Son Dakika
18 Kasım 2017 Cumartesi

Hizbullah Suriye’de!

25 Mayıs 2013 Cumartesi, 12:23

Hizbullah savaşçılarının bu hafta Suriye’de stratejik öneme sahip Kuseyr kasabasındaki savaşa açıkça katılmaları, Lübnanlı militan Şii örgütün tarihinde yepyeni bir sayfanın açıldığına işaret ediyor.

Hizbullah’ın ana hedefi, 1982’de İsrail’in Lübnan’ı işgaline karşı İran ve Suriye’nin desteğiyle kurulduğu günlerden beri İsrail’e direniş olageldi.

Güney Lübnan’ın işgaline karşı yürüttüğü kampanya, 2000’de İsrail’in askerlerini ülkeden tamamen çekme kararıyla sonuçlandı.

2006’da Hizbullah ile İsrail arasında yaşanan bir aylık savaş, dev İsrail’e karşı muazzam bir performans sergileyen küçük Arap hareketi olarak onu Arap ve İslam dünyasında kahraman yaptı.

Ama iki yıldan az bir süre sonra, Mayıs 2008’de örgütün prestiji, liderlerinin bir zamanlar asla yapmayacaklarını söylediği bir şeyi yapmalarıyla hızlı bir düşüşe geçti: Silahlarını kendi yurttaşlarına çevirdiler.

Sünni ve Dürzi liderlerin provokatif tavırlarına öfkelenen Hizbullah, kısa süren bir harekatla pek çok Sünni bölgeyi ele geçirdi.

Bu çatışmalar hem bölgede hem de Lübnan’da artan Sünni-Şii mezhep gerilimini yansıtıyor ve aynı zamanda artırıyordu.

Tabii bir yanda Hizbullah’ın İranlı ve Suriyeli destekçileri, diğer yanda ise Suudi Arabistan, diğer Sünni güçler ve müttefikleri arasındaki bölünmeleri de…

İran seferber etti

Şimdi Hizbullah, İsrail ile giriştiği temel mücadeleyle sadece uzaktan ilgisi olan Suriye’deki iç savaşa giderek daha fazla karışırken bu bölgesel, siyasi, stratejik ve mezhepsel meseleler de çok daha şiddetli bir şekilde gündeme gelecek.

Hizbullah açısından tehlikeler ortada: Her ne kadar liderleri Hasan Nasrallah bu olasılığı reddetse de Suriye’deki savaşın dipsiz kuyusuna giderek daha fazla çekilmesi, bu nedenle güç kaybetmesi ve İsrail’den gelecek ölümcül bir darbeye açık duruma düşmesi.

 

Üst düzey bir Şii gözlemci, “Evet, Hizbullah için böyle bir risk var,” diyor, “Ama bu İran’ın genel bölge stratejisinin bir parçası: Suriye rejimi asla düşmemeli.”

“Tüm güçlerini seferber ettiler; İran elinden gelen her şeyi yapacak bu konuda. İran da, Hizbullah da bunu siyasi varlıklarına bir tehdit olarak görüyor.”

“İç savaşın sürmesi ve Hizbullah’ın giderek içine çekilmesi, son birkaç günde 40 savaşçılarını kaybettikleri çatışmalarda olduğu gibi katledilmesi, İsrail’in çıkarına. Bu savaş bir kıyma makinesi gibi. İsrail ise memnun, gülüyor.”

Gerçekten de bu açıdan bakıldığında İsrail’in hem Şii hem de Sünni kanatlardan aşırı ve terörist uçlar olarak gördüğü tarafların, Suriye’de boğaz boğaza gelmesine memnun olmadığına inanmak güç.

Hizbullah’ın Suriye’deki savaşa daha fazla karışacağının işaretlerini Hasan Nasrallah 30 Nisan tarihli konuşmasında vermişti: Suriye’nin “Direniş Ekseni”ndeki ortakları İran ve Hizbullah’ın, onu kurtarmak için ellerinden geleni yapacağını söylemişti.

“Suriye’nin bu bölgede ve dünyada gerçek dostları vardır; bu dostlar onun ABD, İsrail ya da tekfirin (radikal Sünni grup anlamında) eline düşmesine izin vermeyecektir.” demişti.

“Eğer durum daha da tehlikeli hale gelirse ülkeler, direniş hareketleri ve diğer güçler duruma doğrudan müdahale etmeye mecbur kalacaklardır.”

Şimdi, en azından Hizbullah açısından, o noktaya gelinmiş, Suriye rejimi bir var olma mücadelesiyle karşı karşıya kalmış durumdadır.

‘Hizbul-şeytan’

Bazı Batılı diplomatlar rejim kuvvetlerinin son zamanlarda kaydettiği ilerlemenin çoğunu Hizbullah’ın aktif yardımına bağlıyor. Ne de olsa Hizbullah’ın sokak çatışmaları konusundaki deneyimi, Suriye ordusununkini kat kat aşıyor.

Bunlardan biri “Hizbullah’ın ve yeni Ulusal Savunma Gücü’nün Kuseyr’de ve Şam’ın doğusundaki önemli saldırılarda bu kadar büyük rol oynaması, rejimin krizde olduğunun işaretidir.” diyor.

Ulusal Savunma Gücü, yeni kurulan bir tür muhafız milis kuvvet. 50 bin civarındaki personelinin Alevi “Halk Komiteleri” ile şebbiha arasından seçildiği, İran ile Hizbullah’ın da eğitim, maaş ve cephaneyi sağladığı sanılıyor.

Hizbullah’ın savaşa fiilen ne kadar katıldığı ise muamma ve spekülasyon konusu.

Ancak Kuseyr’deki çatışmanın ilk günü olan geçen Pazar verdikleri 30 kayıp, Suriyeli askerlerin kaybı için yapılan tahminlerin neredeyse iki katı.

İsyancı güçlerin bir komutanı, ölü Hizbullah savaşçılarından birinin bedeni önünde şu konuşmayı yaptı: “Bütün dünya bilsin ki biz burada İran, Rusya, Hizbul-şeytan ve rejimle savaşıyoruz. Buna karşılık dünya bizi terk etmiş, bize ne silah, ne kurşun, ne malzeme, ne asker veriyor.”

Ama Hizbullah sayesinde rejimin tüm ülkede kontrolü yeniden sağlaması da zor.

Hükümet güçleri tıklayın bazı bölgelerde ilerleme kaydetse de, isyancılar da başka bölgelerde ilerliyor, kuzeyde, doğuda ve güneyde geniş bölgeleri ellerinde tutuyor.

 

Eğer çatışmalar çıkmaza girer ve sonuçta Suriye’de ortaya bölünmüş bir denge tablosu çıkarsa, Hizbullah’ın tıklayın Kuseyr bölgesini kontrole yardım etmesi önem kazanacaktır.

Bu bölgede pekçok Lübnan vatandaşının yaşadığı 20 kadar Şii köyün kontrolü, Şam ile kuzeydeki büyük kentler ve kuzeybatı kıyı bölgesindeki Alevi merkezler arasındaki bağlantıyı korumak için hayati önem taşıyacaktır.

Lübnan’da savaşmasalar da…

Kuseyr’de Hizbullah kendisini yalnızca çoğunluğunu Sünnilerin oluşturduğu Suriyeli isyancılar ve el Kaide bağlantılı Selefi savaşçılarla değil, kendi vatandaşlarıyla da karşı karşıya buluyor: Savaşa katılmaya gelmiş, cihatçı Sünni militanlarla.

Ülkedeki mezhep bölünmelerinin ve iç çatışma tehlikesinin fazlasıyla farkında olan Lübnanlı politikacılar, bundan bir yıl önce Lübnan’ı Suriye savaşından uzak tutmaya ve tarafsız kalmaya karar vermişlerdi.

Lübnanlı Sünni ve Şii militanların sınırın hemen öte yanında birbirlerini boğazladığı düşünülürse, Lübnan’ın kendisinde bir patlama daha ne kadar ertelenebilir?

Bazı yerler şimdiden kaynamaya başladı, özellikle de Alevi azınlığın komşu bölgelerde yaşayan Sünnilerle yıllardır ters düştüğü kuzeydeki Trablus kentinde.

Ama Trablus’ta zaten zaman zaman bu tür parlamalar oluyordu; bunlar da şimdilik kentin sınırları dışına taşmadı.

Bunun dışında Sünni-Şii sürtüşmeleri Bekaa Vadisi’nde birkaç yerle, Beyrut’un güney etekleriyle ve güneyde Sidon’la sınırlı kaldı.

Bu, daha geniş çaplı bir parlamanın olamayacağı anlamına gelmiyor. Ama kimsenin kazanmadığı, herkesin kaybettiği 15 yıllık bir iç savaşın ardından Lübnan’daki ana akım güçler yeni bir iç savaşa izin vermeye niyetli değil.

Fakat ülkede nispeten yeni, başına buyruk bir güç var: Özellikle Trablus ve Sidon’da güçlenmekte olan, Sünni Selefi militanlar.

Sayıları nispeten az da olsa, el Kaide ve işbirlikçilerinin Irak ve Suriye’de korkunç sonuçlara yol açan provokatif, hedef gözetmeyen patlayıcı yüklü otomobil ya da intihar eylemlerini Lübnan’a taşıyacakları kaygıları da var.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz