Son Dakika
25 Ağustos 2019 Pazar

Esad Alevi mi?

Türkiye’nin en önemli Alevilik uzmanlarından Abdulkadir Sezgin anlatıyor.

19 Haziran 2013 Çarşamba, 15:46

 

Habervaktim.com, Diyanet’in çeşitli kademelerinde görev alan ve 40 yıldır Alevilik üzerine çalışmalar yapan, bu mevzuda otorite kabul edilen İlahiyatçı Sosyolog Dr. Abdülkadir Sezgin’le güncel ve tarihsel konular üzerine din ve kültür merkezli bir röportaj gerçekleştirdi. İşte o çok önemli bilgiler içeren röportaj:

 
“ESAD’İN ALEVİ OLMA ŞANSI YOK”

Özellikle Suriye meselesi üzerinden Alevi-Sünni çatışması çıkar şeklinde söylentiler çıkartılıyor. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
Suriye meselesinden Alevi-Sünni çatışması çıkmaz. Fakat Türkiye’de hem basının hem de siyasetin dili insanları sanki olay çıkarsınlar diye biraz teşvik edici hatta tahrik edici yanlış ve kaba bir dil… Suriye’de Osmanlı’dan kalma Bektaşilik var. Ama bunun ne kadar bir yekun tuttuğunu, kaç kişinin hala kendisine Bektaşi dediğini bilemiyoruz.

 
Türkiye’deki Alevilerle Suriye’deki Nusayriler ve İran’daki Şiiler birbirinden farklı mı?
Tabii farklı. Şimdi İran’da Şia’nın daha çok Caferi kolu var. Şiilik bir mezhebin adı değil bizde. Şia 3 mezhebin ortak adıdır. Bu 3 mezhepler Caferi, İsmaili ve Zeydi’dir. Bu 3 mezhebin şemsiye ismi Şia’dır. Türkiye’de Şia’ya mensup Caferiler var. Daha çok Iğdır’da, Kars’ta ve Ağrı Taşlıçay’dadır bunlar. Şu anda en büyük Şii kenti İstanbul’dur. 30’un üstünde Şii camii var. İzmir’de 20’ye yaklaştı. Ankara’da 3 tane Caferi camii var. Bunlara Alevi denilmez. Bunlara ya Caferi ya da Şii deriz. Kaldı ki Suriye’de hem Caferiler var hem de Şia’nın adı anılmayacak kadar küçük bir topluluğu olan Nusayri dediğimiz ya da Türkiye’de Arap Alevisi dediğimiz bir grup var.

 
Türkiye’deki Alevilerle ilişkisi?
Türkiye’deki Alevilerle inanç, ibadet, itikat vs. bakımından bunların uzaktan yakından ilgisi yoktur.
Esad Alevi değil mi?
Nusayrilik Şia’nın mezhep olarak adı anılmayan küçük gruplarından birisidir. Ve bunlara Alevi dediğimizde sanki Türkiye Alevileri de onlar gibiymiş, onlara destek verecekmiş gibi bir imaj çıkıyor ortaya. Esad’in Alevi olma şansı yok. Çünkü Türkiye’de Alevi dediğinizde Hacı Bektaş-ıVeli’ye, Şah İsmail’e, Pir Sultan’a, Yunus Emre’ye bağlı adam demektir. Usul, adap, erkan Türkçedir. Esad Türkçe bilmez bildiğim kadarıyla. Kaldı ki onun inançları bakımından  orayı Fransızlar kurdurdu. Babası da dedesi de geçmişten bugüne Nusayri inancına bağlılar. Bizde de Hatay’da bir miktar Nusayri var. Fakat Nusayri denilmesinden çok mutlu olmuyorlar. Bize Arap Alevisi deyin diyorlar.
Peki Türkiye’deki Alevilerle Sünniler arasında çok fark var mı?
Türkiye’de Alevilerle Sünniler arasındaki benzerlik yüzde 95’ten fazladır. Bizdeki Alevilerin tamamı inanç bakımından İmam Muhammed Maturidi’ye, amel bakımından İmam-ı Azam’a bağlıdır. Sadece Aleviler mi? Hayır. Türkiye’nin Abdalları, Çingeneleri de Hanefi ve Maturidi inancına bağlıdır. Ancak tarikat olarak Türkiye Alevileri, tarikatsızlarla öteki tarikatlardan ayrılırdır. Hem Şah İsmail hem Pir Sultan hem Balım Sultan hem Yunus Emre hem başka aşıklar, şairler bu işin tarikat olduğunu anlatıyor. Yüzlerce, binlerce beyan var.
Yani?
Alevilik bir mezhep değil, tarikattır ve bu tarikat Maturidi inancında ve İmam-ı Azam mezhebindedir. Bir adam ben Kürdüm, Aleviyim diyorsa Hanefi mezhebindendir. Sadece Kürdüm diyorsa Şafii’dir. Orijinal Kürt Hanefi değildir. Aleviyim diyen Kürt Hanefi mezhebindendir. Bu çok önemli bir ayraçtır. Efendim o da hak mezhep bu da hak mezhep. Amenna ve saddakna. Bunda hiçbir itirazımız yok. Kaldı ki Şiiler de Müslüman mı? Müslüman. Bunlara Müslüman değil diyecek bir tek adam yoktur aklı başında olan.

 

Bu mezhep lafı nereden çıktı?
Tekrar ediyorum; Alevilik bir mezhep değildir. Aleviliğe mezhep denilmesi 1950’den sonradır. “Türkiye’de mezhep sorunu var” sözü siyasetin dilidir. Türkiye’de mezhep ihtilafımız yok. Bizim Caferilerle de Nusayrilerle de ihtilafımız yok. Aleviliği mezhep gibi görenler yanlış düşünen cahil siyasetçilerdir. Şimdi isterseniz Aleviliğin ne olduğuna dair size birkaç şey okuyayım:
Haydari Baba’dan bir şiir: “Ali Muhammediz. Ali Aliyiz. Bizleriz hakikat güruhu naci. Hasan’a bendeyiz, Hüseyniyiz biz. Biz ehli tarikat güruhu naciyiz.” Neymiş Aleviler? Bizler tarikat ehliyiz diyorlar.

 

Ayrıca Pir Sultan Abdal diyor ki; “Muhhamed dinidir bizim dinimiz. Tarikat altında geçer yolumuz. Hem Cibril-i Emin’dir rehberimiz. Biz müminiz, mürşidimiz Ali’dir.”

Bu da Şah İsmail’in tarikatla ilgili yorumu: “Şeriat yolunu Muhammed açtı. Tarikat gülünü Şah Ali seçti. Şu dünyada nice yüz bin er geçti. Anlar ittifakta, Mehdi yoldadır.”

 
“ATEİSTLERE ALEVİ ÖRGÜTÜ KURDURDULAR”
Şimdi de Alisiz Alevilik diye bir şey çıktı. Alevileri İslam dışı gösteriyorlar. Böyle bir çabaya ne diyorsunuz?
Sovyetlerin çöküşünü tamamlamasıyla birlikte dünya tek kutuplu hale geldi. O zaman batılıların ortaklaşa çalıştıkları Marksist, Leninist, ateist pek çok aydın boşlukta kalıyordu. Avrupa da bunları yakaladı; siz Alevisiniz. Gelin Alevi örgütü kuralım dediler ve onları örgütlediler. Şimdi Avrupa ülkelerindeki, Türkiye’deki örgütlerin bir kısmı bu organizasyon içinde kuruldu.  Eski ateistler oldular vakıf veya dernek yöneticisi. Bunlar televizyona çıkınca anlattıkları Alevilik değil, ateizmdir. Hatta bir kısmı ‘Alevi demek aleve tapan demektir’ diye yazılar, konuşmalar, televizyon programları yaptılar.
Aleviliği amaçları doğrultusunda kullanmaya mı çalışıyorlar?

Alevileri Müslümanlıktan uzaklaştırmaya ve batıya yaklaştırmak istiyorlar. Batının derdi de Türkler arasında insanları din, etnik grup, mezhep şeklinde bölüp ayırmak. Onun için de şu anda Avrupa’da 5 ülke -yanlış hatırlamıyorsam-  Aleviliği kendine özgü, bağımsız din diye kabul etti. Almanya’da 5 eyalet kabul etti. Şimdi sıra Türkiye’de. Sovyetlerin çöküşüyle ortada kalan Marksist, ateist birtakım insanlara Alevi örgütleri kurdurdular. Hepsi mi böyle? Hayır. Hiçbir mensubiyeti olmayan dernekler de var. Ama şu anda yapılan ortak çalışmalarda Masonik faaliyetler, Şiilerle ortak faaliyetler ya da ateistlerin doğrudan tek başlarına veya birlikte yaptıkları birtakım ortak faaliyetler var. Bunlar kendi diliyle Bektaşiliğin, Aleviliğin anladığı yol ve erkanı bozan, yani tarikatı yolundan çıkartan, saptıran düşüncelerdir.

 

İRAN’DA ŞİİLİK NASIL OLUŞTU?

İran’ın mezhep farklılığı konusundaki samimiyetini nasıl görüyorsunuz?
Eğer İran Türkiye’de başarılı olsaydı Humeyni zamanında başarılı olurdu. Humeyni zamanında Türkiye’de bir siyasi, ideolojik Humeynicilik hareketi vardı. Türkiye’nin herhangi bir yerinde Kızılbaş, Alevi, Bektaşi adıyla Humeynici olmuş bir tek örnek insan gösterilemez.
Aleviler kendilerini Şiilere yakın hissetmiyorlar mı?
Aleviler asla Şia’yı, mollayı kendisine yakın hissetmez. Ancak şu anda örgütlerle, Alevi dernekleri, vakıfları, birlikleri vesaireyle Şii mollalar ortak toplantı yapıyorlar Türkiye içinde ve Türkiye dışında. Ayrıca İran Şiileştirmeyi bütün İslam dünyasında uygulamak istiyor. Balkanlar’da Şiilik propagandası yapıyor. Türkiye’de Şiilik propagandası yapıyor. Diyelim Adıyaman’da, Adana’da hiç Şii nüfusunun olmadığı yerde Şii mescitleri açıyor. Kiminle açıyor? Birkaç tane ateist Alevi buluyor. Gerçek Alevilik budur diye ikna ediyorlar. Sonra onlarla bir dernek kuruyorlar ve Şii mescidi kuruyorlar. İran Türkiye’de ideolojik faaliyette bulunuyor.
Vazgeçmemiş mi?
Niye vazgeçsin? Şia başlangıcından itibaren bir ideolojidir ve ideoloji olmanın özelliklerini hala korur. Ama devlet haline devlet haline gelmiş bir ideolojidir. Din konusunda aramızda çok ihtilaf yoktur. Ama bir şey var; hiçbir ideolojinin hukuk yoktur. İran’da da Şia devlet olduğu zaman Azerbaycan deyimiyle başı döndü. Hukuksuz bu devleti nasıl idare edeceğiz diye İslam mezheplerin, Sünni mezheplerin hukuk sistemlerini inceledi. Şafii hukukunu kendilerine yakın buldular. Hala İran’da uygulanan kamuya ait hukuk sistemi Şafii sistemidir. Bugüne kadar geçen yüzlerce yıl içerisinde yüzde 20’sini ancak Şiileştirebilmişlerdir. Hala yüzde 80 Şafii hukuku uygularlar. Onun için Şafiilerle Şia birbirine daha yakın sayılır. Çünkü İran’da uygulanan Şafii hukuku, Türkiye’deki Şafii bölgelerindeki ahali arasında fetvada vs. kullanılan İslam hukukun bir parçasıdır.

 

Evet…
Şimdi Şah İsmail yahut dedeleri, İran’a Şiilik getirmek için yapmadılar. Osmanlı’yla İran’daki ahalinin ikisi de Sünni ve Hanefi’dir. Biz Hanefi Müslümanlığı İran’da öğrendik. Onun için kullandığımız namaz, abdest, gusül vs. terimleri farsçadır. Din terimlerini hala Farsça kullanıyoruz. Ama İranlılar bunların Arapçasını kullanıyor. Orda hudut güvenliği olmadığı için İran’la Osmanlı arasında. Ayrıca Anadolu Sivas’ın doğusundan itibaren İran, Safevi toprağı. Maraş, Elbistan, Malatya başkenti Kahire olan Fatımilere ait. Anadolu’da 3 tane devlet var. 3’ünde de Hanefilik hakim. Arada hudut güvenliği olsun diye ilk önce Erdebil’de bir tekke kuruyorlar. Sonunda fark ediliyor ki Anadolu’ya Hacı Bektaşi’nin getirdiğiyle Erdebil’deki aynı Yesevi yolu. O zaman Irak’tan, Mısır’dan Şii mollalar getirerek halkı için Şiilik istiyor. Şah İsmail kendisi için istemiyor. Ya da babası, dedesi istemiyor. Uzun Hasan’ın öyle bir derdi yok. Halk Şiileşsin, Anadolu ahalisiyle aramızda gönüllerde hudut çizilsin istiyorlar.

 

“YAVUZ KATİL ŞAH İSMAİL MAZLUM MU?”

İsminin İstanbul’a yapılacak üçüncü köprüye verilmesiyle birlikte Yavuz Sultan Selim’in Alevileri katlettiği iftirası yeniden dolaşıma sokuldu. Bunun tarihi gerçekliği var mı?
Yavuz’un babası Beyazıt zamanında bir isyan var. Şahkulu Baba Tekeli İsyanı. Şahkulu, Şah ismail’in halifesi. Adam Türkmen ama Erdebil dergahında Osmanlı düşmanı olarak yetiştirilmiş. 1511’de bir isyana kalkıyor. Beyazıt, oğlu Ahmet’i isyanı bastırması için görevlendiriyor. İki taraftan ölen insan sayısı 50 bin. İkisi de Türk ve ikisi de Anadolu halkı. İran’ın çıkardığı bu isyanla Osmanlı mağlup olmaktan zor kurtuluyor. Sultan Yavuz o sırada Amasya’da vali. Derhal Trabzon üzerinden Kırım’a geçiyor. Annesi Kırımlıdır. Kırım’dan asker topluyor. Balkanlar’dan İstanbul’a geliyor ve babasını tahttan indiriyor. Baba çok yoruldun hadi git Edirne’den dinlen diyor. Bu savaş Yavuz’un tahta geçmesini sağlayan bir İran saldırısıdır. Bunu bilmeden Yavuz’u anlamak çok zor bir iştir.
Sonra Şah İsmail’le savaş?
Yavuz Sultan Selim, Bektaşi tarikatına mensup bir adamdır. Yeniçeri askerinin tamamı Bektaşidir. İran’ın Şiilerine karşı Anadolu’nun Bektaşilerinin yaptığı bir şeydir. Ama ne yazık ki iki taraf da Türk’tür. Keşke bu savaşı yapmasalardı. Şah İsmail’le 1517’de yapılan savaş, iki Türk’ün birbirine karşı katliamıdır. Birine katil dediğinizde ötekisi mazlum mu? Efendim 40 bin kişi öldürdü. Kim diyor bunu? Hangi tarih yazıyor bunu? Böyle bir numara yok.

 

Söylenti nereden çıktı?
Alevilikle ilgili yazan aydınlar bu safsatayı yazıyorlar; “Yavuz 40 bin kişiyi öldürdü.” Böyle bir tarihi belge yok. Ne İran’da var ne Türkiye’de var. Yavuz’la Şah İsmail savaşının sorumluluğunu niye sadece Yavuz’a yüklüyoruz? Bunu abartılmış, sırf  Türkiye’de Aleviler iktidara karşı olsun, iktidarla çatışsınlar diye cahil, ideolojik, taraflı aydının tahriki olarak görüyorum. Alevilerin böyle bir derdi olduğunu düşünmüyorum.

Erol Metin / Habervaktim.com

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

escort izmir izmir escort porno izle türk porno porno
Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz