Son Dakika
22 Eylül 2017 Cuma

17 Mayıs 2013 Cuma, 21:44
HaberDokuz
HaberDokuz haberdokuz@haberdokuz.com Tüm Yazılar

Polis…

Çiçek verdiğiniz Polis ilk fırsatta ümüğünüzü sıkacak…

Bugün Gazi’li arkadaşlarımız, ağırlığı artık taşınamaz hale gelen bir utanç yüküyle sessiz sedasız yol alan politik sistemin her cepheden aktörlerine – ki buna en çok da sessizlikten ölecek olan toplumumuz dâhil- karşı son derece anlamlı bir eylemde bulunmuşlar. ‘Reyhanlı trajedisi’ne duyarsız kalmadıklarını ifade etmek için, Gazi Üniversitesi’nden başlayıp Anıtkabir’de sona erecek olan bir yürüyüş düzenlemişler. Buraya kadar her şey normal, merdane ve asilce…

Fakat birkaç saat önce Twitter’a düşen  oldukça dikkat çekici bir fotoğraf, ‘Reyhanlı trajedisi’ne karşı düzenlenen bu eylemi ve bu eylemin etkilerini benim kadrajımdan çıkardı. Fotoğrafı gördükten sonra bütün o beslediğim olumlu düşünceler ve yaşadığım kollektif acıyı dindiren hisler birden yok oldu. O fotoğrafta öğrenciler, -tedbir amaçlı olsa gerek- orada bulunan polislere karşı gelinen politik durum itibariyle gereksiz ve yersiz bir jestte bulunmuşlar. Polislere karşı çiçekler uzatarak durduk yere onları “gönüllemişler” ve bunu fotoğraflamışlar… (Büyük ihtimalle siyasal eksenin diğer tarafında konumlanan ODTÜ’lülerin dünkü çatışmasına atıfla böyle bir harekette bulundular.)

BKeQOi3CYAEUrK1

Her şeye rağmen bu fotoğraf, ‘fotoğraf haliyle’ oldukça saf, hesapsız ve olması gereken bir fotoğraf gibi duruyor… Normal bir insanın asla reddedemeyeceği bir insanilik söz konusu haliyle…

Hele de “Gazi’nin ruhu” diyebileceğimiz o “vatanperver iklim” dikkate alındığında, biraz provakatif denebilecek bir yaklaşımla ele alacağım ben o fotoğrafı.

Çünkü bu resimde köklü bir problem var…

Adına ‘modernizm’ denen, tarihin gördüğü o en büyük macera, ‘her şeyinden daha fazla’; insan haklarının derinleşmesi ve demokratikleşme isteminin şekillendirdiği muazzam bir tarihi süreç olarak değerlendirilir. Radikal demokratlarından, anarşistlerine kadar birçok kesimin öldürmeye çalıştığı bu heyula; aklı başında önemli düşünürlerce ‘hala geliştirilmesi gereken ve devam eden, etmesi gereken’ bir süreç olarak yorumlanıyor. Modernizmin en belirleyici vasfı, bütün mücadelenin egemenlere karşı yapılarak, hakların ve hürriyetlerin tabana yayılması ve yasallaştırılarak derinleştirilmesi hadisesidir. Modernizm devlete, devleti yönetenlere karşı verilen mücadelelerle olgunlaşmıştır. -Dünyaya aynı pencereden bakmasak da- Oktay Taftalı hocamızın dediği gibi “demokrasiye ve modernizme giden yollar kan revan içindedir.” Modern toplumlarda devlete karşı mücadele edilmiştir; çünkü –özellikle- Batı Avrupa’da başlayan bu süreçte aydınlar, devletin; milletin kollektif çıkarlarını koruyacak ve kollektif ilişkilerini yönetecek bir araç olduğu fikrini geniş halk kitlelerine benimsettiler ve hakların ancak mücadele ile kazanılabileceği düşüncesini yerleştirdiler. Bütün egemenlik ve onun kaynağına ilişkin teorileri, bu mücadele şekillendirdi…

Modernizm varsa, egemenlerin hukuksuzluklarına karşı da bir mücadele var demektir. Modern bir vatandaş-devlet ilişkisinin olduğu bir yerde, iktidarın emellerinden neşet eden şiddeti uygulayan polise çiçek verilmez. Teşbihte hata olmasın ama Althusser’in dediği gibi polis, o masumane gibi gözüken “halk çocuklarından oluşması saptırması” bir yana, her şeyden önce devletin bir baskı aygıtıdır (DBA). Benim bu fotoğrafı eleştirmemin nedeni de budur…

O çiçek verilen polisler; eğer Gazi’li arkadaşlarımız Reyhanlı pisliğini tam anlamıyla hükümetin bir işi veya kirli ilişkilerinin bir sonucu olarak yansıtacak ses getirici bir eylem olarak yapsalardı, o polisler yine aynı mütebessim bir vaziyette uzanan çiçekleri mi koklayacaklardı, yoksa yukarıdan gelen iktidar emrini tatbik edip o kalabalığı gaz bombardımanına mı tutacaklardı?

AKP iktidarları dönemini yaşamış ve hassaten o dönemde büyümüş bu nesle bu soruyu sormanın, çok aptalca olduğunu biliyorum. Keşke ODTÜ’lülerin tavrından ve ortaya çıkan çatışmadan ilkel bir rant devşirme olayına girmeden geçen 29 Ekim 2012 Olayları’ndaki “huzurumuzun bekçisi” olarak addettiğimiz polisin; vatanseverleri o aşağılık gazlayışını, tazyikli su sıkışını da protesto edebilme cüretini gösterebilselerdi… O zaman yaşanılan büyük trajedinin yası tutulabilseydi herşey bambaşka bir mecraya doğru akabilirdi. Mesele o gün sadece İşçi Partili küçük bir kesimin meselesi değildi. Hepimizin karşısında oldukça stratejik bir işbirliğine girişen şer ordusuna karşı sembolik olarak kim “Atatürk’ün idealleri”,  kim “Cumhuriyet”, kim “Türk Milleti” dediyse, o gün şiddete maruz kaldı… Hatta o kadar geriye de gitmeye gerek yok; keşke, daha birkaç gün önce, Abdullah Öcalan’ın “zehirli tezlerini halka enjekte” etmek üzere sahaya inen ‘akil ve namuslu’ aydınları demokratik bir şekilde protesto eden milliyetçi toplulukların nasıl şiddete maruz kaldıklarına göz yummasalardı.

Neyse…

Umarım artık bundan sonrası için zalimleri alkışlamak yerine onlara karşı daha onurlu bir tavır alınır. Böyle yapıldığı sürece polis daha fazla bizim ve daha fazla hakkın taraftarı olacaktır. Çünkü demokrasilerin en önemli özelliği sorgulanabilmesi ve değişime cevaz vermesidir. Eleştiri bu değişimin başlangıcıdır. Modern bir demokraside eleştiremediğin adamı översen dalkavuk olursun. Dalkavuk olmamak için önce nitelikli bir eleştiri-başkaldırı kültürünü ve daha fazla modernleşmeyi içselleştirmemiz gerekiyor. Polise elbette çiçek vermek gerekir, ama öncelikle görevini gayr-ı meşru politikalarla istismar etmesinin önüne geçecek toplumsal bir baskı aygıtı, bir Demokles kılıcı oluşturup gövdesinin üzerine koyduktan sonra…

Unutmayalım ki diğer emniyet kurumları gibi polisimiz de kurumsal bir araçtan başka bir şey değildir.

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz