Son Dakika
24 Nisan 2019 Çarşamba

Taksim’in Asıl Kazananı (!)

Türkiye tarihinin en önemli sosyal olaylarından biri olarak gündemi ciddi anlamda meşgul eden Taksin Gezi Parkı hadisesi pek çok gerçeğin ortaya çıkmasına sebep oldu.

23 Haziran 2013 Pazar, 01:46

Olayların sebebinin birkaç ağacın olmadığı artık herkesin malumu.

Bu olaylar bir sosyal tepki olup mevcut iktidarın hoyratlığına ve tek adam anlayışına karşı başlamıştır.

Başbakan Erdoğan’ın herkesi ve hatta kendi yol arkadaşlarını bile yok sayıp bütün konuşmalarında ve icraatlarında ‘‘BEN’’ egosunu ön plana çıkarması toplumda ve özellikle de AKP’ye oy vermeyen diğer % 50’lik kesimde çok ciddi bir tepkinin birikmesine sebep oldu.

Ve biriken bu tepkilerin sürekli bastırılmasıyla da kitleler zamanla bilinçaltlarında oluşan öfkelerini Taksim eylemleriyle dışarıya vurdular.

Sabah saat 5’te polisin Taksim’deki eylemcilerin çadırlarına çok sert bir şekilde müdahale etmesi ise olayların tetiklenmesine ve hızla büyümesine yetti de arttı bile.

Bir anda eylemciler ile polis arasında çok şiddetli gerginlikle ve çatışmalar yaşanmaya başladı. Eylemcilere karşı TOMA araçlarıyla ve aşırı biber gazıyla müdahale eden polis hiç beklemediği bir dirençle karşılaşınca Taksim’le başlayan Gezi Parkı protestosu ülkenin geneline yayıldı.

İşte bu yayılan eylemler hem hükümeti hem de muhalefeti beklemedikleri bir şaşkınlığa uğrattı. Hükümet ilk defa toplumsal bir dirençle karşı karşıya kaldı ki Başbakan Erdoğan’ın mutlak otoritesinin aslında çokta mutlak olmadığı görüldü.

Hemen her konuda demeç veren, kürtajdan köprüye, Taksim’den Türkiye’nin herhangi bir köşesine kadar her alana müdahale eden Başbakan Erdoğan, bu olaylar karşısında yine o ‘‘BEN’’ odaklı egosuyla hareket etmeye kalkışınca Taksim’le başlayan yerel bazlı tepki, toplumun her kesiminden hatta iktidara destek veren kesimlerden bile destek görmeye başladı.

Ve Başbakan Erdoğan’ın o ‘‘BEN’’ egosundan duyulan rahatsızlık hem köşe yazılarına hem de meydanlara yansıdı. Maalesef Başbakan Erdoğan bu tepkilerin arkasında yatan gerçeği bir kez daha görmeyerek yok saydı ve tavizsiz bir şekilde toplumsal kutuplaşmayı artırdı. Özellikle ‘‘evlerinde zor tuttuğum % 50 var’’ söylemi yaşananlardan ne kadar da uzak olduğunu gösterdi.

En büyük yanılgısı ise medyaya olan hâkimiyeti ile toplumu istediği gibi yönlendireceğini ve inandıracağını zannetmesiydi.

Bu yanılgı hem hükümete hem de Başbakana pahalıya patladı.

Ülke gündemini sadece görsel ve yazılı medya belirlemiyordu artık.

Bir de sosyal medya vardı hiç ama hiç hesaba katılmayan.

İşte o sosyal medya üzerinden bir araya gelen farklı düşüncedeki insanlar, Taksim Gezi Parkı özelinden hareketle tüm ülkede bir sosyal tepki ortaya koyarak AK Parti iktidarına karşı ciddi ve küçümsenmeyecek ölçüde toplumsal muhalefet hareketini başlattı.

Bu hareket ilk zamanlarda siyasetten ve ideolojik yaklaşımdan uzak bir şekilde eylemler gösterse de sonradan işin rengi değişti.

Özellikle radikal sol unsurların ve yasadışı terör örgütlerinin (DHKP-C) olaylara müdahil olmasıyla birlikte Taksim Gezi Parkı eylemleri bir anda şiddet ve provokasyon sarmalına girdi.
Taksim Meydanı meşruiyetini kaybetti ve aşırı unsurların hâkimiyeti altına girdi. Sahneye PKK yandaşlarının çıkmasıyla da iktidar bir mevzi kazandı ve halkın karşısına geçerek ‘‘Bakınız bu Taksim’ciler masum değil. Bunlar terör örgütüyle ortak hareket ediyor’’ söylemiyle çıkınca gündemi ve Taksim’i bir anda kendi lehine çevirmeyi başardı.

Özellikle PKK paçavralarının ve teröristbaşı Öcalan posterlerinin Taksim’e girişi Başbakan Erdoğan’a müthiş bir fırsat verdi. Tabi bu konuda ‘‘Taksim’e girişlerine iktidar müsaade etti’’ gibi bir algı oluşsa da kamuoyu bu algıdan ziyade Başbakanın sözlerine odaklanınca toplumsal muhalefet görüntüsünün yerini marjinal grupların ve provokatif eylemlerin şiddeti görüntüsü aldı.

Ülkenin büyük şehirlerinde polisle çatışan marjinal grupların ve radikal sol terör örgütlerinin etrafı yakıp yıkması ise hem Başbakanı hem de AK Parti’yi yeniden mağdur durumuna taşıdı.

Özellikle Başbakan Erdoğan kamuoyuna ve tabanına ‘‘Hedef benim’’ mesajı verdi ki ‘‘Menderes, Özal ve Erdoğan’’ üçleminin kurulması da buna bariz bir örnek oluşturdu.

Tüm bu yaşananların ardından AK Parti kendi mitinglerini yapmaya karar verdi ve özellikle Ankara Sincan ile İstanbul Kazlıçeşme mitingi tam bir gövde gösterine döndü.

Bu mitinglerde Başbakan Erdoğan muhalefetten basına, sermayeden sanatçılara, iç güçlerden dış güçlere, faiz lobisinden darbe lobisine kadar hemen her kesime karşı çok ağır suçlamalarda bulundu.

Fakat asıl ilginç olanı birlikte açılım sürecini başlattıkları teröristbaşı Öcalan’a karşı kullandığı sözlerdi.
Başbakan Erdoğan, Kazlıçeşme Mitinginde ‘‘Atatürk posterleriyle teröristbaşı Öcalan’ın posterlerini nasıl yan yana getirirsiniz ?’’ diyerek bir anda İmralı olarak tanımladığı Öcalan’ı teröristbaşı olarak tanımladı.
Bu tepkisinin ardından da bir çağrıda bulundu ve daha düne kadar tahrik unsuru olarak görülen Türk Bayraklarını balkonlarınıza asınız dedi mitinge gelenlere.

İşte bu çok garip bir tabloydu.

İmralı bir anda teröristbaşı olmuştu.

Türk Bayrağının bir anda balkonlara asılmasına karar verilmişti.

İşte burada durmak lazım ve gözden kaçan çok tehlikeli bir gelişmeyi gündeme getirmek lazım.

Tüm bu olaylar ve gerginlikler yaşanırken ve mitinglerde Başbakan Erdoğan’ın daha önce ayakları altına aldığı milliyetçiliğe yeniden dört elle sarıldığına şahit olurken ülkemizin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bir toplantı tertip edildi.

Diyarbakır ilimizde terör örgütü PKK desteğiyle ‘‘Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı’’ adı altında tertip edilen bu toplantıda Bağımsız Van Milletvekili ve Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanı Aysel Tuğluk bir bildirge okudu ve BDP bu bildirgeye imza atarak destek verdi.

Bildirgeden şu satırları okuyordu Aysel Tuğluk ; ‘‘Kürtler özerklik-federasyon- bağımsızlık gibi siyasal talepleri belirleme hakkına sahiptir. Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkının sadece Kürdistan halkının kararına ve onayına bırakılması Konferansımızda ortaklaşılan bir ilkedir.’’

Bu satırlardaki rezaletin yanında ayrıca teröristbaşı Öcalan’ın tahliye edilmesi, teröristlerin serbest bırakılması ve terör örgütü PKK’nın terör örgütleri listesinden de çıkarılması diğer talepleriydi sözde Kuzey Kürdistan Bölgesi yetkililerinin.

Bu noktada bazı sorular ortaya çıkıyor:

Nasıl oluyor da Diyarbakır ilimizde böyle bir ihanet toplantısının tertip edilmesine izin verilebiliyor ?

Nasıl oluyor da Diyarbakır ilimizin de yer aldığı Güneydoğu Anadolu Bölgemize birileri “Kuzey Kürdistan” tanımlamasını yapabiliyor ve bunu her yerde ilan edebiliyorlar ?

Nasıl oluyor da teröristbaşı dediğiniz Öcalan’ın posterlerinin ve terör örgütü PKK paçavraların Diyarbakır ilimizde rahatça sergilenebiliyor ?

Bu soruları artırmak mümkün ama kısacası Taksim’in asıl kazananı terör örgütü PKK olmuştur ve Diyarbakır ilimizde “Kuzey Kürdistan” adında bir toplantı tertip ederek Türk Milleti’ne aslında sahip çıkılması gereken yerin Taksim’den daha çok Diyarbakır olması gerektiğini göstermiştir.

Son olarak umarım milletimiz faiz lobisi adına özel bankalara gösterdiği tepkinin daha fazlasını terör lobisi adına açılımcılara ve bölücülere gösterir de birilerinin ağızlarına sakız ettiği “Kuzey Kürdistan” hayallerini boşa çıkartır…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
izmit escort atasehir escort mecidiyekoy escort halkali escort bahcesehir escort