Son Dakika
20 Nisan 2018 Cuma

Stefan Füle: AB Türkiye ilişkileri kritik aşamada

13 Haziran 2013 Perşembe, 15:39

Avrupa Komisyonu’nun Genişleme ve Komşuluk Politikası’ndan sorumlu Üyesi Štefan Füle’nin Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye konulu Genel Kurul Toplantısı’daki Açıklaması

Geçen hafta, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinin geleceği konulu bir toplantıya katılmak üzere İstanbul’daydım. Konferenstan önceki gece Taksim Meydanı ve Gezi Parkı civarında yürüyüş yaptım. Orada toplanmış olan –ve çoğu gençlerden oluşan- insanlarla konuştum.

Orada gördüğüm insanlar çapulcu değildi; Onlar Türkiye’nin, barış, özgürlük ve saygı çağrısında bulunan, kısacası seslerini duyurmayı ve dinlenmeyi talep eden evlatlarıydı. Onlar kendi hayatlarını yaşamak isteyen tipik Avrupalı gençlerdi.

Konferansta, barışçıl protestoda bulunanlara karşı aşırı güç kullanımını kınadım ve sorumlularından hesap sorulmasını istedim.
Toplumun her kesimine ulaşabilmek için demokrasinin tartışma, istişare ve uzlaşma gerektirdiğini ve demokrasinin salt seçimle sınırlı olmadığını belirttim.
Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinde kritik bir noktaya gelmiş bulunuyoruz. Geldiğimiz bu noktada ilişkilerimizin hala geçmişe nazaran daha yapıcı bir yönde gelişme potansiyaline sahip olduğu düşüncesindeyim. Yeni bir faslı müzakerelere açabilecek konumdayız. Ancak, bu ivmenin sürdürülebilmesi için, özellikle ilave siyasi reformlar yoluyla olmak üzere, daha kapsamlı ilerlemeye ihtiyacımız var.

Mevcut olayları ve Türkiye’nin reform sürecine hepimizin verdiği desteği dikkate alacak olursak, özellikle AB tarafındaki mevcut blokajların aşılması ve ilgili fasıllarda (23 ve 24) müzakerelerin bir an önce başlatılması önem arz etmektedir. Bu Türkiye’nin olduğu kadar bizim de esas menfaatimizin gereğidir. 
Bizler sürekli olarak temel hak ve özgürlüklerden söz ederken, nasıl oluyor da Adalet Bakanı bana tekrar tekrar “İlave reformlar yapmak için kullanabileceğim Türkiye tarama raporu nerede?” diye soruyor. Kendisi reform konusunda da güçlü bir deneyime sahip. Nasıl oluyor da bizden son derece önemli 23. fasılla ilgili açılış ve kapanış kıstaslarını istemek durumunda kalıyor? Bir faslın açılması yoluyla sadece resmi makamlara değil aynı zamanda sivil topluma da ek bir etkileşim platformu önermek için neden üç yıl beklemek durumunda kalıyoruz?

Katılım sürecinin her bir fasılla AB değer ve ilkelerine dayanan bir diyalog için ek bir platform sunduğunu unutuyoruz. AB’nin Türkiye’deki reformlar için bir referans noktası olmaya devam etmesini nasıl sağlayabiliriz?

Türkiye’ye özgürlük ve temel hak değerlerinden vazgeçmemesi ve ilişkilerimizde yaratmayı hedeflediğimiz yeni ivmeyi tehlikeye sokabilecek (unsurları) önlemesi için çağrıda bulunuyorum. Çünkü Yüksek Temsilcinin de ifade etmiş olduğu gibi Türkiye, bir aday ülke olarak, parlamentodaki çoğunluk kimin elinde olursa olsun, tüm Türk vatandaşlarının haklarının korunması anlamına gelen mümkün olan en yüksek demokratik standartları ve uygulamaları kendisi için hedef olarak görmelidir. Böylesi bir yaklaşım elbette ki Taksim’deki, Ankara’daki, İzmir veya Türkiye’nin dört bir köşesindeki genç insanları da içermelidir.
Türkiye, nelerin tehlikeye girdiğini görerek, Avrupa’ya ve Avrupa Birliği standart ve değerlerine daha fazla angaje olmalıdır; daha az değil.
Dün gece gelişmeleri artan bir endişe ile izledim. Önümüzdeki gün ve haftalarda, bir yatıştırma, diyalog ve uzlaşı politikasının uygulanması ve medyanın olayları özgürce yansıtmasının sağlanması büyük önem taşımaktadır. Çatışma ve bölünmeye dayalı yaklaşımlar sadece Türk toplumu değil, Avrupa Birliği açısından da daha fazla endişe yaratır. İstanbul’da muhataplarıma da ifade ettiğim üzere, katılım müzakerelerinin dinamizmi ile demokrasi ve insan haklarında ilerleme, bir madalyonun iki yüzü gibidir. Biri olmadan diğeri olamaz.

Şunu da ifade edeyim ki Başbakan Erdoğan tarafından şahsıma yönelik herhangi bir saygısızlık söz konusu olmamıştır. Kendisi geçen hafta İstanbul’da beni hem konferans sırasında hem de akabinde yapmış olduğumuz toplantıda büyük bir dikkatle dinlemiştir.
Toplantıda, kapalı kapılar ardında söylemeyip de daha sonra ifade ettiğim her hangi bir husus hakkında kendisinin şikâyet eder bir açıklamasına da rastlamadım. Bununla birlikte protestocularla, resmi makamların bu olayları nasıl ele alacaklarıyla ve bunun katılım müzakerelerini yeniden canlandırmak ve sürdürülebilir bir ivmeyi yakalamak bakımından arz ettiği önem bağlamında kimi yorumlarda bulunduğuma sizleri temin ederim. Görüşmelerimizin temel noktası bunlar olmuştur. Kendisiyle paylaşmadığım tek şey ise daha sonra yayımladığım ve İstanbul konferansında, saygı ve kapsayıcı diyalog çağrısı yapanlara erişim konusunda fırsatın kaçırılmış olduğuna dair taşıdığım düş kırıklığını dile getirdiğim tweet’in içeriği olmuştur.
Sözlerime son verirken İstanbul konferansının bitiminde ifade ettiğim sözleri burada da dile getirmek istiyorum: Yaratmak istediğimiz sürdürülebilir ivmeyi tehlikeye atacak herşeyi engellemek zorundayız. Birlikte başarılı olmak zorundayız! Neden? Çünkü hiç kimse istikrarlı, demokratik ve modern bir Türkiye’nin bölgesi ve bir bütün olarak Avrupa Birliği için taşıdığı önemi sorgulamamalıdır.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Kaynak: AB Türkiye Delegasyonu

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz