Son Dakika
18 Kasım 2017 Cumartesi

Ermeniler de açılım istiyor

24 Nisan 2013 Çarşamba, 11:10

PKK ile birlikte Kürtçülüğün yasal hale getirildiği süreçten sonra Ermeni cephesinden de benzer bir açılım beklentisi oluşuyor. Türkiye-Ermenistan arasındaki protokoller ve yakınlaşma süreci şu anda donmuş durumda. Yine de rafa kalkmış değil. Türkiye’nin önceliği, PKK’nın silah bırakması ve sınır dışına çıkmasıyla somutlaşacak, Kürt sorunun çözümü ve toplumsal barış süreci.


Bu noktadan sonra merak edilen bir başka soru da Kürt sorununu çözmüş, içeride olduğu gibi dışarıda da istikrarı hedefleyen Türkiye’nin, Ermenistan’la çözüm sürecine dönüp dönmeyeceği. 1915 Olayları’nın yüzüncü yıldönümüne sadece iki yıl kala, Ermenistan’ın ve diasporanın ‘soykırım’ tartışmaları için harekete geçtiği düşünüldüğünde, bu merak da artıyor.

Türkiye Gazetesi’nde Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nda (TESEV) Ermenistan üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Aybars Görgülü de“2015 yaklaşıyor. Yurtdışında ciddi bir hazırlık var. 24 Nisan’da kamuoyunun dikkatini çekecek aktiviteler bekliyorum. İddialı bir metin hazırlanıyor, anmaya davet için. Aydınların imzasına açıldı. Avrupa da organize edildi.” diyor.

DİASPORA BİLMİYOR

Türkiye Gazetesi‘ne konuşan Türk-Ermeni İş Geliştirme Konseyi Başkan Yardımcısı Noyan Soyak, Türkiye’deki gelişmelerin diasporaya anlatılamadığını ima ediyor.

İŞ ADAMI NOYAN SOYAK
Önce güven sağlanmalı

Türk-Ermeni İş Geliştirme Konseyi Başkan Yardımcısı Noyan Soyak, Türkiye’nin 1915 Olayları’ndan ötürü her yıl ciddi bir lobi gideri harcadığını anlatırken; bu konunun ancak diyalogla çözülebileceğinin altını çiziyor. Üstelik geciktirilmeden… “Bugüne kadar konuştuğum Ermenistan’da ve diasporada ne kadar Ermeni varsa, bu acının tanınmasını ve anlaşılabilmesini istiyor. Bir özürden ziyade, ‘Tarihimizdeki bu olaydan dolayı üzgünüz’ denmesi… Terminolojinin biraz değişmesi gerekiyor. Ermenicede de bu olayı ‘büyük felaket’ diye anıyorlar. Soykırım kelimesi, Türkiye için çok hassas ise bu terminoloji değişebilir. İki taraf da bu konuda adım atabilir. Ama önce karşılıklı güven tahsis edilmeli. Bu güvensizliğin arkasında, iki komşunun yüz sene boyunca birbirini hiç görmemiş olması var.”


Türkiye’de yaşanan bütün bu olumlu gelişmelere rağmen, tüm bu adımların diasporaya ve Ermenistan’a aslında yeterince anlatılamadığını ima ediyor: “Diaspora için Ergenekon davası çok karışık. Onlar süreci biraz da ‘AK Parti hükümeti geldi. Türkiye geçmişten biraz farklı şeyler söylemeye başladı’ şeklinde okuyor. Aydınlar düzeyindeki değişimi daha açık görüyorlar. İsmen tanıdıkları, televizyonda gördükleri, kendi kentlerine gelen aydınları görüyorlar.”

PROF. DR. MENSUR AKGÜN:
Türkiye, diasporanın paradigmasına saplandı

Yıllarca soykırım lafından korkup önüne ‘sözde’ ifadesini koyduğumuz için yıllarca tartışamadık. Ermeni diasporası bize karşı ne dediyse, aynen benimsedik!

Kültür Üniversitesi’ne bağlı Global Political Trends Center’ın (gPoT) başında bulunan, aynı zamanda Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı da olan Prof.Dr. Mensur Akgün de Ermeni meselesinin geçmiş ve güncel tarafını en iyi bilen isimlerden birisi.

Akgün, “Türkiye ve Ermenistan arasındaki protokollerin hayata geçirilebileceğini zannetmiyorum. Ama üçüncü taraflar müdahil olabilir mi? Olabilir. Kafkaslarda istikrarın olması, Rusların o bölgeden çekilmesi ve mümkünse üç ülke arasındaki sorunun rayına oturtulması anlamında, ABD’nin çıkarı bizden fazla. Üçüncü taraflar müdahil olursa, sorunun çözümü mümkün olur” diyor.

Prof. Dr. Mensur Akgün ‘soykırım’ tartışmalarında, Türkiye’nin Ermeni diasporasının paradigmasına saplandığını ve bu konuyu açık biçimde tartışamadığını düşünüyor:

“Soykırım bireysel bir suç. Birileri bunu yapmışsa, onların suçu. Bizim bunu sahiplenmemiz söz konusu değil. Tehcir sırasında, birtakım insanlar tarafından bazı yerlerde soykırım suçu işlenmiş de olabilir. Ama bu ne Osmanlı’yı ne de Türkiye Cumhuriyeti’ni soykırımcı yapmaz. Ne zaman soykırımcı oluyorsunuz? 1948 Sözleşmesi, geriye doğru işlemiş olsaydı, 1915’te geçerli olmuş olsaydı, o zamanki suçlular yaşamış olsaydı ve siz deseydiniz ki ‘Ben bunları mahkemelerimde yargılamam’, işte o zaman soykırımcı olurdunuz. Yıllarca soykırım lafından korkup önüne ‘sözde’ ifadesini koyduğumuz için yıllarca tartışamadık. Ermeni diasporası bize karşı ne dediyse, aynen benimsedik! Aynı paradigmanın içinde önce inkar ettik. Arkasından istatistik konuştuk.”

Tartışmalar istatistikte tıkanıyor

Türkiye-Ermenistan ilişkilerini kilitleyen en temel sorun, 1915 Olayları’nın ‘soykırım’ olarak tanınıp tanınmayacağı. Ermeni tarafı, olaylara ilişkin ’20. yüzyılın ilk soykırımı’ derken, bu süreçte yaklaşık 1.5 milyon sivilin kasıtlı olarak öldürüldüğünü iddia ediyor. Türkiye’de yıllarca kabul gören tez ise bu sayının 400 bin civarında olduğu. Yıllar yılı istatistikler üzerinden yürüyen tartışmalarla bir yere varılamadığı ve yeni şeyler söylemek gerektiği, 2008-2010 arasındaki yakınlaşma süreciyle de açığa çıktı.

AGOS YAYIN YÖNETMENİ KOPTAŞ:
Tarih yeniden okunuyor, sıra 19 “Türkiye’nin demokratikleşmesi yolunda attığı her adım, Ermeni meselesi hanesine bir kazanç olarak yazılıyor”


Kürt sorununun çözümü noktasında, Ermeni sorunuyla ilişkisinin nasıl kurulacağını sorduğumuz Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rober Koptaş, Öcalan’ın konuşmasından, Türkiye’de Cumhuriyet tarihine yönelik güçlü iki eleştirel tarih okuması olan İslami ve Kürt okumaların birbirine iyice yakınlaştığı sonucunu çıkarmış.

Başbakan Erdoğan’ın Dersim özrüyle birlikte, Cumhuriyet tarihinin yeniden okunmasına yönelik başlayan trendin, kökten bir okumayla 1915’i de beraberinde getireceğine inanıyor: “Muhtemelen Başbakan şunun da farkında: O eleştirdiği pozitivist, tek tipçi, İttihatçı tek parti zihniyeti; Dersimlilere reva gördüğünü, 1915’te de Ermenilere reva gördü.”

Yaşanan değişimi toplumsal düzleme oturttuğunda, oldukça önemli bir saptamada bulunuyor, Agos’un genel yayın yönetmeni: “Kürt meselesinde olduğu gibi, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve bu konuların daha özgürce konuşulabilmesi, İttihatçıların ve tek parti döneminin yaptıklarının daha özgür yazılıp çizilebilmesi, nihayet bunların müktesebat ve müfredat haline gelmesi sonucunda Ermeni meselesi doğru anlaşılabilir. Bu uğurda, Türkiye’nin attığı her adım, Ermeni meselesi hanesine bir kazanç olarak yazılıyor. Bence Türkler için iyi olan, Ermeniler için de iyidir. Türkiye’nin özgürleşmesi, demokratikleşmesi, daha çoğulcu bir yapıya kavuşması hepimiz için iyidir. Ve ancak böyle bir Türkiye’de, 1915, Ermeni meselesi özgürce konuşulabilir.”

Peki, Kürt meselesinde tıpkı Leyla Zana’nın “Bu meseleyi ancak Erdoğan çözebilir.”düşüncesi, Ermeni sorununa yönelik, Ermeniler içinde de kabul görüyor mu? Bu soruya şu cevabı veriyor, Rober Koptaş:

“AK Parti’yi destekleyen epey Ermeni var. Vakıfların mal-mülk sorunları, geçmiş haksızlıkların telafi edilmesi noktasında AK Parti’ye inanç var; ama Ermeni sorunu, eninde sonunda 1915’e bağlandığı için çok daha büyük bir sorun. Ermeni meselesinin çözümü de önümüzdeki 10 yılı düşündüğümüzde bir anlamda Erdoğan’a bağlı. Çözümün kilidini elinde tutuyor.”

ÖLÜNCE GÖRDÜLER
Temas cenazesinde kuruldu

Diasporanın Hrant Dink’e bakış açısı neydi? Rober Koptaş, işin ajanlık suçlamasına kadar vardığını anlatıyor. Ona göre diasporanın Türkiye’yle gerçek bir temas kurabilmesi de Dink’in cenazesinde gerçekleşebildi: “Yurtdışındaki toplantılarda ‘Sen Türk devletinin ajanısın. Seni, bizi ikna etmek, kandırmak için görevlendirdiler. O yüzden güzel şeyler olduğunu söylüyorsun.’ diyen insanlarla karşılaştı.”

İnternethaber

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz