ayırıp sonra buharlaştırmayı projelendiren emperyal canavarlığın, küresel cinayet şebekesinin oyunlarını ne zaman anlayacağız?

-Türk milleti imha olursa, bu topraklarda kimseye hayat hakkı tanınmayacak, göçmen, sığıntı ve marjinal hale düşmek herkes için kaçınılmaz olacaktır.

-Türklerin ismi de Türkiye’den değil, Türkiye’nin ismi Türklerden gelmektedir. Milletin ismiyle oynamanın gayesi devleti dönüştürmek, yeni bir rejim için kolları sıvamaktır. Milletin değişimini isteyenlerin önerdikleri en önemli sanal harç coğrafi kimlik tanımıdır. Türkiyelilik zırvasının çıkışı burasıdır. Coğrafi bazda kimlik tanımı iflasın adım adım gelen habercisidir.”

Vatandaşlara, “76 milyonu 36 dilime, 36 kampa ve 36 farklı uca ayırmayı dayatıyorlar, sessiz duracak mısınız?” sorusu dahil sorular sorup “hayır” cevabı alan Bahçeli, sözlerine “Bu hayırların hepsi Başbakan’ın yüzüne inen kuvvetli bir şamardır” diye devam etti.

“Bankalar ve valilikler yetmezmiş gibi, Devlet Madalya ve Nişan Yönetmeliği’nden Atatürk’ü ve TC’yi çıkarma cürümünün tarafı bu Başbakan’dır. Diyarbakır’da paslanmış ve eskimiş diyerek vinçlerle ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ yazılı tabelayı kaynakla kesme haysiyetsizliği bu Başbakan’ın son icraatıdır” diyen Bahçeli, “Dağlardan, taşlardan ve yollardan Türklüğü kazımaya çalışan, karşımıza Türklükle gelmeyin diyen, Türkçülüğe düşman olduğunu her fırsatta yineleyen Başbakan artık çizmeyi aşmıştır” dedi.

-“PKK’LILARA DOĞUM GÜNLERİNDE ÖDÜL VERDİLER”-

Başbakan Erdoğan’ın PKK’nın ve İmralı canisinin yanında, Türklüğün tam karşısında bulunduğunu, Başbakan ve zihniyetinin PKK’lılara doğum günlerinde ödül verme makamı olduğunu öne süren Bahçeli, konuşmasına şöyle devam etti:
“-Başbakan Erdoğan 36 etnik parçanın savunucusu, Türk milletinin karşı cephesidir. Başbakan kozmopolitlerin, milliyetsizlerin, vatansızların, bayraksızların, Sevrcilerin, Mondorosçuların ve bölücü mihrakların son umudu ve son şansıdır.

“-Bu iktidarın sonu göründükçe, Türk milleti saldırıya uğramaktadır. Milletimizi soykırımla itham edenleri fikir özgürlüğü adına hoş gören Başbakan ve hükümetidir. Devlete ve millete isyan eden asilere methiyeler düzen, sözüm ona haklarını iadeye kalkan Başbakan ve hükümetidir. Peygamberimize yapılan hakaretler karşısında Avrupalı mevkidaşlarını terbiyeye davet edemeyen Başbakan ve hükümetidir. Ahlak ve namus istismarı yaparken Avrupalı olmak adına zinayı suç olmaktan çıkaran Başbakan ve hükümetidir. İslam’ı dilinden düşürmeyen, sonra gidip Kilise destekli üniversitelerden onur ödülleri alan Başbakan ve hükümetidir. Hilali gölgeleyip Haç’ı parlatan Başbakan ve hükümetidir. Cami yıkıp Kilise açan, yerleşim yerlerinin ismini PKK dayatmalarıyla değiştiren Başbakan ve hükümetidir. Türk Silahlı Kuvvetlerini terör yuvası, genelkurmay başkanlarını terör örgütü yöneticisi olmakla suçlayan, kahramanları hapse tıkıp, katilleri serbest bırakan Başbakan ve hükümetidir. Başörtüsünün altına saklanan, samimi dindarlarımızı münafıkça aldatan, Müslüman katillerine her platformda kucak açan Başbakan ve hükümetidir. Devletin saygınlığını iki paralık eden, milletin bekasını ve beraberliğini zedeleyen şüphesiz Başbakan ve hükümetidir. Kuşku etmeyiniz ki, bunların insan içine çıkacak yüzleri kesinlikle kalmamıştır.”

-“MISIR POLİTİKASI RABİA İŞARETİNE KISTIRILMIŞ…-

Dış politikayı, “Hükümetin Suriye politikası çamura batmış, Irak politikası tökezlemiş, Mısır politikası Rabia işaretine kıstırılmış, İran politikası sarsılmıştır” diye eleştiren Devlet Bahçeli, “Başbakan, iktidarının tüm varlığını BOP’a bağlamış, ABD’ye endekslemiş, AB’ye havale etmiştir. AKP İsrail’le işbirliğine soyunmuş, Müslüman coğrafyasına sırt dönmüştür. Rumlar’a boyun eğmiş, Kıbrıs’ı unutulmuşluğa terk etmiştir. Ermenilere şirinlik yapmış, sınır kapılarını açmaya teşebbüs etmiştir. Müslüman kanına doymayanlar Başbakan’ın model ve muhabbet ortağı olmuştur. Türkiye her neviden terör örgütünün at koşturduğu bir ülke haline gelmiştir. Sınırlarımız arı kovanına dönmüş, kimin girip çıktığı belirsizliğe mahkûm bırakılmıştır” dedi.

-“TÜRK GENÇLİĞİ AKP’NİN İPİNİ ÇEKECEK”-

Millete hizmetkâr olduğunu söyleyen müzakereci Başbakan’ın, diktatör kesilip iyice ceberutlaştığını öne süren Bahçeli, “Ancak Türk gençliği AKP’nin ipini çekecek, sandığı kafasına geçirecektir. Türk gençliği iktidarı geldiği gibi gönderecektir. Bunu yapmak genç kardeşim için artık milli bir görev olmuştur. Gezi olayları da dahil olmak üzere, hiçbir dönemde bu kadar aşağılanmayan Türk gençliği Başbakan’ın işini bitirecektir. Diyorum ki, gençlik millet elele, haydi iktidara güle güle” dedi.

Başbakan Erdoğan, sözlerini Ziya Gökalp’in “Tevhid” şiirinden aldığı dizeleri dua niyetiyle paylaşmak istediğini belirterek şöyle tamamladı: “Yurtta birkaç can olmaz/ Birden çok vicdân olmaz,/ Ortaklı cânân olmaz,/ Lâ-İlâhe İllallah!/ Gövdelerde Kesret var,/ Gönüllerde Vahdet var,/ Fertler yok, cemiyet var!/ Lâ-İlâhe İllallah!/ Kalkar, rûhlar bir yerde/ Olunca, kalbten Perde;/ Bir göz doğar içerde!/ Lâ-İlâhe İllallah!/ Cenab-ı Allah yar ve yardımcınız olsun./ Yolunuz, bahtınız ve alnınız açık olsun.” (ANKA)

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz