Son Dakika
26 Nisan 2019 Cuma

15 Haziran 2013 Cumartesi, 16:40
HaberDokuz
HaberDokuz haberdokuz@haberdokuz.com Tüm Yazılar

Erdoğan Kazanıyor

Böyle giderse 5-10 gün içerisinde yeniden gündemin tek belirleyicisi Erdoğan olacak ve diğerlerinin sesi duyulamaz bir noktaya gelecek.

 

945566_613322555346840_1036255178_n

Son 15 günde ülkemizi etkisi altına alan isyanı, Erdoğan son derece stratejik adımlarla kontrol altına aldı. Artık eylemlerin; dolayısıyla da ülkemizin gündemini göstericiler değil, Erdoğan belirliyor. Böyle giderse 5-10 gün içerisinde yeniden gündemin tek belirleyicisi Erdoğan olacak ve diğerlerinin sesi duyulamaz bir noktaya gelecek.

 

O noktaya gelecek, çünkü bütün o meydanlarda bulunan ahmak radikal sol partiler ve onların akılsız kitleleri bu davaya ihanet ettiler. Apolitik, daha doğrusu hiçbir siyasal parti ya da örgütün kontrolünde olmadan başlayan ve gelişen bu dalga, her yere kendi partilerinin ve örgütlerinin bayrak ve flamalarını asan sosyalistlerce harcandı, harcanıyor. Eylemlerde örgütlü bir şekilde etkin olan bu kesimler, bütün meseleyi Taksim ve Gezi Parkı üzerine indirgemek ve konuyu buradan tartışmak isteyen Erdoğan’ın tuzağına düştüler. İzmir’de, Ankara’da ve diğer bölgelerde halkın verdiği yüksek destek sadece Gezi Parkı için değildi. Aslına bakarsanız, bu insanların büyük çoğunluğunun sanıldığı kadar umurunda bile değil Gezi Parkı…  O büyük halk desteğinin oluşmasının ve olayların kısa zamanda kitleselleşmesinin en büyük sebebi, iktidarın uyguladığı çoğunlukçuluk despotizmi ve siyasal sistemin süreğenleştirdiği temsil krizinin artık dayanılamaz boyuta gelmesiydi. Muhalefet partilerinin meşruluklarının kalmaması ve uydu muhalefet konumlarını normalleştirmeleri, bu patlamanın en önemli yapısal nedeniydi ve bu yapısal krizi giderecek direniş yeteri kadar gösterilmedi.

Hayat tarzlarına müdahaleler, mezhep temelli iç ve dış politikaların ayrıştırıcı etkileri, ‘senin için en iyi olanı ben birimci’ tek adam histerisi, sırf %50’lik ‘onayını’ aldığı kitlenin desteğini konsolide etmek adına kullanılan bölücü üslup, yargı sisteminin parti aygıtı haline getirilmesi, bu parti aygıtının uyguladığı çifte standartların ve haksızlıkların ayyuka çıkması, sistemik olarak engellenemeyen yolsuzluklar, kendinden olmayanın insan haklarına saygı duymamalar, terör örgütleri karşısında kendi politik gelecekleri için verilen milli tavizler, terör örgütüne kazandırılan meşruiyet, muhalif gazetecilerin susturulması, medyanın parti aygıtı haline getirilmesi, hala milletimizin büyük bir çoğunluğu için aziz olan sembollerin ve kişilerin kendi tabirleriyle “ayaklar altına alınması”,  oluşturulan korku imparatorluğu, binlerce yapısal sebebi olan bu isyanın en önemli birkaç nedenlerinden birisiydi…

Ama bu yapısal nedenler unutturuldu… Erdoğan’ın istediği gibi her şey Taksim ve Gezi Parkı meselesine indirgendi ve günlerdir buradan tartışılıyor. Bu kısır döngüden bir an evvel çıkılması ve bütün bu problemlerin kökeninde bir demokrasi krizi olduğu söyleminin yeniden inşa edilmesi gerekiyor.

Eğer  demokratik talepler, bütün ülkeyi kapsayacak demokratik istemler yeniden güçlü bir şekilde dillendirilirse ve ana pazarlık konusu haline getirilirse, müzakereler siyasal sistemin en azından daha kabul edilebilir bir restorasyonuyla sonuçlanacak. Bu restorasyon sadece iktidar partisini değil, tüm partileri kapsayacak. Bu siyasal sistemin en küçük bir restorasyonu, Erdoğan’ı ve muhalefet partilerini yöneten halktan kopuk liderler için “şov bitti” demek olacak… Mesele bir “iktidar devirme olayı” olmamasına rağmen, mecburen iktidar kendi varoluşunu borçlu olduğu bu anti-demokratik sistemin restorasyonuyla çok küçük bir hamle ile bile yok olabilecektir. Olası bir seçim barajı düzenlemesi ve siyasi partiler yasasının demokratikleştirilmesi bu yok oluşun odak noktasını oluşturacaktır.

Erdoğan’ın Kuzey Afrika dönüşü yaşadığı panik ve korkunun en büyük sebebi meydanlarda yalnızca Gezi Parkı üzerine inşa edilmiş bir söylemin bulunmamasıydı. Erdoğan duygularından sıyrılıp aklıyla hareket edince yeni bir stratejiye kavuştu. Bu strateji, yukarıda anlattığım gibi olayları bağlamından koparma ve farklı bir mecrada tartışılmasını sağlama stratejisiydi. Polisi de bu süreçte iliklerine kadar kullanan bu stratejik aklın, polisi aç-susuz-yorgun ve haksız bir şekilde çalıştırıp şiddet göstermeye zorlayan bu zihniyetin, bütün günahlarına Polis’i ortak etmesi ve yer yer bütün günahlarını Polis’e yıkacağı unutulmamalıdır.

Tiyatrolar kurup, bütün gündemi de o tiyatrolar üzerinden inşa etmeye çalışan Erdoğan’ın, elbette entelektüel kapasitesini geçtim; daha kendisini ifade etmekten aciz ve olaylara ilgisi “sıfır denebilecek kadar az” medya ikonlarından yardım almasından daha akıllıca bir strateji olamazdı.

Herkes yorgun, bitkin ve usanmış bir vaziyette bekliyor, bunu görebiliyoruz. Artık sokaklarda tencere-tava eylemi yapan kadınlardan ses gelmiyor, meydanlardaki kalabalık giderek azalıyor. Erdoğan’ın bu süreci taviz vermeden tiyatrocularla ve tiyatrolarla uzatması, eylemcilerin “yenildik, işe yaramadı” duygusuna alışmasını gerektirecek. Bu bir demokrasi savaşıydı ve ve şuana kadar kötü yönetildi… Eğer bu savaş kaybedilirse hiç şüpheniz olmasın, diğer bütün savaşlardaki gibi yenilenler hesabı öder ve tarih yenenlerin kanunlarını konuşur…

Yeniden ve ani bir şekilde demokrasi söyleminin inşası ve olayların Gezi Parkı’na hapsedilmemesi, kitlelerin verdiği desteği yeniden canlandıracak ve haklı davanın aptalca yöntemlerle kaybedilmesini önleyecektir.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
izmit escort atasehir escort mecidiyekoy escort halkali escort bahcesehir escort