Son Dakika
23 Kasım 2017 Perşembe

Ne diyor bu adam?

09 Mayıs 2013 Perşembe, 19:21
Tarih 28 Şubat 2000… Durmuş Hocaoğlu, Ayyıldız Gazetesinde bu günleri aydınlatacak önemli bir yazı kaleme aldı; “PKK’nın Siyasallaşması Ne Demektir?” diye… Çok çarpıcı bir yazı; aynı zamanda bir felsefeci olan yazar adeta bu günleri tarih felsefesinin aydınlattığı düşünce dünyasından damıtarak o gün bizlere söylemiş. Çok acı bir yazı, “ibret alacakların ibret alacağı kadar” kısa bir metin, buyrun:
“Bugüne kadar, PKK ile çok sıkı bir organik bağı bulunduğu, hatta PKK’nın maskelenmiş şekli olduğu yönündeki bütün iddialar karşısında susmayı veya reddetmeyi tercih eden HADEP, nihayet genel başkanı Feridun Çelik’in ağzıyla konuştu ve herkesin bildiği gerçek fikrini açıkladı: “PE-KE-KE siyasallaştırılmalıdır”. Demek ki, artık ortamın iyiden iyiye elverişli bir hale gelmiş olduğuna karar verilmiş bulunulmakta.
Haydi hayırlısı!
Aslında “Saygıdeğer” Bay Başkan’a haksızlık etmemek lazım: Şimdi onun biraz da ürkek bir sesle dile getirmiş olduğu bu düşüncesinde hiç de “ilk” ve/ya “yalnız” olmadığı cümlenin malumudur. Zira, bu “uygunsuz teklif”ondan önce, hem de çok önceden beri dile getirilmiş olduğu için maalesef ilk olamadığı gibi, el’an da oldukça gür seslerle öttürüldüğü için çok şükür yalnız da değildir.
***
Acaba, ne demektir “PKK’nın siyasallaştırılmasının kabul edilmesi?”
Fikrimce, öncelikle, “PKK ile masaya oturmanın kabul edilmesi” demektir. Burada “masaya oturmak” ibaresinin, önüne konan herşeyi abur-cubur yutmak gibi bir alışkanlığı olmadığı için hazım problemi ile karşılaşıp asabı bozulanlar olacağı düşünülerek, onun yerine, daha yumuşak gibi görünen ama tamamiyle aynı manayı ifade eden “siyasallaşmak” terimi tercih edilmektedir; doğrusu müthiş bir zeka!
Efendiler: Unutuyor muyuz, PKK zaten bir “siyasi parti”dir: “Partiya Kerkarane Kürdistane”, yani, “Kürdistan İşçi Partisi”. Evet; o bir siyasi partidir; sadece siyaset anlayışı farklıdır! Hepsi bu kadar; fark, anlayışda; bir reklam filminde dendiği gibi: “Anlayış farklı, felsefe farklı; felsefe lo, felsefe!”. Tabii ki anlayış ve felsefe farklı olunca, metod ve strateji de farklıdır; herkes bilir ki felsefe metodu tayin eder, metod stratejiyi, strateji de taktikleri. Felsefe farklı olunca hepsi de farklı olacaktır. Farklara tahammül etmek de demokrasinin temel esprisi olduğuna göre;… o halde nasıl olur da PKK siyasallaşmalıdır denebilir, adamın felsefesi melsefesi, metodu metodu, stratejisi mtratejisi farklı diye siyasi partiden saymayıp da siyasallaşmalıdır demenin ne alemi var?
Ayıp oluyor!
İkinci olarak da şu demektir: Bakınız: PKK bir siyasi parti; “Kürdistan İşçi Partisi”. Neyin partisi yani? Kürdistan’ın ve İşçiler’in. “İşçiler”i geçebiliriz; çünkü hiç bir anlamı yok; geriye ne kaldı? “Kürdistan”! Şu halde buradan şu mana çıkyor: Türkiye’de iki “ülke” vardır: Biri Kürdistan, diğeri…; evet, diğeri? Herhalde o da Türkistan!
Hainlere sözüm yok; kalınlığı yedi karış olan beton kafalara da hiçbir şey kar etmez; onları da boşverelim ve Bizler, bu vatanın ve devletin omurgası olan Bizler, kendi-kendimize zihin egzersizi yapalım: Demek ki, artık zaman, Türkiye’nin sahibi “Türkler” ile “Kürdistan”ın sahibi “Kürtler”in bir masa başına oturma zamanıdır!?
Madem bugüne kadar yapmadık, artık yapalım; bakınız bu da ayıp oluyor.
***
Bu “siyasallaşma” şarkısını söyleyenlerin işte bu iki hususa dikkat etmeleri ve şu sonucu görmeleri lazımdır: PKK’nın siyasallaşmasının kabul edildiği bir Türkiye, artık “Türkiye” değildir; geçmiş ola! Normal ve vasat bir düşünce ile dahi, bu projenin, Biz Türkler’i salak olarak gören sivri zekaların, “bir koyundan iki post çıkarma” projesi olduğunu anlayabilir. Hal böyle iken, ne kadar da normal ve vasat bir zeka seviyesine dahi sahip olmayan nice zevat varsa, gazete ve dergi köşelerinde saf-saf yazı yazıyor:
Böyle birşeyi kabul ettiğiniz anda, “Kürdistan Partisi” ile konuşmakta olduğunuzu ve bu yolun sonunda Kürdistan’ın durduğunu unutmayalım.
***
Atasözleri, Tarih içerisinde denenerek doğruluğu binlerce kere test edilmiş, pişmiş ve süzülmüş, anonim, belirli bir müellifi olmayan, daha doğrusu müellifi bizzat Toplum olan, derinlikli ve hikmetli prensiplerdir. Bunlardan birisi şudur: “Çatal kazık yere girmez”! Bu bir Türk atasözüdür. Buna, takriben aynı manayı ihtiva eden başaklarını da ekleyebiliriz: “Köy köy üstüne olur, ev ev üstüne olmaz”… gibi…. Bütün bunların manası huasaten şudur: Bir toprakta birden ziyade millet var ise o toprağın akıbeti karanlıktır.
Şu işi mükerreren düşünmekte fayda var!”

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz