Son Dakika
20 Ağustos 2017 Pazar

Ayaklar Altına Alınan Hukuk

08 Nisan 2013 Pazartesi, 01:04

Çözüm Süreci adı altında hızla devam eden Hükümet-Öcalan görüşmelerinde şimdi tüm dikkatler terör örgütü PKK’nın sınır dışına çekilmesi üzerine yoğunlaştı.

Terörist başı Öcalan, 21 Mart’ta Diyarbakır’da okunan mektubunda PKK’ya yönelik bir çağrıda (!) bulunmuş ve teröristlerin sınır dışına çekilmesini istemişti.

pkk nın meclis planı

Bu talimatın ardından Başbakan Erdoğan sınır dışına çekilecek olan terör örgütü militanlarına bir güvence vermiş ve ‘‘çekilme sırasında infazlar veya operasyonlar olmayacak’’ demişti.

İşte bunlar birilerine göre “güzel gelişmelerdi ve artık barış sürecinde önemli bir adım daha atılmıştı”.

Fakat işin aslı hiç de böyle değil.

Terör örgütü PKK’nın elebaşlarından Murat Karayılan’ın ve BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın açıklamalarına bakacak olursak bu sınır dışına çekilmenin şartsız olmayacağını görüyoruz.

En önemli şart ise PKK militanları için istenen TBMM güvencesi.

Bu şartın arka planında son derece ince siyasi ve hukuki hesaplar yatıyor.

Tüm dünya tarafından terör örgütü olarak kabul edilen (!) PKK’nın bu şekilde bir güvenceye tabi tutulması yani meclisimizin teröristlere yasal güvence vermesi fiili açıdan meşru muhatap haline getirilen PKK’nın hukuki açıdan da meşru muhatap haline getirilmesine neden olacaktır.

Yani bir terör örgütü ilk defa meclis tarafından tanınmış ve muhatap alınmış olacaktır ki böylesine tehlikeli bir adım PKK’nın terör örgütü olma vasfını da kaybetmesi demektir.

Şimdilik Hükümet buna mesafeli davranıyor ama kesin ve net bir şekilde bu şartı geri çevirmiyor. Hükümet, hukuku ayaklar altına almak konusunda taviz vermekten kaçınmıyor ve PKK’ya karşı mücadelede hukuk devleti ilkesini hiçe saymaya devam ediyor.

Terör örgütü PKK’nın bu şartına ilk başta kesin bir dille karşı çıkan Meclis Başkanı Cemil Çiçek daha sonra bu kesin tutumundan vazgeçerek topu hükümete atmış ve hükümet isterse olabilir gibi politik bir tavır izlemiştir.

PKK’nın ve BDP’nin Meclis Güvencesi şartında ısrar eden terör örgütü ise aksi halde çekilmenin gerçekleşmeyeceğini dillendirmeye başladılar.

Ve son demde Mecliste komisyon kurulması için AK Parti tarafından teklif verildi ve bu teklife ilk destek BDP’den geldi.

MHP kesin bir dille reddetti bu teklifi ama CHP yine açık kapı bırakarak duruma göre politika geliştirme stratejisinden vazgeçmedi.

Kısacası terör örgütünün meşruiyetine yönelik bir adım daha atılmış oldu ve hukuk bir kez daha ayaklar altına alındı.

Tam bu sırada İmralı’da terör örgütü elebaşı Öcalan ile tekrar görüşen MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Öcalan’ı silahsız çekilmeye ikna ettiği haberi düştü gündeme.

Komisyona karşılık silahsız çekilme pazarlığı gibi görünen bu son görüşmede hükümetin kazandığı gibi bir hava estirilse de kazanan yine PKK olmuştur maalesef.

Tabi bu kazancı iyi değerlendiren Öcalan’ın Kandil’deki örgüt elebaşlarına gönderilmek üzere yeni bir mektup yazdığı ve bu mektubu da BDP Milletvekilleri Selahattin Demirtaş ile Sırrı Süreyya Önder’in ulaştıracağı haberinin ardından şimdi tüm gözler mektubun içeriğinde.

Acaba mektupta neler var ?

Terör örgütü PKK silahlı mı geri çekilecek silahsız mı geri çekilecek ?

Bu sorunun cevabını yandaş medya şimdiden verdi.

PKK silahsız geri çekilecek ve Hükümetin isteklerini kayıtsız şartsız kabul edecek.

Şimdilerde bu cevabın inandırıcılığı konusunda kafalarda ciddi soru işaretleri var.

Fakat asıl soru şu ;

Terör örgütü silahlı veya silahsız geri çekilse bile bu durum onların masum ve meşru olduğunu gösterir mi ?

Yani bir teröristin veya terörist grubunun çekilmesi esnasında Türk Ordusunun müdahale etmesi gerekir mi gerekmez mi ?

En azından teslim olun çağrısı yapmalı mı yoksa bu çekilmeye göz mü yummalı ?

Velev ki göz yumdu bu durumda TSK suça ve suçluya iltimas geçmiş ya da iştirak etmiş olur mu ?

İşte tüm bu sorular hem devletin hem de milletin içine düştüğü durumu özetliyor ve aslında kazananın Türkiye değil de örgüt olduğu düşüncesini destekliyor.

Çünkü terörle ve teröristle mücadelede aslolan hukuktur ve meşruiyettir.

Hukuki açıdan bakıldığında terör bir suç, terörist de bir suçlu ise bunlara her şart altında müdahale edilmeli ve ya teslim olmaları ya da etkisiz hale getirilmeleri sağlanmalıdır.

Teröristlerin elini kolunu sallaya sallaya gitmelerine göz yummak hukuken asla mümkün değildir ama görünen o ki iktidar kendi iktidarının bekası uğruna hukuku yok saymaktadır.

Meşru açıdan bakıldığında ise ancak savaş hukukunda silahlı unsurlar bu şekilde muhatap alınabilir ve ülkelerine dönmelerine müsaade edilebilir ki bunun bile belli kaideleri vardır. Hâlbuki PKK bir terör örgütüdür ve meşru muhatap olmadığı için savaş hukuku gibi uluslararası hukuk kuralları uygulanamaz.

Bütün bunların yanında gözden kaçan bir şey var ki asıl kafa yormamız gereken odur.

Şimdiye kadar terör örgütü PKK tarafından atılmış somut bir adım yoktur.

Süreç adı verilen Hükümet-Öcalan-BDP-PKK görüşmelerinde yapılan tek şey mektuplaşma ve mesajlaşma.

İktidarın taviz üzerine taviz verdiği bu süreçte PKK tarafından somut olarak tek bir adım bile atılmamış ve sadece İmralı-Kandil arasında mektuplaşma trafiği yaşanmıştır.

Örgüt militanlarının ülkemizi terk ettiğine dair en küçük bir emare yoktur.

Örgütün elebaşları tarafından olumlu tek adım atılmamıştır.

Çünkü terör örgütü biliyor ki ipler kendi elinde ve verilen tavizler örgütün gücünü artırıyor, tabanını genişletiyor ve daha da kötüsü meşruiyetini sağlıyor.

İplerin terör örgütünün elinde olduğu bir süreçte iktidarın tavizlerini kamuoyundan saklamak ve sürecin eksilerini ve tehlikelerini örtbas için kurulan Akil İnsanlar Heyeti ise hem Öcalan’ın hem de terör örgütünün ekmeğine yağ sürmekten öteye gitmeyecektir.

Akil İnsanlar Heyetinin kuruluşu ve amaçları ise başlı başına bir yazı konusu olacağı için şimdilik bu konuya değinmiyorum ama daha ilk açıklamalardan anlaşılıyor ki bu heyetin kuruluşu en çok Öcalan’ı ve PKK’yı mutlu etti.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz