Son Dakika
22 Eylül 2017 Cuma

Gündem Mühendisliği

28 Şubat 2013 Perşembe, 00:38

Tarihi 28 Şubat sürecinin üzerinden tam 16 yıl geçmesine rağmen o malum sürecin hesaplaşması ve tartışması bir türlü bitmiyor.

Ya da bitirilmek istenmiyor.

Sürekli gündemde tutulan, her ortamda edebiyatı yapılan ve özünde tarihi bir dram olan 28 Şubat post-modern darbesi son yıllarda ülkemizin sanal tartışması haline geldi aslında.

28 Şubatın gölgesinde saklanan iki önemli gündem maddesi var son zamanlarda yaşananlara baktığımızda.

Bunlar PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan ile yürütülen İmralı Süreci ve sınır komşumuz Suriye’de yaşanan iç savaş.

28 Şubat sürecinde yaşananları hatırlayacak olursak o dönemde inançlı insanlarımız büyük baskılar gördü ve özellikle üniversitelerimizde başörtülü kızlarımıza karşı ciddi haksızlıklar ve zulümler yapıldı.

Sadece üniversitelerimizde değil bütün kamu kurumlarında ve hatta sivil hayatta bile başörtülü hanımlara ve ailelerine yönelik ötekileştirme politikaları uygulandı.

Sonuç olarak 28 Şubat döneminde ağır mağduriyetler ve toplumsal gerginlikler yaşandı. Özellikle laiklik eksenli kutuplaşmalar had safhaya çıktı ve demokrasimize yönelik zorlama bahanelerle dolu örtülü bir darbe diğer bir ifadeyle post-modern darbe gerçekleştirildi.

En ağır darbe ise Erbakan-Çiller Hükümetine vuruldu ve irticai tehdit var baskısıyla hükümet iktidardan düşürüldü.

Devlet Adamlığı hakkını teslim etmek adına 28 Şubat post-modern darbesinin en büyük mağduru merhum Başbakan Necmettin Erbakan iken kendisi o dönemde büyük bir olgunlukla devlet-millet gerginliğinin önüne geçti.

Sanal mağdurların ve sahte kahramanların her yerde edebiyat yaptığı 28 Şubat sonrası dönemde kendisi bu tür yollara başvurmadı.

Ve bugüne baktığımızda 28 Şubat post-modern darbesinin izlerinin tamamen silindiğini ve o dönemde görev yapan üst rütbeli subayların Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında ifadelerinin alınıp ardından mahkeme kararıyla tutuklandığını görüyoruz.

Demek ki artık 28 Şubat sürecini temcit pilavı gibi sürekli gündeme getirmenin de bir anlamı kalmadı.

Artık geçmişin o acı ve zulüm dolu günlerinden kurtulup bugüne ve geleceğe bakmak lazım.

Bugüne baktığımızda ise asıl gündemin açılım süreci ve Suriye meselesi olduğunu görüyoruz.

Açılım sürecinde başaktör teröristbaşı Abdullah Öcalan.

Kendisi adeta bir kurtarıcı gibi görülüyor ve terörü durduracak yegâne güç gibi topluma lanse ediliyor.

Hükümet ise süreci MİT üzerinden yürütüyor ve ‘‘Analar ağlamasın’’ sloganıyla toplumun tepkilerini azaltıp sürece verilen desteği artırmaya çalışıyor.

PKK terör örgütünün silah bırakacağına dair ciddi bir adım veya işaret yok. Sadece görüşmeler ve temenniler var.

Milletin beklentisi PKK terör örgütünün kayıtsız şartsız silah bırakması ve Türk Adaletine teslim olması.

Bunun dışındaki çözümlerin inandırıcılığına ve faydasına yönelik kafalarda soru işaretleri var.

Suriye meselesi ise tam bir komedi-dram.

Bir zamanlar dost ve müttefik olan Beşşar Esad bir anda zalim ve diktatör oluverdi.

Halbuki Beşşar Esad ve babası Hafız Esad, milletimizin gözünde zaten diktatördü ve zalimdi. Çünkü PKK terör örgütüne en güçlü desteği veren onlardı ve bu destek Türk kamuoyu tarafından yıllardır bilinen bir gerçekti.

Kamuoyunun yıllardır bildiği bu diktatörlük ve zulüm Suriye’de yaşanan iç savaşla birlikte Esad yönetiminin ne zaman devrileceği hatta devrilip devrilmeyeceği sorusunu gündeme getirdi.

Bu sorunun cevabı son zamanlarda tam bir muamma haline geldi.

ABD-Avrupa ikilisinin Esad rejiminin yıkılması için pasif ve zayıf davranması ve buna mukabil Rusya-Çin-İran üçlüsünün Esad rejimini aktif ve güçlü bir şekilde desteklemesi ülkemizin de Suriye politikasını ciddi bir açmaza soktu.

AK Parti iktidarının tez zamanda yıkılacağını umduğu Esad rejimi bir türlü yıkılmadığı gibi tam aksine son haberlere göre Özgür Suriye Ordusu ile Esad rejimi anlaşmaya çalışıyor.

Türkiye’nin lojistik açıdan büyük destek verdiği, silah ve para yardımı yaptığı Özgür Suriye Ordusunun Esad rejimiyle anlaşmasının AK Parti açısından büyük bir hayal kırıklığına yol açacağı biliniyor.

Gerek İmralı süreci adı altında yürütülen görüşmelerin gerekse Suriye’de yaşanan iç savaşın ülkemizin geleceğini ciddi anlamda etkileyeceği açıktır.

Bunların tam olarak tartışılmadığı ve toplumun tam olarak aydınlatılmadığı böylesine bir gündemde 28 Şubat’ı tekrar tekrar konuşmak gerçek gündemi saklamanın bir yolu haline geldi.

Zaten ülkemizde iki farklı gündem oluşturuldu.

Birincisi toplumun gerçekleri görmemesi için zihinlerin gereksiz yere meşgul edildiği sanal gündem.

İkincisi toplumun o sanal gündemi konuştuğu sırada ülkemizin geleceğini ilgilendiren çok ciddi olayların meydana geldiği gerçek gündem.

Bu farklı gündemler yeni bir mesleği de beraberinde getirdi aslında.

Bu yeni meslek ise Gündem Mühendisliği…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz