Son Dakika
19 Ağustos 2017 Cumartesi

15 Mayıs 2013 Çarşamba, 23:58
HaberDokuz
HaberDokuz haberdokuz@haberdokuz.com Tüm Yazılar

Onlar Örgütlü ve Politik, Peki ya Biz?

Bizim büyük çaresizliğimize nasıl bakmalıyız?

‘Onlar’ diyorum; önümüzü-arkamızı-geleceğimizi-tarihimizi-zihinlerimizi kuşatan, içerisinde İslamcısından, anarko-liberaline, anarşistinden, PKK’lı ırkçısına kadar ideolojilerini enternasyonalizm şemsiyesi altında birleştiren ve ortak düşmanlarına; yani bize, tarihimize, geleceğimize karşı güç birliği yapanlar, dâhili düşmanlarımız…

PKK’nın ‘yasal’ yayın organı olan Özgür Gündem’deki bir haber canımı çok sıktı… Özgür Gündem ekibi, temel konularda müttefiki, tâli konularda rakibi olan “Gülen Cemaatinin mi, yoksa PKK’nın yine ‘yasal’ örgütlenmesi olan KCK’nın mı” daha şeffaf bir örgütlenme yapısına sahip olduğuna ilişkin bir mukayese denemesine girişmişler bugün… Malum sonuçta ikisi de bir örgütlenme, ikisinin de politik hedefleri var ve kabul etmeliyiz ki çok başarılılar hedeflerine ulaşma konusunda.

Yaşadığımız politik ve sosyolojik durum için onlara kızmıyorum. Bu onların görevi ve biz; bu ülkenin asıl varisleri, öz sahipleri; duruma müdahale edebilecek bir pozisyonda karşılarına çıkmadığımız sürece de hakları…

Hakları, zîra; özelde Ortadoğu’da ve genelde bütün dünyada ve tarihte, hak kuvvetle orantılı bir düzlemde gelişiyor ve kendisini var ediyor. Malum atalar “su uyur düşman uyumaz” demiş. Düşman çalışırken uyuyan biziz, düşmanın fiillerini meşru kılan da bu lanet uyku…

Onlar, politikayı realist bir biçimde okuyan felsefelere sahip “makyavelist ordular” olarak arz-ı endam ettiler, direkt olarak devlet sistemini ve dolaylı olarak da bizi; her şeyi bir efsaneler ve romantizm sarmalına hapseden sahte kabadayıları aştılar, yendiler, mat ettiler…

Yenildik… Ne yazık ki henüz yenilgimizi dahi idrak edemeyecek kadar bir bilinç yoksunluğu var hepimizde… “Yiğidin düştüğü yerden kalkması” için öncelikle düştüğünü bir fark etmesi gerekir. Fakat henüz çok küçük bir azınlık dışında düştüğümüzü ve kalkmamız gerektiğini, eğer kalkmazsak hep birlikte ‘millet olarak yok olacağımızı’ ve kalan hayatımıza “çaresiz leşler” olarak devam edeceğimizi dahi kestiremeyecek kadar derin bir karamsarlık, boran halinde üzerimize yağıyor. Milli birliğimiz, millet birlikteliğimiz paramparça olmuş… Reyhanlı’da düşman; 50 -belki daha fazla- kardeşimizi, eşimizi, dostumuzu, arkadaşımızı, vatandaşımızı öldürüyor, “yarın seni de öldüreceğim” mesajı veriyor bu denetimsizlik sarmalında sırıtarak… Bizler yemliha uykusunda kâbuslar görüyoruz ve asla uyanmak, gerçeklerle yüzleşmek istemiyoruz. Kendimizi var gücümüzle kasıyoruz daha tatlı rüyalar görebilmek için. Fakat gerçekler öyle değil. Tatlı rüyalar görsek bile gerçeklik, bizim daha fazla uyumamıza müsaade etmeyecek kadar canımızı yakıyor, öldürmeye çalışıyor. Keşke en büyük kollektif sorunlarımız Galatasaray ve Fenerbahçe mücadelesinden tevarüs etse… Ama gerçek öyle değil. Önem hiyerarşimiz öyle değil…

Öncelikle şunu bir anlamalıyız: biz savaşmadan yenildik, hem devlet olarak, hem millet olarak, hem de milliyetçiler olarak…

Bizi kuşatan düşman bizim zihinlerimizi ele geçirdi. Beyinlerimizi yıkadı. 12 Eylül’ün taşeronuğundaki tasarımıyla korkak, bencil, yalnız, aptal ve doğuştan yenik bireylerden müteşekkil bir toplum haline getirdi.

***

Mikro anlamda politik bir örgütle bağlantısı olmayan, makro anlamda da örgütlerin büyüğü olan devletle arasındaki manevi rabıta kesilen bir kimsenin yalnızlığı kadar daha çok acı ve çaresizlik veren modern bir politik korku olmasa gerek… Örgütlenmek ve örgütlü olmak, modern politikanın kitleler nezdinde en rahatlatıcı ve motive edici unsuru. Bunun için öncelikle Carl Schmitt’inkine benzer bir dost-düşman ve kollektif çıkar-kollektif zarar ayrımından geçirilmiş bir bilinç gerekiyor. Siyaset bir savaştır. Savaşta psikolojik olarak güçlü olanlar, motivasyonu ve umutları yüksek olanlar ancak galip gelebilir. Bizim yaşadığımız sıkıntıların temelinde de  dost-düşman ayrımının yokluğundan neşet eden problemler ve geleceğe dönük imanın eksikliğinden ileri gelen umutsuzluk ve bu umutsuzluğun kanıksanmışlığı var.

Darbecilerin anayasası toplumumuzun siyasetle rabıtasını kesti. Siyaseti elitlerin kendi aralarındaki bir iktidar kavgasından ibaret kıldı. Bizi olabildiğinde siyasal alandan uzak tuttu. Barajlar koydu, gayr-ımeşru siyasi partiler yasası oluşturdu ve bu siyasal düzen yasal ama gayr-ı meşru iktidarlar ve gayr-meşru politikalara sebep oldu.

Biz, bize hâkim olan gayr-ı meşru parti yöneticilerini, milletvekillerini hiç sormadık, sorgulamadık. ‘Bir parti başkanı neden demokratik bir seçimle yıkılmıyor, bunun bize ne zararı var?’ı hiç konuşmadık. “Nasıl oluyor da bir bürokrat % 36’lık oy desteği ile kendisini  Cumhurbaşkanı seçtirtebiliyor?”,  “nasıl oluyor da %34 oya sahip bir parti %66’lık bir kesimin gayr-ı meşru temsil hakkını; üstelik kendisine hiç destek olmadığı halde elde edebiliyor?” soruları bizi düştüğümüz yerden kaldıracak sorulardır. “Türkiye’yi neden Türklerin yönetmediği” sorusunun cevabı burada gizli olduğu gibi “Neden yenildik?” sorusunun cevabı da burada gizli. Reyhanlı’da 50 kişiyi öldüren istihbarat skandalına neden hiçbir yaptırım uygulanmadığının, neden hiç kimsenin onayını almadığı halde bir başbakanın atlarcasına BOP başkanı olduğunun da ipuçları burada gizli.

Biz politik sisteme müdahale edemiyoruz. Yaptırım gücümüz yok. Kuklalara irademizi teslim etmişiz.

Örgütsüz ve kaygısız olmamız, karamsarlık boranını içselleştirmemiz sorunlarımızı çözmeyecek. Biz, “KCK, gibi PKK gibi, Cemaat gibi…” Kısacası “ne istediğini bilen, dostu-düşmanı ayıran etkili birer politik” örgütlenme oluşturamadığımız sürece, senaryosu bizi yok etmek için hazırlanan filmin çaresiz seyircileri olarak sadece ötenazi hakkına sahip olacağız.

“Yavaş yavaş mı ölmek istiyoruz, yoksa hemen mi? “Savaşarak kazanmak mı, yoksa savaşmadan ölmek mi istiyoruz?” işte sorunumuz ve sorularımız bunlar?

Bu sorulara şerefli cevaplar verip, tutarlı (demokratik) bir eylemselliğe geçtiğimiz an yeni bir bahara uzanan şafak sökmüş olacak.

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz