Son Dakika
23 Ağustos 2017 Çarşamba

“Türkeş İstese Saddam’ı Vurabilirdi !”

08 Nisan 2013 Pazartesi, 00:32
Nevzat Kösoğlu anlatıyor…
Zaman Tüneli /SELİM EFE ERDEM/erdemse@hotmail.com / Star Gazetesi
Doğduğu köyde 20’li yıllarda kurulan Türk Ocakları hangi faaliyetleri yürütüyordu? Nasıl Turancı oldu? Ülkücüler için milliyetçilik neydi? Milliyetçiler 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve bugünkü Çözüm Süreci’nde hangi rolü üstlendi? Saddam’ı neden vuracaklardı? Türkeş’in yerine kimi düşündü? MHP’nin önde gelen ismi Nevzat Kösoğlu, Zaman Tüneli’nde…

NEVZAT Kösoğlu 27 Mayıs sürecinde üniversite öğrenci lideri, 12 Mart ve 12 Eylül darbe dönemlerinin MHP Genel Sekreter Yardımcısı ve Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı başkanı olarak görev yapmış, Milliyetçi Hareketin önde gelen isimlerinden biri. MHP’nin kurucu başkanı Alparslan Türkeş’in başkanlığı bırakmasını isteyecek kadar güçlü, Turgut Özal’ın ANAP’tan adaylığını reddedecek kadar hareketine bağlı. Ötüken Yayınları’ndan Osman Çakır imzasıyla çıkan Hatıralar Yahut Bir Vatan Kurtarma Hikayesi kitabında hayat öyküsünü anlatan Kösoğlu, içinden bir isim olarak milliyetçi hareketin nasıl ortaya çıktığı ve amacı konusunda belki de ilk defa bu kadar ayrıntılı yapılan açıklamalarla da dikkat çekti.

-Sizi Milliyetçi Hareket’in önde gelen isimlerinden biri haline getiren hayat, nasıl bir ailede başladı? Milliyetçi, muhafazakar, modern?

Babam hukuk okumak istemiş ama I. Dünya Savaşı şartları nedeniyle İstanbul’a gidememiş. Dava vekili olmuş, avukatlık ruhsatnamesi de verilmiş. Tarihe düşkündü biriydi. Osmanlı ve  Alparslan’dan anekdot aktarırdı. İnançlı bir insandı ama bugün örneklerini gördüğümüz o laik ya da İslamcı tiplerden değildi. O zamanlar insanlar milliyetçi ya da başka bir şey diye ayrılmazdı. Eskiden özel olarak ‘Milli duygulara sahibim’ diyene gülerlerdi çünkü milli duygu tabii bir mesele. Annem Kubasar soyundan bir halk şairiydi. Kore Savaşı için yazdığı destan vardı. Önce şiir sonra düz yazıya merakım herhalde annemden geliyor. Hukuk ve tarihte babamdan.

-1940’ta dünyaya geldiğiniz İspir’de daha 1926’ta yılında Türk Ocağı faaliyeti dikkat çekiyor. Sizdeki milliyetçilik duygusu nasıl oluştu?

İspir’de Türk Ocakları 1926’da kurulmuş. ‘Balkanlar kaybedilmiş, Kürt Teali ve Arap Teali Cemiyeti var. Kendisini ifade edip Türk demeyen bir biz kalmışız’ diyen 150 tıbbiyeli genç tarafından 1912’de kurulmuş. 1926’ya gelindiğinde 64 ilde 380 şubeye ulaşmış. Ama orada öteki ya da dincilik, sosyalizm veya milliyetçilik nutuğu yok. Hep eğitim düzeyini artırma çalışması var. Sonraki yıllar sosyalist akım başladığında onunla mücadele eden bir milliyetçilik ortaya çıkması farklıdır. Bu ocaklara gitmedim ama kapatıldıktan sonra 1974’de yeniden kurucuları arasında yer aldım. Ben ilkokuldayken ağabeyimin verdiği bir dünya atlasında ırkların dağılışı gösteriliyordu ve Türklerin bulunduğu coğrafya daire içine alınarak yanına Turan yazılmıştı. ‘Bu nedir?’ dedim. ‘Bunların hepsi Türk. Hepsi Türk olduğuna göre, bir arada yaşamalı ve bir devlet olmalı’ dedi. Kafamda yer etti ve o günden beri ben Turancıyım. 1952 yılı, 12 yaşımdaydım. Ortaokul yıllarımda bir Azerbeycanlı’nın camii önünde dilenmesini okuyunca, yoksulluğa tepki, toplumda eşitlik ve sosyal adalet duygusu başladı.

-Lise yıllarınızda kız öğrencilere ders verdiği için adı ‘Kolağası’na çıkan, popüler bir öğrenciymişsiniz?

O bir teşbih. Matematiğim iyiydi ve birkaç kez dersi zayıf olan kızlara ders vermeye gittim. Lisede fen kolundayım, derslerim iyi olduğu için hoca yokken dersleri ben anlatırdım. Fizik hocası Mukaddes Hanım bir gün bana ‘Hangi bölümü’ seçeceksin dedi ve ben boş bulunup ‘Hukuk’ deyince sınıfta herkes kahkahayla güldü. Yıllar sonra bunu yorumlarken babamın hukukçuları kutsal insanlar gibi görmesinin bende yer ettiğini, bu yüzden Mukaddes Hanım’ın sorusuna bilinçsizce hukuk dediğimi düşündüm.

-27 Mayıs sürecinde üniversiteli bir milliyetçi olarak hareketin liderlerinden biri haline nasıl geldiniz?

Okula gidiyorsun, kapı kesilmiş ve ‘Bugün okul tatil, protesto var’ deniyor. Okulda, fabrikada, kamu binalarında bunu yapmaya başladılar, zaten devlet dediğinden geriye ne kaldı ki? Ülkücü gençler bunu kırdı. Bizimkilere ‘Bugün okul yok’ dendiğinde ‘Niye’ dediler. Bunlar akıllı işler değil ama başını öne eğen tipler olsalardı okula, fabrikaya, devlet dairelerine hakim olurlardı. ‘Bunlar bir terör havası estirdi. Bunu kırmanın yolu da kaşının üstünde gözün var diyerek yumruğu vuracaksınız. Kavgadan kaçmayacaksınız’ sözümü üniversitedeki ilk yıllarımda söyledim. Niyazi Özdemir ile Hukuklular adlı bir grup kurmuş ve talebe cemiyeti seçimlerini de kazanmıştık. O dönemde Marksistler üniversitelileri dövüyor, gazetelerde bunu ‘gerici avı başladı’ diye veriyordu.

-Yani ilk kanı Marksistler döktü diyorsunuz.

Kan akmadı, silah yoktu ama kavgayı, şiddeti başlatan onlar diyebiliriz. Orada bir psikolojik barajı aşma gayreti vardı. Yoksa öyle dövüş kavga bizim zamanımızda başlamamıştı.

BENİM GELİNİM BİR KÜRT

-Aslında Türkiye’de hiçbir zaman komünizm tehlikesi olmadığı ama darbe şartlarının olgunlaşması için solcu ve milliyetçilerin kullanıldığı şeklindeki iddiayı nasıl buluyorsunuz?

Gayriciddi bulurum. Ben 27 Mayıs öncesi ihtilal sözünü nisan ayında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde duydum. Metin Özek, Tarık Zafer Tunaya talebeler arasında propaganda yapıyordu. Güney Amerika’da bir ihtilal olduğunu anlatarak ‘Biz de neden olmasın?’ diyorlardı. 27 Mayıs İhtilali’nin ilk adımı üniversiteler ve öğrencilerle atıldı. Ülkücüler olmasaydı, Türkiye’de Sovyet dostu bir hükümet kurulabilirdi. Türkeş’in bir sözü vardır: ‘Sokağa hakim olan devlete hakim olur’. Ülkücüler, Marksistlerin sokağa hakimiyetini engelledi. Ordunun ihtilal yapmasını anlamak için Amerikan parmağına Rus’un burnuna ihtiyacım yok: Bizim ordunun geleneğidir. Osmanlı’dan beri devam eden gelenektir.

-Soğuk Savaş döneminde Türkiye’de kurulduğu söylenen kontrgerilla, Türkeş’le bağlantı kurdu mu?

Gerillanın devlet içi şeylerde kullanıldığının hiçbir izini görmedim. Bizim 70’li yıllarda ülkücü hareketin verdiği mücadele neydi? Ruslara karşı NATO’nun aslında bu planına baktığı gibi bakıyordu. Bu adamlar Türkiye’de dost bir hükümet kurmak istiyorlardı ve işgal edeceklerdi. Afganistan gözümüzün önünde işgal edildi. Cevdet Sunay bir adım geriden gitseydi, bizde de bir gecelik hükümet kurulmuştu, Doğan Avcıoğlu hükümeti.

-Sizin hakkınızda da idam cezası istenmişti. Neler yaşadınız?

Tabii çok zor bir durum ama ben hiç inanmadım bizi asabileceklerine. Türkeş Bey çok üzüntülüydü.

Moral vermek için bir keresinde ‘Başkanım endişe etmeyin, bunlar bize hiçbir şey yapamaz’ dedim. ‘Zaten bunların istediği benim, size bir şey yok’ dedi. Bir hareketin başını kopardığın zaman gerisi de dağılır diye düşünüyorlardı muhtemelen.

-Türkeş Kandil’e ülkücü gönderip ’ Öcalan’ı öldürmeyi düşündü mü?

İnanmış adamın önünde dağ çıksa dayanmaz. Kandil’e gidip alıp gelir, kendisini getiremezse bile kellesini getirir. Bunlar öyle büyük vakalar değildir. Türkeş’te bunu bilen bir adamdı. Daha önce söylenmemiş bir şeyi söyleyeyim: 80’lere gelmeden önce Türkiye ile irtibatlı olan Irak’taki Kerküklü Türkmen lideri Doç. Dr. Necdet Koçak’ı Saddam Hüseyin idam etti ve biz hiçbir şey yapamadık. Çok ağrımıza gitti. Türkeş dedi ki ‘Bu bir mücadeledir. İstiyorsanız intikamını alalım, Saddam’ı vuralım.’ Biz ‘Hayır’ dedik, yoksa yapabilirdi de. İnanmış bir adamı kimse tutamaz, bu terör işinde insanların anlamadığı nokta bu.

-Çözüm sürecinden bahsetmişken milliyetçiler sürece nasıl bakıyor?

Ben bu konuda bir şey söylemiyorum. Basın aracılığıyla bu konularda konuşmak suyu bulandırmaktan başka bir işe yaramaz. Her gün televizyondan konuşan adamların yaptığı bundan başka bir şey değil. Konferanslarda ‘Biz Türk milleti ağaç kavuğundan çıkmış değiliz, üç bin yıllık devlet ve millet geleneğimiz var. Gençlere ‘Kendinize güveninizi kaybetmeyin. Ağırbaşlı olun ve unutmayın ki Kürtlerle biz bin yıldır beraberiz’ diyorum. Benim gelinim Kürt. Kürtler devlet falan kuramaz ama karşılarında en az kendileri kadar bir kuvveti temsil eden bir varlığı hissetmeli ve MHP bu rolü oynuyor. Ama ‘Vur dediğin zaman vuralım’ yanlış bir üslup. Onu bir şekilde hissettirirsin ama söylersen ağırlığı gider. Üslup hataları hariç bu rolü oynaması da doğru ve bu hükümetin kullanabileceği bir kozdur. Biraz ileri gidildiği zaman ‘Ya kendine gel, burada da kaç milyon MHP’li var, görmüyor musun adamları’ diyecek. Bu büyük bir kozdur, bilerek ya da bilmeyerek…

Bizimkisi imparatorluk bakiyesi bir kültür milliyetçiliği

-Neden Türkeş’in bırakmasını istediniz ve yerine kim gelecekti?

Partinin yeniden kurulması meselesinde Sadi ve ben, Türkeş ile farklı bir yol izledik. Biz Türkeş çekilsin istiyorduk. Halk, 27 Mayıs’taki rolünden dolayı Albay Türkeş’i affetmiyor, Menderes’i idama götürenlerden biri olarak görüyordu. Türkeş’i fonksiyonunu tamamlamış görüyorduk. ‘Başkanlığı bırakıp akıl hocamız olsun!’, hareketi biz yürütelim istiyorduk. O zaman siyasetten çekilmeye karar vermiştim ve Sadi’yi (Somuncuoğlu) destekledim. Onun da niyeti var, cesareti yoktu.

-Neden Türk Ocakları’nı yeniden kurmak ihtiyacı duydunuz?

Tekrar kurduğumuz dönem 1974’tü ve çok şey değişmişti. Kapatılan Türk Ocağı’nın binalarını alma ihtiyacı duyuldu ama gene vermediler. O günden sonra yüz konferans vermişsem 50’si kültür milliyetçiliği üzerinedir. Kültür milliyetçiliği, bir imparatorluk bakiyesi milletin zaruri yoludur. Çünkü ırk diye başladığın zaman senin soy kökünü alıyorsun ve aramızdaki bir sürü insanı dışlamış olursun. Türk milliyetçilerine göre bu millet, Ziya Gökalp’in dediği gibi kültür ve terbiyeden oluşur.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz