Son Dakika
20 Kasım 2019 Çarşamba

Boşuna mı Şehit Oldular

17 Mart 2013 Pazar, 17:19

Ne kadar da ağır bir soru değil mi ?

Terörle mücadelede hayatlarını kaybeden askerlerimizle ilgili öyle diyor BDP’li Emine Ayna.

İmralı Görüşmeleri (!) bütün hızıyla devam ederken sürecin gidişatını en can alıcı şekilde özetleyen Emine Ayna’nın şu ifadeleri başlıktaki soruyu sorduyor Şehit Ailelerine ;

‘‘Diyorlar ki, ‘Türkler bu konuda hassas’. Neden? Diyorlar ki Türk askerleri için ‘Çocuklarımız boşuna mı öldü?’ Gazi askerler ‘Boşuna mı yaralandık. Bacağımızı, gözümüzü kaybettik?’ diyor. Ne yazık ki evet. Evet boşuna. Ne yazık ki öyle. Başbakan’ın çıkıp bizden değil, bizden önce askerlerin ailelerinden, o gazi askerlerden özür dilemesi lazım. ‘Biz devlet olarak 80 yıldır hata yaptık. Çocuklarınızı sadece ve sadece Kürtleri inkâr için ölüme gönderdik. Özür dileriz’ demelidir.”

İşte bu haddini aşan ifadelerin kaynağını da İmralı Görüşmelerinin yol haritası olan tutanaklar oluşturuyor.

İçeriğinden ziyade kimin sızdırdığı tartışmalarıyla gündemden düşürülen tutanaklara baktığımızda Emine Ayna’nın sözlerinin temelsiz olmadığı anlaşılıyor.

Bu sözlerin temelini oluşturan tutanaklara baktığımızda PKK’nın ve terörist başının hedeflerinden vazgeçmediğini görüyoruz.

Sadece hedeflerin gerçekleştirilmesinin zamana yayıldığını ve söylemlerin yumuşatıldığını görüyoruz.

İmralı’da ağırlaştırılmış müebbet hapsindeki (!)  Öcalan, terör örgütü PKK’yı kurmasındaki amaç olan ‘‘bağımsız Kürdistan’’dan söylem olarak vazgeçerek bunun yerine ‘‘aşamalı bağımsız Kürdistan’’ hedefine odaklanmış ve bunu da sert bir üslup yerine daha yumuşak bir üslupla ifade etmiş BDP’lilerle yaptığı görüşmede.

Bunun için öncelikle rejim değişikliğinden yani Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin değişmesinden söz ediyor tutanaklardaki şu ifadelerinde ;

‘‘Eski yaşam alışkanlıkları top yekûn bırakmak gerekir. Neden, çünkü bu bir rejim değişikliği olacak. Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet, 1950 çok partili hayata geçişten çok daha önemli, bu hepsinden daha derinlikli olacak. Başarılı olursak, yepyeni bir Cumhuriyete… Radikal demokrasi, tam demokrasi, Anadolu ve Mezopotamya’nın tam demokratikleşmesi, hazırlığım bu yönde. Şimdiye kadar olanlar ısınma hareketi idi. Bütün felsefi ve örgütsel birikimimi bu yönde PKK’yi hazırlamak ve dönüştürmek için kullanıyorum. Bu en köklü adım. Demokratik kurtuluş ve demokratik yaşam süreci. Ben bu deyimi rast gele seçmedim.’’

Terörist başının bu ifadelerinde sıkça söz ettiği demokratik cumhuriyet kavramının yani yepyeni bir cumhuriyet tanımlamasının esasını bölünmeye giden yolda atılacak olan adımlar oluşturmaktadır.

Yeni anayasada bunun alt yapısını oluşturmak için eşit vatandaşlık tanımı kullanılacaktır ki bu tanım üniter devlet yapısının ve milli üst kimlik tanımının sonu demektir.

Özellikle Türklük ve Türk Milleti üst kimliklerinin yeni anayasadan çıkarılmak istenmesi ve yerine sosyolojik ve hukuki karşılığı olmayan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı üst kimliğinin getirilmek istenmesi buna örnek olup rejim değişikliğine giden yolda ilk ciddi adım olacaktır.

AK Parti ile olan ilişkileri konusunda da çok ağır ifadeler kullanan terörist başının bu konudaki düşüncelerine Başbakan Erdoğan’dan ciddi bir karşılık veya yalanlama gelmedi. AK Parti iktidarını, kendisi ve kurduğu terör örgütü açısından bir şans olarak gören bölücü başı bununla da ilgili şu ifadelere yer veriyor tutanaklarda ;

‘‘Kendime kızıyorum, 2001-2004’te biz eylemi ‘tak’ diye kestik. Hükümet anlamadı, ‘terör bitti’ dediler. (Altan Tan’a dönerek) Sayın Altan bilirsin İslamcıların 40 yıllık rüyasıydı, rüyalarını gerçekleştirdik. Biz AKP’ye iktidarı altın tepside sunduk. Bize bir teşekkür etmedikleri gibi 2. Atatürk rolüne soyunup daha çok üstümüze geldiler, ezmeye çalıştılar. Benim demokratik kriterlerim var bunu anlattık, bir baktık ki AKP hegemonya kurmak istiyor, 1923-40-50 CHP yerine AKP…’’

Bu sözler hem AK Parti açısından hem de AK Parti’ye oy veren vatandaşlarımız açısından son derece ağır ithamlar olup gerek hükümetin gerekse de Başbakanın bu ithamlar karşısında kamuoyunu ve tabanını aydınlatması gerekirdi ama maalesef Başbakan Erdoğan bunu yapmak yerine tutanakları yayınlayan gazeteyi hedef aldı.

Peki, Başbakan Erdoğan neden terörist başının bu ithamlarına cevap vermedi ?

İhtimal o ki hükümet ile İmralı arasında çok ciddi pazarlıklar yapılıyor ve Anayasa-Başkanlık denkleminde terörist başı Öcalan ve terör örgütü PKK ciddi rol alacak.

Zaten Başbakanın yeni anayasayı gerekirse BDP ile birlikte hazırlarız demesi de bu pazarlıkların boyutunu gösteriyor.

Özellikle Başkanlık sistemi tüm görüşmelerin ve pazarlıkların esasını oluşturmakta ve bu konudaki şu ifadeleri Öcalan – PKK ikilisinin Başkanlık sürecindeki rolünü de göstermektedir ;

‘‘Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. Biz AKP ile bu temelde bir başkanlık ittifakına girebiliriz. Yalnız Başkanlık ABD’deki gibi olmalı, devlet meclisi gibi bir senato. İkincisi, bir de halklar meclisi. Bunun adı demokratik meclis de olabilir. Bu da ABD’deki gibi temsilciler meclisi gibi olabilir, Rusya’daki alt duma gibi olabilir. Bu da ABD’deki gibi temsilciler meclisi gibi olabilir, Rusya’daki alt duma gibi olabilir. İngiltere’deki avam kamarasının Türkiye versiyonu gibi. Esas olarak HDK’yi parlamentoya uyarlamak gibi düşünebiliriz. HDK demişken, çok planlı ve örgütlü işler yapmalısınız.’’

Hâlbuki daha dün MHP’yi BDP ile aynı eksende olmakla suçlayan ve terör örgütü ile görüşenlerle görüşmem diyen bizzat Başbakan Erdoğan’ın kendisiydi.

Başbakanın bu kadar keskin bir politika değişikliği yapması Başkanlık Sistemine ne kadar önem verdiğini gösteriyor. Bunu da iyi bilen terörist başı Öcalan, Kürt oylara (!) karşılık kendi hedeflerini öne sürüyor ki bu da görüşmelerin pazarlık şeklinde yürüdüğünü gösteren ayrı bir kanıttır.

Terörist başının Başbakan Erdoğan’la ilgili öyle ifadeleri var ki tutanaklarda adeta kendini kurtarıcı gibi gören bölücü başı Öcalan bunu daha da ileri bir boyuta taşımakta ve şu ifadeleriyle Başbakanı kurtardığını anlatmaktadır ;

‘‘Sayın Başbakanı buna inandıran ekip (2011’de) PKK’yi bitireceğiz’ dedi. 10 bin kişiyi (KCK) içeriye aldılar, Bu güç MİT’e de darbe planladı. Ben hemen devreye girdim, ‘bu darbedir’ dedim. Ergenekon’dan farkı yok. Başbakan MİT’e darbe yapılınca sıranın kendisine geldiğini gördü, Başbakan vatana ihanet suçundan tutuklanacaktı. (Durdu yeniden söze başladı) Genelkurmay Başkanının (İlker Başbuğ’u kastetti) tutuklanması da budur. O güce Cevat Öneş ‘darbe’ dedi. Bu yüzden ben devreye girdim, yardımcı olayım dedim.

MİT’i düşürseydiler. Türkiye’de tüm kaleler düşmüş olacaktı. Hakan Fidan tutuklansa, sonra sıra Başbakan’a gelecekti. Benim bu süreci canlandırmam, darbeyi engelleme sorumluluğu… Darbeyi önleyebileceğimi fark ettim ve süreci başlattım.’’

O meşhur süreci hatırlayacak olursak İstanbul Emniyetinin KCK Terör Örgütüne (PKK Terör Örgütünün şehir yapılanması) yönelik yürütmüş olduğu operasyonların ardından soruşturmanın özel yetkili savcısı Sadrettin Sarıkaya, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı ‘‘şüpheli’’ sıfatıyla ifadeye çağırmış, bu olay Başbakan Erdoğan’ın ağır tepkisine yol açmış ve sonuçta MİT yasası değiştirilerek Müsteşar Fidan’ın ifadesinin alınmasına izin verilmemişti.

Hatta bu olay Hükümet-Cemaat çatışmasının ilk ciddi başlangıcı olmuş ve ardından İstanbul Emniyetinde KCK operasyonlarını yürüten ekipler art arda tasfiye edilmişti.

Bu olayın ışığında kendisini Başbakan Erdoğan’ın kurtarıcısı olarak gören terörist başı Öcalan şimdi bunun kendisine vermiş olduğu aşırı özgüvenle hem MİT’i hem de hükümeti yönlendirmekte ve ‘‘silahlar susacak barış olacak’’ söylemiyle adım adım PKK terör örgütünün kuruluş amaçlarının gerçekleştirilmesini amaçlamaktadır.

Bu amacın aracı da İmralı Görüşmeleri olmuştur ki şimdi herkes şu kritik sorunun cevabını aramaktadır ;

‘‘PKK terör örgütü neyin karşılığında silahlarını bırakacak ve kanlı eylemlerinden vazgeçecek ?’’

İşte bu kritik sorunun cevabı yine İmralı Tutanaklarında !

Ne diyor terörist başı Öcalan bu sorunun cevabıyla ilgili olarak ;

‘‘Ne ev hapsi, ne de af bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacağız. Şunu bilin ki bu hamlem komployu boşa çıkaracaktır. Ben komployu aşıyorum. Başarılı olursam, Ne KCK tutuklusu kalır ne başkası. Bu olmazsa 50 bin kişiyle halk savaşı olacak. Ölen ölecek, ben karışmıyorum. Yalnız, herkes bilmeli ki, ‘Ne eskisi gibi yaşayacağız, ne de eskisi gibi savaşacağız’. Kendime güveniyorum.

Peki, biz ileride ne yapacağız. Kürtler kendilerini özgürce ifade edecek ve yönetecektir. Şu anda yasa dayatırsak büyük alerji yaratır. İleride olabilir. Mesela AB yerel yönetim özerklik şartı ki buna şerhi kaldırırlarsa bu mesele önemli ölçüde çözülür.’’

Bu ifadelerden de anlaşıldığı gibi hem terörist başı Öcalan hem de terör örgütü militanları tamamen özgür kalacak ve PKK bir taşla üç kuş birden vurmuş olacak.

Üçüncü kuş ne mi?

Tabi ki bağımsız Kürdistan !

Şimdi kim diyebilir ki İmralı Görüşmeleri Türkiye’nin geleceği açısından çok faydalıdır ya da PKK kayıtsız şartsız silah bırakacaktır ?

Bu tutanaklar birkez daha göstermiştir ki terörist başı Öcalan bu görüşmelerle hem hedeflerine adım adım ilerliyor hem de hapiste geçirdiği yılların hesabını görüyor.

Bu hesabı gören sadece terörist başı Öcalan mı?

Terör örgütü PKK’da bu süreçle birlikte kendi hesabını görüyor ve yıllardır gerçekleştirdiği kanlı terör eylemlerinin meyvalarını topluyor.

Bu konuda terör örgütü yönetici Murat Karayılan’ın şu sözleri herşeyi özetliyor aslında ;

‘‘Şurası açık ki, bizim hareket olarak mevcut pozisyonumuz ve mücadele koşullarımız oldukça elverişli hale gelmiş ve mücadeleyi yükseltmenin, savaşı yürütmenin koşulları her zamankinden çok daha fazla gelişmiştir. Bölgenin mevcut konjonktürel yapısı Kürdistan’da yaygın bir savaşın geliştirilmesine elverişlidir; bölgede siyaset yapma ve manevra zemini oldukça genişlemiş bulunmaktadır. Bununla birlikte hareketimizin savaş güçleri, 2012’de geliştirdiği hamleyle birlikte yeni savaş tarzına adaptasyon sağlayarak 30 yıllık tecrübenin de katkısıyla, daha etkili, daha yetkin, daha ölçülü, daha derinlikli ve ustalıklı bir savaş performansını sergileyebilecek bir düzeyi yakalamıştır. Bunlar bizim için önemli şeylerdir, özellikle de taktik bir hamle için önemli hususlardır.

Bu dönem sonuç alma dönemidir. Bu dönem, Kürt sorununun çözülebileceği bir dönemdir. Ama bu mutlaka savaşla çözülebilecek anlamına gelmemektedir; sorunun barışçıl yöntemlerle de çözülebileceği koşullar mevcuttur.’’

Peki, bu açıklamalara karşı terörle mücadelede bedel ödeyen şehitlerimizin ve gazilerimizin hesabını kim görecek ve ‘‘Boşuna mı şehit oldular?’’ sorusunun cevabını ne olacak ?

Yoksa Emine Ayna ve Murat Karayılan haklı mı çıkacak İmralı Görüşmelerinin sonunda ?

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

escort izmir izmir escort porno izle türk porno porno escort izmir porno izle travesti porno izmir escort türkçe porno üvey anne pornosu
Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
bedava bonus veren bahis siteleri bedava bonus