Son Dakika
16 Aralık 2017 Cumartesi

Bir Tepki de İlber Hoca’dan

21 Ekim 2013 Pazartesi, 00:55

Andımız Türk ırkının üstünlüğünden, başbuğa sadakatten ve uğruna ölmekten söz etmez.

“Türküm doğruyum çalışkanım” diye başlar. “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” diye biter. Arada büyükleri saymaktan, küçükleri sevmekten söz eder. Türk ırkının üstünlüğünden, başbuğa sadakatten ve de uğruna ölmekten söz etmez. Sabah sabah çocukları çalışmaya başlatmak için bir nevi bir ısınma, bir ritüeldir. Ve hepsi de bu kadardır. Hiçbirimiz Andımız’ı okuduğumuz için ırkçı ve milliyetçi olmadık. Herkes ne olacaksa onu oldu.

Fransa devlet adamları ve politikacılar umuma hitap ederken vatandaşlar demez, Fransızlar diye hitap eder. Fransa’da ırkçı ve aşırı milliyetçi olmak için bu yeterli ve geçerli bir hitap değildir. Abartmanın gereği yok. Bir yetkili büyüğümüz başkaları alınır diyor. Çerkezleri de sayıyor. Gerçi kendisine itiraz eden bir Kafkas derneği duymadım ama ağzınıza sağlık diyen de yok. Bir topluluk adına böyle gönüllü vekaletle konuşmak anlaşılır gibi değil.

Döneminde çalışkanlığıyla vazgeçilmez biri olmuştu

İlkokul çocuklarının bu andını kaleme alan Dr. Reşit Galip 1932’den itibaren 2.5 yıl kadar bakanlık yaptı. Cumhuriyet döneminin en göze batan milli eğitim bakanları kendisinden evvel gelen ve en başta teşkilatçılığı ve öğretmenlerle olan sıcak ilişkisi dolayısıyla şükran duyulan Mustafa Necati Bey ve gene kendisinden çok sonra gelen veisim bırakan Hasan Ali Yücel’dir.

Reşit Galip’in dönemi pek unutulmayan olaylar veya tasarruflarla doludur. İlk defa nüfus mübadelesi döneminde komisyonda çalışmış, çalışkanlığıyla dikkati çekmiştir. Zaten kim ne derse desin, Türkiyeahali mübadelesini Yunanistan’ın aksine oldukça başarılı ve az sarsıntıyla geçirmiştir. O dönemin mübadele ve iskanla görevli vekiliMustafa Necati idi. Reşit Galip Bey Tıbbiye’den sonra ihtisas yerine uzak taşraya pratisyen hekimlik yapmaya giden idealist hekimlerdendi. Bunların sayısı az değildi. Çok sonraları Dr. İhsan’ın (Doğramacı) dahi üniversite yerine taşrada pratisyen hekimliğe koşmak niyetinde olduğunu biz söylemiyoruz, kendisi de söylemedi, Alman Nazizminden kaçıp Türkiye’ye sığınan ve büyük sağlık bakanımız Refik Saydam’ın tıbbi tarama ile görevlendiği Prof. Dr. Eckman söylüyor.

andımızın-kaldırılmasına-ilber-ortaylı-ne-dedi

Reşit Galip’in çalışkanlığı onun Türk Tarih Kurumu’nda ve Dil Kurumu’nda başkanlıkla görevlendirilmesine neden oldu. O dönemde onun maiyyetinde çalışanlar kendisinden sitayişle bahsederdi. Fevri çıkışları olduğunu birkaç hatırattan biliyoruz. Mesela Turkuvaz gazinosunukuran kimselere Atatürk tıpkı Karpiç’e yapıldığı gibi tahsisatı mestureden destek verince feci halde itiraz etmiş. Buna rağmen vazgeçilmez biri olmuştu. Bir sebebi vardır. Kendisi çalışan ve maiyyetini de çalıştıran kimselere Türk bürokrasisinin her zaman ihtiyacı olagelmiştir. Bu kanaate onun çağdaşlarını dinleyerek ulaştım. O devirde çalışanların sevdiği bir başkan ve bakan olduğu anlaşılıyor.
Ama üniversite reformu sırasında fevri davranışlarıyla hiç de alkışlanacak bir tutumu olmadığı açık. Darülfünun mensuplarını tensikat komisyonundaki Fuat Köprülü hariç fevkalade kırdığı görülüyor. Türk üniversitesinin talihidir, eğer Almanya’dan kaçıp gelenler olmasa reformu ne kadar yürüteceği tartışılırdı. Bununla birlikte orada da dikkatsizlikler olmuştur. Mesela Almanya’dan hukuk doktorası yaparak gelen ilk gençlerimizden Ferit Bey (Ayiter, ünlü Romahukukçumuz Kudret Ayiter’in babası) İstanbul Üniversitesi’nde ticaret hukuku okutmak için görevlendirilecekken gelen inatçı Alman profesör “O dersi ben okutacağım” der; “Siz mesela medeni hukuk okutsanız da bu gencimiz şu derse başlasa” teklifini de gayet sertçe reddeder.

Türkiye’nin aydınları geleceği inşa etme peşindeydi

Ankara’da Hititoloji dalında Güterborck’un, Almanya’dan doktorasını yapıp gelen Sedat Alp’e karşı hiç hayırhah davranmadığını biliyoruz. Maalesef reform sırasında yerli hocaların ve bilhassa genç adayların hukukunun yeterince korunmadığı görülüyor. Bu gibi biriken tenkitler yüzünden Reşit Galip zor duruma düştü ve gözden çıkarılacaktı ve bir gün Boğaz’daki tatsız bir deniz kazası yüzünden üşütüp hastalandı ve genç yaşta vefat etti.

1893, Rodos doğumludur; bütün Rumeli mültecileri gibi yeni vatanı Anadolu’yu dinamik bir biçimde kurmak isteyenlerdendi. Bazı halde idealler abartmaya kadar gidebilir. Birinci Türk Tarih Kurultayı’nının ufuklarını kaplayan “göç teorisi” onun ısrarla ortaya attığı veya desteklediği bir yorumdu. Ciddiye alınamazdı. Tarihi göçlerin ona göre veya akıl verenlere göre nedeni olan OrtaAsya’daki iç denizin kuruması tarihten önceki bir olaydı deniliyordu. Zeki Velidi bu gerekçeyi Rus coğrafya cemiyetinin bulgularına göre ortaya atmıştı. Dr. Reşit Galip çok sinirlendi. Bunu kongre zabıtlarında bile hissetmek mümkün. Tenkit edenler en başta Zeki Velidi Togan ve o çevreden üç ilginç, güçlü, genç bilim adamı Orhan Şaik (Gökyay), Nihal Atsız ve Pertev Naili (Boratav) bakanın diktatörce Zeki Velidi’ye işten el çektirmesini protesto edince hepsi Anadolu liselerine sürüldü.

Kim ne kadar milliyetçi, ne kadar solcu bilinemez. Türkiye’nin aydınları geleceği inşa etme peşindeydiler. Devrin atmosferini anlamak lazım. Bu yazılan andın bugünkü demokratları (!) niçin rahatsız ettiğini anlamak zor. Yüzeysel düşünenler ve politika yapanlar aslında her zaman abartmacı davranırlar. Bugün bu işin ticaretini yapanlara ise ne demeli?

Andımız’ı okullardan kaldırmakla hiçbir sorun çözülemez. Gazete haberine göre bir ilköğretimokulundaki öğrencilerin andı okuma teşebbüsüne müdür yardımcısı ve öğretmen hanım pek sert girişmişler. Öğrencisi ile çekişen öğretmenin bu niteliği tartışılır ve ciddi bir ülkede bu resmenkınama konusu olur.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz