Son Dakika
18 Nisan 2019 Perşembe

Meydanları Doğru Okumak

Ozan Aydın’ın kaleminden Taksim Gezi Parkı olayları…

20 Haziran 2013 Perşembe, 04:16

Neredeyse 1 aydan beri süren ve ülkenin aşağı yukarı her yerine yayılan ve kamuoyunda adı ‘Gezi Parkı Protestoları’ veya ‘Taksim protestoları’ olan milyonların katıldığı kitlesel eylemlerle karşı karşıyayız.

Bu protestolar; basit bir rant politikasına karşı gelişen çevreci bir amaç mı taşıyor, yoksa  AKP hükümetinin yıkılmasını amaçlayan bir iktidar değişikliği talebini mi içerisinde barındırıyor?

AKP’nin giderek kutuplaştırdığı bir Türkiye manzarasında, tedirginliği artan bir kitlenin olduğu muhakkak, bu kitlenin örgütsüz eylemliliğini kavrayabilmek ve tarihsel anlamda sarsıcı etkilerini anlayabilmek için eylemci grubun hassasiyetlerini iyi analiz etmek gerekmektedir

1-Siyasi iktidarın insanların özel hayatlarına karışması (İçki içme yasağı,sevgilinle el ele tutuştuğunda ahlaksız muamelesi görmek vb.),

2-Sürekli olarak milli değerlerin yıpratılması, bizzat iktidar eliyle Atatürk’e ve kurucu unsurlara yapılan ithamlar,

3-Gençlerin gelecek kaygısı ve gelecek umutlarını yitirmesi ve genç işsiz sayısının artışı,

4- Yargı sisteminin yapısal bozukluklarından kaynaklı olup, dönem dönem iktidar sahiplerince sürekli istismar edilen terörizm tanımlamalarının istismara açıklığından dolayı aydın ve gazetecilerin haksız yere susturulması, gerçeklerin halktan saklanması ve yalanlar üzerine kurulu siyasal düzenin sıradanlaşması,

5-Kürt açılımı adı altında ülkenin etnik-dinsel-mezhepsel kimliklere ayrıştrılmak istenmesi ya da diğer deyimiyle Türkiye’nin ‘Yugoslavyalaştırma’ya çalışılması,

6-Bu olayın ilk kıvılcımını atan 19 Mayıs 2012’deki İstiklal Caddesi’nde 450 bin gencin yürüyüşüyle başlayan; 29 Ekim’de Ankara Ulus Meydanı’nda, 10 Kasım Anıtkabir’de, 13 Aralık’ta ve 8 Nisan’da Silivri’de gerçekleşen eylemlerin etkileri,

8-‘Yeni Anayasa’ adı altında Türk Milleti kavramının silinmesi ve Cumhuriyetin hukuki kişiliğini kaybettirme çalışmaları,

9-‘Yeni Osmanlıcılık’ adı altında ABD-AB kontrolündeki dış politikayla komşularımıza düşman haline gelinmesi…

İşte bu sebepler artık eylemi çıkış noktası olan çevrecilik misyonundan daha kapsamlı bir muhalif harekete dönüştürmüş, ana akım olarak AKP hükûmetinin uyguladığı baskıcı politikaları hedef alan, çoğu zaman da hükümetin istifasını amaçlayan bir halk hareketine dönüşmüştür.

Eylemlerin başından beri en önemli insan kaynağı olan kentli-seküler Türk gençliği büyük bir siyasal motivasyon kazanıp olağanüstü bir politizasyona uğramıştır. Bu gençlik siyasal alanda mücadele verip sesini duyurmanın ve başarı kazanmanın yoğun hazzı içerisindedir. Bundan sonraki baskıcı ve adaletsiz politikalara karşı sokağa çıktığında yine kazanabileceği inancı ve yalnız olmadığının bilinci ile hareket edecektir.

Bununla beraber meydanlardaki kitleye baktığımız zaman, büyük bir çoğunluğu Cumhuriyet Mitinglerine katılan insanların önemli bir kısmının Cumhuriyet mitinglerine de katılmış insanlar olduklarını görüyoruz… Bunun en önemli delillerinden birisi de Halk TV, Ulusal Kanal ve +1 gibi medya organlarının izlenme oranları bazında 2 hafta boyunca merkez medyayı geride bırakıp, adeta alternatif bir medya düzeni inşa etmesinden ve eski medya düzenini ciddi bir biçimde sarsmasından anlıyoruz. Bu kanalların genel olarak ulusal sol bir siyasal tavırla yayın politikalarını belirlemeleri ve adeta 2 hafta boyunca rating patlaması yapmaları, bize bu kanalları takip eden kitlenin siyasal karakteristiği adına önemli ipuçları veriyor.

 Eylemin ilk başta rant politikasına karşı çevreci bir karşı çıkış hareketi olması; ÖDP, EMEP,TTB, EĞİTİM-SEN SDP, KESK, ESP gibi ‘sol’ maskeli Neoliberal-Kürt milliyetçisi örgütlerin işine geliyordu, ancak meydanları dolduran kitlenin kısa zamanda yukarıda bahsettiğimiz gibi bir evrim geçirmesi, ve daha ulusal-sol ve ulusal-liberal bir çizgiye doğru geçirdiği dönüşüm, artık bu örgütleri ana akım hareket olma noktasından çıkarmıştır.

Her şeye rağmen itiraf etmeliyiz ki; bu büyük ve etkili eylemlerin büyük bir handikabı var. Nedir bu handikap? Bu handikap milyonları aşan kalabalıkların örgütsüzlüğü…

Eylemlerin örgütsüz olması, kitlenin başarıya ulaşmasında oldukça riskli bir engel gibi gözüküyor. Aynı zamanda bu kitle, sistem içi kurumlarca da manipülasyona açık. Zaten son günlerde eylemlerin meşruiyetini ortadan kaldırmak için BDP’liler alanlara Öcalan posterleriyle gelmektedirler,  ancak bu manipülasyon girişimleri her şeye rağmen başarısız kaldı ve arzu edilen sonucu manipülatörlere vermedi.

Buna örnek vermek gerekirse, Sırrı Süreyya Önder’in Taksim’de konuşturulmasına izin verilmemesi ve BDP’nin aynı zaman içerisinde alanı terk etmek zorunda kalması kitlenin hassasiyetlerini açıklamak hususunda önemli virajlardı.

Herhangi bir terör örgütü ile ilişkili olmayan sivil toplum örgütleri, bir güç birliği altında birleşip kitleye önderlik edebilirse ve örgütlü gücünü gösterebilirse işte o zaman eylemler nihai bir başarıya ulaşabilecektir.

Bu hayal değil, sadece güçlü bir irade gerektiren bir meseledir.

Ozan Aydın

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
istanbul escort atasehir escort mecidiyekoy escort halkali escort bahcesehir escort