Türkiye’nin içişlerine karışırız

14 Haziran 2013 Cuma, 11:43

“Türkiye’nin yaklaşımı daha çok ‘iç işlerimize nasıl karışma cüreti gösterirsiniz’ şeklinde. Evet gösteririz çünkü siz bu (demokratik) kulübün bir üyesisiniz.”

 

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Jeffrey “Devletin şiddet içeren göstericilerin üzerine gitmeye ve bir haftanın ardından İstanbul’un merkezindeki meydanı açmaya hakkı vardır. Ama burada (sorun), hükümetin siyasi duruşundaki ton ve açıklamaları ve dış dünyaya yaklaşımı.  Türkiye’nin yaklaşımı daha çok ‘iç işlerimize nasıl karışma cüreti gösterirsiniz’ şeklinde. Evet gösteririz çünkü siz bu (demokratik) kulübün bir üyesisiniz. Gelişmiş ekonomilerden biri olmanın, demokratik siyasi sistemlerden biri olmanın gereği bu ve bu büyük bir problem olmamalı” dedi.

Washington’daki düşünce kuruluşlarından Washington Enstitüsünde, “Türkiye: Evdeki Protestolar Dış Politikayı Etkiler mi?” başlıklı toplantı düzenlendi.

Jeffrey, konuşmasında Türkiye’nin demokratik ülke olduğunu söyledi. Göstericilerin çeşitli gruplardan oluştuğunu belirten Jeffrey, içlerinde özellikle de şiddet yanlısı solcu göstericilerin, geçmişte Türkiye, Avrupa ve ABD’de, G-8 ve G-20 zirvelerindeki gösterilerde görülen, devlete şiddet yoluyla meydan okuyan solcu gruplar bulunduğunu bulunduğunu ifade ederek, “Devletin şiddet  içeren göstericilerin üzerine gitmeye yönelik meşru hakkı vardır. Devletin ayrıca bir haftanın ardından İstanbul’un merkezindeki meydanı açmaya hakkı vardır. Burada daha çok (sorun) ise hükümetin eylemlerinden çok, siyasi duruştaki ton ve açıklamaları” görüşünü bildirdi.

“ABD’de de yaşandı”
ABD’de de benzer şeyler yaşadıklarını, 1960 ve 1970’lerde gençlerin Pentagon’a yürüdüğünü, eski Başkanı Nixon’a karşı gösteriler düzenlediğini, Almanya gibi diğer ülkelerde bu tür olayların hep görüldüğünü hatırlatan Jeffrey, “Bu nedenle konunun Türkiye’nin demokrasisinin geleceğine dair sorun olmadığını ve polisin Taksim gibi işlek bir meydanı açma çabasına çok takılmamak gerektiğini” vurguladı.
“Konu, Türkiye’nin bir ölçüde kendi halkıyla ilişkileri ve dış dünyaya yaklaşımı” diyen Jeffrey, Gezi Parkı’nı destekleyenlerin çoğunluğunun molotofkokteyli atanlar olmadığını ve “çapulcu, yabancı ajan, dış mihraklar” gibi kullanılan söylemlerin rahatsızlık yarattığını söyledi.  Jeffrey, ABD’nin en azından, “dış güçlerin ajanları” gibi ABD ve Batı’yı suçlayıcı bazı kategorizelerden kaçınılması gerektiği konusunda uyarıda bulunması ve bunun Türkiye’ye zarar verdiğini belirtilmesi gerektiğini söyledi.

Tepki düzeyi yerinde
ABD’nin olaylara yönelik tepkisinin düzeyini yerinde ve uygun bulduğunu anlatan Jeffrey, bunun yanında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yakın ilişkisi olan ABD Başkanı Barack Obama’nın da sessiz bir şekilde konuyla ilgili kendisiyle konuşması gerektiği yorumunda bulundu.
Jeffrey, Türk hükümetinin hala Gezi Parkı konusunda bir çözüm bulmaya çalıştığını ama hükümetin bu konuyla ilgili ne yapacağının henüz belli olmadığını söyledi.

“Demokratik kulübün bir parçasınız, eleştirmeye hakkımız var”
Taksim Gezi Parkı olaylarının şiddete dönüşmeden devamı halinde ise hem hükümetin hem de protestocuların davranışlarını tekrar gözden geçirmesi gerektiğine dikkati çeken Jeffrey, Türkiye’nin diğer ülkeleri iç işlerine karışmakla suçladığına ifade ederek, şunları kaydetti:
“Türkiye’nin yaklaşımı daha çok ‘iç işlerimize nasıl karışma cüreti gösterirsiniz’ şeklinde. Evet gösteririz çünkü siz bu kulübün bir üyesisiniz. Kendinizi izole edemezsiniz, mürekkebinin silindiği 150-200 yıllık Viyana Kongresi’ni ortaya koyup, ‘iç işlere karışmazsınız’ diyemezsiniz. Türkiye de sürekli ABD hakkında konuşuyor, Amerika’nın azınlıklarına yönelik şikayetlerde bulunmaktan çekinmiyor ve bu bence iyi bir şey. Biz bunu memnuniyetle karşılıyoruz. Ama gelişmiş ekonomilerden biri olmanın, demokratik siyasi sistemlerden biri olmanın gereği bu ve bu gündeme getirilen büyük bir problem olmamalı. Demokratik kulüpteki oyunun kurallarını kabul etmeye dönük isteksizliği yansıtan bu durum, biraz endişe verici” ifadesini kullandı.

“Birçok konuda Batının Türkiye’ye ihtiyacı var”
Jeffrey, Türkiye’nin NATO, AB ve ABD ile partnerliğinin, diplomatik, askeri ve ekonomik ilişkileri, coğrafik konumu ve bölgeye göre göreceli istikrarından başlayarak somut katkılara dayandığını, ABD’nin Türkiye ile ilişkilerinin aynı kalmaya devam edeceğine vurgu yaptı.
Jeffrey, Türkiye’nin önemli bir müttefik olduğunu, Batının birçok konuda Türkiye’ye “bel bağladığına”  işaret ederek, Türkiye’nin bölgede İran karşısındaki ana güç dengesi yarattığını, ABD’nin Suriye konusunda Türkiye’nin desteği olmadan bir şey yapabilmesinin neredeyse imkansız olduğunu ve benzer şeylerin Irak konusunda da geçerliliği bulunduğunu dile getirdi.
Ekonomik yönde bazı kaygılar taşıdığını da bildiren Jeffrey, Türkiye’nin Rusya gibi dünyanın satın almak zorunda olduğu yer altı kaynaklarının bulunmadığını veya uzun vadede üretiminde Çin gibi olmadığını ifade ederek, Türkiye’nin bilim ve teknolojik alanlardaki ilerlemesinin siyasi ve sosyal alanda çoğulculuk olmadan yürütemeyeceğini, özellikle de teknolojik gelişmeler için Silikon Vadisi’nde olduğu gibi “tüm bu çılgın gençlere” ihtiyacı olacağını anlattı. Jeffrey, bu nedenle, yeni neslin toplumuna yabancılaştırılmaması, polarizasyonun önüne geçilmesi gerektiğini vurguladı.

Soner Çağaptay
Washington Enstitüsü Türkiye Araştırma Programı Direktörü Soner Çağaptay ise yaşanan son gelişmelerin, daha çok sol kesimdeki orta sınıfın yeni muhalefet aracı, kendi sesini duyurmanın yeni yöntemi haline geldiğini ve Türkiye’deki önümüzdeki dönemlerde, yeni gelişmelerde bu dinamizmin devam edeceğinin görüldüğü  değerlendirmesinde bulundu.

Bizi de dinle çağrısı
Konunun çevreci bir yaklaşımdan çıkarak, daha çok ifade özgürlüğünü kullanmaya dönük geniş söyleme dönüştüğünü belirten Çağaptay, Başbakan Erdoğan’a oy vermeyen ülkenin diğer yarısının kendisine “Bizi de dinle” çağrısında bulunduğunu söyledi.
Çağaptay, bundan bir ay önce Türkiye’de böyle bir şeyin olacağının kimsenin aklına gelmeyeceğini, ilk kez hem geniş çaplı hem de halk hareketi olarak gelişen bir çabanın ortaya çıktığı yorumunda bulundu.
Kısa vadede Türkiye’de hala büyük çoğunluğunun desteğini alan AK Parti’nin bu süreci kazanacağını dile getiren Çağaptay, göstericilerin çoğunluğunun sol görüşlü olmasının Başbakan Erdoğan’a sağ kesimde kendi destekçilerini sağlamlaştırma imkanı sunacağını savundu. Çağaptay, “Ancak uzun vadede Başbakan Erdoğan’ın başkanlık sistemi istediğinin rafa kalkabileceği” yorumunu yaptı.
Çağaptay, bu olayların Türkiye-ABD ilişkilerine de çok az etkide bulunabileceğini sözlerine ekledi. 

 

AA

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz