Son Dakika
23 Eylül 2017 Cumartesi

16 Şubat 2013 Cumartesi, 17:00
Batuhan ÇOLAK
Batuhan ÇOLAK batuhancolak@gmail.com Tüm Yazılar

Oryantalizm

Oryantalizmin ortaya çıkış tarihi tam olarak bilinmese bile, bazı araştırmacılar kavramın doğuşunu 1312’de toplanan Viyana Konsülü’nün çeşitli Batı üniversitelerinde Arap Kürsüleri kurmalarına dayandırmaktadır. Kavramın akademik bir disiplin olarak kabul görmesinin 18. yüzyılın son çeyreğinden başlayarak 19.yüzyılda gerçekleştiği bilinmektedir. Doğu üzerine yapılan araştırmaların çok çeşitli alanlarda ve farklı kulvarlarda varlığını sürdürdüğü görülmektedir. (1)   Oryantalizm olarak […]

Oryantalizmin ortaya çıkış tarihi tam olarak bilinmese bile, bazı araştırmacılar kavramın doğuşunu 1312’de toplanan Viyana Konsülü’nün çeşitli Batı üniversitelerinde Arap Kürsüleri kurmalarına dayandırmaktadır. Kavramın akademik bir disiplin olarak kabul görmesinin 18. yüzyılın son çeyreğinden başlayarak 19.yüzyılda gerçekleştiği bilinmektedir. Doğu üzerine yapılan araştırmaların çok çeşitli alanlarda ve farklı kulvarlarda varlığını sürdürdüğü görülmektedir. (1)

 

Oryantalizm olarak tanımlanan düşünce sistemi, farklı bir deyişle Şarkiyatçılık olarak da tanımlanmaktadır.

 

Oryantalizm, doğu hakkında bilgi edinme peşinde olma demektir. Bazıları buna ‘doğubilimi’ diye bir Türkçe karşılık kullanmaktadırlar. Arapça karşılığına ise ‘iştirak’, ‘bu işle meşgul olma’ ‘müsteşrik’ denilmektedir. Türkiye’de ‘şarkiyatçılık’ tabiri de kullanılmaktadır. Şu halde oryantalist; şark ile ilgili incelemeler yapan, oraya dâhil herhangi bir konuda uzmanlaşmış, Batılı bilim adamı demektir. Oryantalist kelimesi ilk olarak 1779’da İngiltere’de; 1799’da Fransa’da kullanılmaya başlanmış, 1883 yılında Fransız Dil Akademisi’nin sözlüğüne girmiştir.(2)

 

18. yüzyıla gelene kadar oryantalizmin amacı; Batı’nın kendisinden her şeyi ile farklı bir Doğu yaratması iken, yüzyılın sonunda Batılı ülkelerin kendilerine tamamen zıt olan Doğulu ülkeleri eğitmek, geliştirmek, yardım etmek ve uygarlaştırmak gibi bir misyonu üstlenerek, Batı’nın kendi ideolojik amaçlarına hizmet eden bir Doğu yaratmak şeklinde yön değiştirdiği görülmektedir. Kurgulanan bu Doğu’nun farklılıklarının ortaya konulması, Doğu’nun nimetlerinden yararlanmanın da bir yolu haline gelmektedir. Böylece Doğu’nun, Batı tarafından denetim altına alınması amacıyla görünürde desteklenir duruma geldiği görülmektedir. Doğu/Batı üzerine olan görüşlerin bir kesimi oryantalist çalışmalara olumlu bakarken diğer bir kesimi ise bu çalışmaların nesnelliğini ve doğruluğunu kabul etmemekte, oryantalist çalışmalara karşı negatif bir tutum takınmaktadırlar. 1970’lerde oryantalist çalışmalara negatif bakan araştırmacıların varlığı özellikle Edward Said ile netleşmekte, Said’in ‘Oryantalizm’ adlı kitabı aynı zamanda kavramın isim babalığını yapmaktadır.(3) Said’in bu çalışmasından sonra ‘oryantalizm’ kavramı akademik araştırmalarda da yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır.

 

Oryantalizm, bir telakkiye göre Avrupa’nın doğusundan itibaren bütün bir Asya ve Afrika’yı, Yakın, Orta ve Uzak Doğuyu; tarihleri, dilleri, coğrafyaları, dinleri, kültürleri, edebiyatlarıyla inceleme işi olarak son derece geniş bir sahaya yayılır. Fakat gerek memleketimizde, gerekse İslam dünyasında özel manasıyla müsteşrik (oryantalist), Müslüman Doğu’yu mezkûr yönleriyle inceleme konusu edinen kimse demektir.(4)

 

Oryantalistler, Doğu’yu ‘geri kalmış’ Batı’yı ise ‘modern’ olarak tanımlama hususunda hem fikirdirler. Bu doğrultuda bilhassa Batılı düşünürler, tarih yazıcıları ve aydınlar Doğu’yu çoğu zaman ‘şark meselesi’ adı altında bir sorun olarak tasvir etmişlerdir.
Oryantalist düşünürler Doğu’nun gelenek ve göreneklerini, değerlerini ve tarihini çoğu zaman sorgulamışlar ve bu sorgulamalar sonucunda Doğu’yu ‘savaşçı’  ve ‘geri kalmış’ olarak nitelendirmiş, Doğu’nun Batı’ya muhtaç olduğunu iddia etmişlerdir.
Söz konusu düşünce sisteminin ‘Oryantalizm’ olarak benimsenmesi Edward Said’in ünlü eseri ‘Oryantalizm’ ile gerçekleşmiştir. Bu eser Batılı gözüyle Doğu’nun nasıl betimlendiğini ve Batı’nın kendi değer sistemlerini nasıl Doğu’ya kanalize ettiğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Edward Said ve Oryantalizm 

Oryantalizmin bir düşünce biçimi, anlatılarla, söylemlerle koşullandırılmış ve koşullandırıcı bir algılama çerçevesi olarak nasıl kurulup işlediğini dünyaya 1978 yılında basılan Oryantalizm adlı kitabıyla Edward Said duyurmuştur. Aslen Filistinli olan ve ABD’nin belli başlı üniversitelerinde öğretim üyeliği yapan Said’in bu kitabı 1980 yılından itibaren hız kazanan post-kolonyalist* incelemelerin de öncülüğünü yapmıştır.
Said, Oryantalizm’de kendini üstün gören, bu üstünlüğünü hem top ve tüfekle, hem de ekonomik olarak desteklemiş olan ve bu üstünlükten vazgeçmek niyetinde olmayan bir kültürün (ki Batı kültürü böyledir) başka bir kültürü eşiti olarak anlayıp değerlendiremeyeceğinden yola çıkmıştır. Said’e göre şarkiyatçılık Avrupa’nın Doğu’yu tanımlama girişimidir.(5)

 

Haçlı Seferleri ve Oryantalizm

Batı’nın Doğuyu istediği gibi niteleme ve bu doğrultuda yok etme çabaları tarihin çeşitli zamanlarında artmıştır. Haçlı seferleri bu duruma örnek verilebilecek en önemli olayların başında gelmektedir. Ortadoğu topraklarını ele geçirmek maksadıyla 1096 yılında Papa II. Urbain Avrupa’da büyük bir İslam karşıtlığı başlatmıştır. Bu karşıtlığı Yıldırım (6) “korkunç bir İslam imajı’ olarak yorumlamıştır. Watt (7) ise bu imajın başlıca şu dört yanlış üzerine kurulduğunu söyler: 1- İslam dini, sahte bir dindir ve dalalettir. 2-İslam, şiddet ve kılıç dinidir. 3-İslam, laubali bir dindir. 4-Muhammed, Deccaldır. Watt, bu görüşüyle İslamın, tamamen çarpıtılmış bir imajının tasvir edildiğini bildirmektedir.
Haçlı zihniyeti, gerek propaganda merkezleriyle, gerek İslam’ın çarpıtılmış imajı üzerine bina edilen misyoner faaliyetleriyle Avrupalıların, İslam’ı ve Müslüman toplulukları tanımalarına büyük bir engel teşkil etmiştir.(8)

 

İslamiyet’e yönelik kin dolu ve manipülasyon içeren bu faaliyetlerin tümü, Batı’daki Müslüman karşıtlığını arttırdığı gibi, çoğunluğu İslam inancı taşıyan Doğu medeniyetlerinin de yanlış tasvir edilmesine yol açmıştır.

 

Edward Said, Oryantalizmi aynı zamanda ‘sömürgeciliğin keşif kolu’ olarak tanımlayarak, Batı’nın Doğuyu yanlış bir şekilde yorumlamasının ardındaki asıl amacı gözler önüne sermektedir.

 

XIX. asrın ortalarındaki emperyalist tutum, Avrupa ülkelerinin doğuya bakışlarına hakim olmuştur. Böyle olunca, sömürgeci siyasetçiler, maksatlarına hizmet etmek için bazı oryantalistlerden yararlanma yoluna gitmişlerdir. Örneğin Hollanda’lı Snouck Hurgronje, Rus Barthold, Alman H. Becker bu tür müsteşriklerden olmuşlar, keza Fransa ve İngiltere’de bir kısım şarkiyatçılar da Dışişleri Bakanlıkları’nda danışman olarak görev yapmışlardır. Sonuçta sömürgecilik, görünüşte dini, gerçekte ise emperyalist savaşlar olan Haçlı savaşlarının bir uzantısı olmuştur. Böylece emperyalizm ile oryantalizm birbirine destek sağlayarak, siyasi ve askeri yönden istila ettikleri İslam ülkelerini, Batı medeniyetine tam boyun eğdirme hedefine yönelmişlerdir. Onlar, Müslümanların kendi medeniyetlerine ve kendi varlıklarına güvenlerini sarsmak için çeşitli çalışmalar yapmışlardır. Sömürgeci yöneticilerle birlikte çalışan doğu bilimcilerin yanında, elbet böyle bir çalışma içerisine girmeyenler de bulunmuştur. Ama bu durum, böyle olanların İslam’a ve Müslümanlara dost olacağı anlamında değerlendirilmemelidir. (9)

 

Oryantalizm ve Türkler

Türklerin İslam dinini kabul etmesiyle birlikte, Müslümanlığın yayılması hızlanmış ve İslam âleminin askeri gücü kat be kat artmıştır. Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte Avrupa’da başlayan tedirginlik oryantalist yaklaşımlarla adeta bir “Türk korkusu” haline gelmiştir. Bu durum Batılı yönetim anlayışlarında ortak ve ortadan kaldırılması gereken düşmanı, ‘Türk’ ü ortaya çıkarmıştır. İslam medeniyetlerine karşı başlayan ‘korkunç imaj’ çalışmaları Türk-Müslüman toplulukları üzerine yoğunlaşarak devam etmiştir.

 

Batı’nın Türklere karşı takındığı bu tavrın içerisinde Selçuklu Devleti’nin ve Osmanlı İmparatorluğu’nun hızlı bir şekilde güçlenmelerinin rolü büyüktür. İslamiyet’in Türk bayraktarlığında üç kıtaya birden hızlı bir şekilde yayılması ve gittikleri coğrafyaları etkilemesi Batı’nın telaşlanmasına yol açmıştır. İtalya’da bugün dahi söylenen ‘annecim Türkler’* gibi korku uyandıran atasözlerinin çıkış kaynağı oryantalist felsefenin günümüze bıraktığı miraslardandır.

 

Oryantalizm: Batılı Gözüyle Doğu; Fethedilmesi Gereken Doğu !

Oryantalizm “anlatılarla” beslenir; yani Doğu hakkında uydurulmuş ya da Doğu’ya göre biçilmiş hikâyelerle… Bunlar, zaman ve amaca göre değişikliğe uğrayabilmekte fakat ortak özellikleri aynı kalmaktadır. Oryantalizm, Batı’nın Doğu’yu nesneleştirip her türlü sömürüsünü meşru kılması için gerekli zemini yaratır, kılıf ya da kılıfları hazırlar.(10)

 

Edward Said bu durumu daha net bir şekilde ifade etmiştir:

 

Avrupa, Doğululara hiç bilmediklerine inanarak özgürlüğü öğretmeye kalkışıyordu. Oryantalist Chataubriand ve ondan sonra gelenler Doğuluların ve özellikle Arapların bu konuyu hiç bilmediklerine inanmışlardı. Chtaubriand’a göre Doğu:     
Özgürlük, bilmiyorlar; servet, zerresi yok; kuvvet Allahları. Göklerin yüksek adaletini uygulayacak fatihlerin gelişi uzadığı zaman Araplar kumandasız kalmış asker, kanunsuz kalmış vatandaş ve babasız kalmış ailedir. Daha 1810’dan itibaren Cromer’in 1910’da konuştuğu gibi konuşmaya başlayan bir Avrupalının varlığına tanık oluyoruz… Bu ses Doğuluların fethedilmeye ihtiyaçları olduğunu haykırmaktadır. Bu sese göre Batı’nın Doğu’yu fethetmesi aslında bir fetih değil, özgürlük alametidir.”
(11)

 

Oryantalizm, son dönemlerde de daha çok Müslüman Araplar üzerine yönelmiş ve bu bağlamda; gizemli, mistik, egzotik bir Doğu’ya ek olarak kötü, hırslı, ucube, bağnaz, despot, terörist Araplar yaratmak, özellikle 11 Eylül sonrası Amerika’nın ideolojisi durumuna gelmektedir. Gelişen, değişen ve kitle iletişim araçları ile bilinen bir dünya haline gelinirken Doğu’nun oryantalist söylemlerde tanımlanmış şekilde olmayışı, kurgulanan Doğulu tiplemelerinin inandırıcılığını yitirmesine neden olmaktadır. Oryantalist söylemlerdeki değişimin sınırlarını belirlemek her ne kadar zor olsa da günümüzde farklılaşan bir oryantalist söylemin olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Amerika İslam’la girdiği ikilem bağlamında bir yandan onu kültürel bir nesne olarak takdim etmekte, diğer yandan denetlenmesi gereken bir düşman olarak kodlamaktadır. (12)

 

Sonuç 

Batı, kendince tasvir edip ‘özgürleştirmek’ istediği Doğuyu fethetmek için tarihi yanlış bir şekilde yazmaktan ve yönlendirmekten çekinmemiştir. İslamiyet’in Türk bayraktarlığında yükseldiği dönemlerde Türkler üzerine yazılan eserler ve betimlenen hikayelerin çoğunun yanlış, abartı ve korku içeriyor olması oryantalistlerin en mühim yanılgılarındandır.

 

Osmanlı’nın çöküşünden sonra Türkler aleyhine oryantalist yaklaşımlar azalmış gibi görünmesine rağmen aslında sadece şekil değiştirmiştir. Bugünkü şartlarda geçmişin oryantalistleri şekil ve isim değiştirerek etkinliklerini sürdürmeye devam etmektedirler. Günümüzde oryantalistler yerlerini çeşitli düşünce kuruluşlarına, devlet başkanlarına, film endüstrisine ve Batı kaynaklı bir takım kitle iletişim araçlarına bırakmışlardır.

 

Oryantalizm olarak ifade edilen düşünce sistemine Türkiye’de gereken ilginin gösterilmediği bilinmektedir. Tabiatıyla akademik alanda da bu konu üzerinde geniş araştırmalar ve eserler üretilememiştir. Gerek üretilen eserlerin azlığı, gerek yetersiz ilgi Batı’nın Türk ve Müslüman düşmanlığının kökenini kavramayı zorlaştırmaktadır.

 

Sonuç olarak günümüzde Türkleri ve Müslümanları aşağılayan, hor gören ve onu her fırsatta demokratikleştirmek isteyen belirli çevrelerin, fikri referanslarının nereden ve ne şekilde geldiği sorularına doğru yanıt verebilmek için oryantalizm disiplinine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacın karşılanabilmesi için akademik çevrelerde, üniversitelerde, sivil toplum örgütleri ve medyada konuyla ilgili çalışmaların çoğaltılması ve beraberinde yazılı eserlerin üretilmesi önemli bir gereklilik haline gelmiştir.
Dipnotlar
(1) BULUT Yücel, “Oryantalizmin Kısa Tarihi”, Küre Yayınları, Ankara.

(2) ZAKZUK, Mahmud, “Oryantalizm ve Medeniyetler Hesaplaşması”, Işık Akademi Yayınları, İstanbul, s.10

(3) YİĞİT Zehra, ‘Hollywood Sineması’nın Yeni Oryantalist Söylemi ve 300 Spartalı’ Selçuk Üniversitesi iletişim Fakültesi Dergisi, Temmuz 2008, s.236

(4) YILDIRIM, Suat, ‘Oryantalistlerin Yanılgıları’, İstanbul, Ufuk Kitapları, 2003, s. 19

(5) ATLAS, Jale, ‘Hayali Doğu’, Atlas Dergisi, Mart 2001, Sayı: 96

(6) YILDIRIM, a.g.e. s. 22

(7) The İnfluence of İslam on Medieval Europa, Edinburg, 1972

(8) YILDIRIM, a.g.e. s. 22

(9) YILDIRIM, a.g.e. s. 28

(10) http://www.kesfetmekicinbak.com/kultur/others/00500/ Erişim Tarihi: 4 Ekim 2009

(11) SAİD, Edward, ‘Oryantalizm’, Pınar Yayınları, 1982, İstanbul, s.298

(12) YİĞİT, a.g.m. s.237

 

KAYNAKÇA
ATLAS, Jale, ‘Hayali Doğu’, Atlas Dergisi, Mart 2001, Sayı: 96
BULUT Yücel, “Oryantalizmin Kısa Tarihi”, Küre Yayınları, Ankara
SAİD, Edward, ‘Oryantalizm’, Pınar Yayınları, 1982, İstanbul
The İnfluence of İslam on Medieval Europa, Edinburg, 1972
YILDIRIM, Suat, ‘Oryantalistlerin Yanılgıları’, İstanbul, Ufuk Kitapları, 2003
YİĞİT Zehra, ‘Hollywood Sineması’nın Yeni Oryantalist Söylemi ve 300 Spartalı’ Selçuk Üniversitesi iletişim Fakültesi Dergisi, Temmuz 2008

ZAKZUK, Mahmud, “Oryantalizm ve Medeniyetler Hesaplaşması”, Işık Akademi Yayınları, İstanbul

İnternet
http://www.kesfetmekicinbak.com/kultur/others/00500/ Erişim Tarihi: 4 Ekim 2009

 

 



* Sömürgecilik kavramını bugünkü dünya düzeni çerçevesindeki değişmiş, güncellenmiş, ileri, kapsamlı tanımmı.

* Orijinal hali “Mamma mia Li Turchi!” olan İtalyan atasözü… Fatih Sultan Mehmet’in ünlü komutanlarından olan Gedik Ahmet Paşa’nın 1480 yılında İtalya’nın Otranto şehrini fethetmesinden sonra, tüm İtalya’da sıkça kullanılmaya başlandığı rivayet edilmektedir.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz