Son Dakika
24 Eylül 2017 Pazar

Akıl Tutulması

24 Şubat 2013 Pazar, 02:30

Son yıllarda ülkemiz insanının ilk gündem maddesi ekonomi oldu. Bu da parayı aklın ve vicdanın önüne geçirdi.

Geçim derdine düşen milletimiz, ülkemizin geleceğini ilgilendiren siyasi ve stratejik konulara karşı ilgisiz ve duyarsız hale geldi. Daha doğrusu duyarsız hale getirildi. Tabi bunda iktidarın ve iktidar güdümünde olan medyanın da ciddi bir etkisi oldu.

İktidar sürekli olarak ekonominin iyiye gittiğini, IMF’ye olan borçların azaldığını ve Türkiye’nin zenginleştiğini anlattı övünerek. Hatta iktidar ekonomik verileri o kadar sanal hale getirdi ki kişi başı milli gelirin 10 bin dolar gibi rakamlara ulaştığını da söyleyerek fakir fukaranın kalmadığını dahi ifade etmeye başladı.

Fakat ne gariptir ki ekonominin bu kadar iyi olduğu bir ülkede 9,5 milyon vatandaşımız devletin sosyal yardımlarıyla geçimini sağlıyor.

Milletimize empoze edilen bu hayali ekonomik zenginliğin iki temel ayağı var aslında.

Birincisi vatandaşlarımıza banka kredileriyle ve kredi kartlarıyla yaşatılan sanal zenginlik.

İkincisi ise yandaş sermaye sahiplerine ihalelerle ve rantlarla yaşatılan gerçek zenginlik.

Dikkat edilirse vatandaşımız bankalara borçlandırılarak riskli bir şekilde yani gelecek yılları ipotek ettirilerek zenginleştirilirken yandaş sermaye sahipleri ise risk almadan kolay yoldan zenginleştiriliyor.

Tabi bu borçlanmalar sonucunda milletimiz geçim derdine düştüğünden dolayı ülkemizin asıl gündemini oluşturan terör ve terörle mücadele sürecine yeteri kadar ilgi gösteremiyor, açılım süreci denilen sonu belirsiz karanlık sürece de tepkisiz kalıyor.

Bunu iyi değerlendiren iktidar ve güdümündeki medya ise açılım sürecine yönelik yoğun bir psikolojik harekât uyguluyor ve adeta milletimizin gerçekleri görmesini engelliyor.

İşte bu kritik süreç kısa zamanda akıl tutulmasına sebep oldu.

Sorulması gereken soruların sorulmadığı, açıklanması gereken gerçeklerin açıklanmadığı yani insanımızın gerçeklerden ziyade gösterilmek istenenleri gördüğü bilgi kirliliğinin had safhada olduğu tehlikeli bir süreci yaşıyor Türk Milleti.

Doğruluğu ve objektifliği tartışılır olan kamuoyu araştırmalarında sürecin % 65 gibi yüksek bir oranda desteklendiğinin görülmesi de süreçle ilgili olarak yaşanan ve yaşatılan bilgi kirliliğine örnektir.

Bilinmeyenler üzerinden yürütülen açılım sürecine (Teröristbaşı Öcalan ile yapılan görüşmelere) Türk Milleti’nin bu kadar yüksek oranda destek vermesi –ki destek vermesi için yoğun bir psikolojik harekâtın olduğu unutulmamalı-  zaten insanımızda yaşanan akıl tutulmasının hangi boyutlarda olduğunu göstermektedir.

Sorgulamayan ve sadece iktidara ve yandaş medyaya inanan insanımızın bu akıl tutulması ciddi tehlikeleri de beraberinde getiriyor.

En ciddi tehlike ise, 30 yıldan bu yana Türkiye’ye yönelen etnik terör hadisesinin siyasallaşması ve devamında belirli makamlar tarafından meşrulaştırılarak yeni anayasa sürecinde Türk Milleti ortak kimliğinin ortadan kaldırılıp üniter devlet yapısının çok kimlikli federatif bir yapıya dönüştürülmesidir.

Açılımcıların her yerde boy gösterdiği ve içeriğinin bir türlü açıklanmadığı bu süreçte akşamdan sabaha Türklüğe hakaret edilirken, çözüm adı altında terör örgütü ve teröristbaşı meşru muhatap haline getirilirken ve daha da ağırı Türk Milliyetçiliği gibi köklü bir düşünce ayaklar altına alınıp suçmuş gibi gösterilirkeni milli hassasiyetleri çok güçlü olan Türk Milletinin olumlu veya olumsuz hiçbir tepki göstermemesi düşündürücüdür.

Aslında ‘‘düşündürücü’’ gibi ılımlı bir ifade kullansak da tepkisizliğin sebebinin yine bu akıl tutulması olduğu ortadadır.

Süreçle ve görüşmelerle ilgili olarak Türk Milleti tarafından en azından şu kritik soru sorulmalıdır.

“Teröristbaşı Apo ile yapılan görüşmelerde hangi konular görüşülmekte ve neyin karşılığında hangi tavizler verilmektedir ? “

Bu hayati konunun bile sorulmaması ya da sorulamıyor oluşu, “toplumsal bir akıl tutulması mı var” sorusunu ortaya çıkarmaktadır.

“Çoğunluk” iddiasıyla, adeta ülkenin tek hakimi gibi, hiç kimseyi dinlemeden bildiklerini okuyan gruplar, akıl tutulması sürecinin yönlendiricileri haline gelmişlerdir.

Bir gerçeği de unutmamak lazım. Akıl tutulması yaşayan toplumun büyük bir kesimi, bu noktaya bir günde veya birkaç ayda gelmedi. Yıllar içinde, adım adım insanımız ekonomik kaygıların ortasında buldu kendini. Ve parayı veya parasızlığı kendisi ve ülkesi için bir tercih aracı olarak görmeye başladı.

Fakat buna rağmen yaşanılan bu akıl tutulması bitmeli ve toplum açılım süreçleriyle ilgili olarak olan biteni sormalı, sorgulamalıdır.

Çünkü mevzubahis Türkiye’nin yarınlarıdır…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz