Son Dakika
23 Kasım 2017 Perşembe

KÜRESELLEŞMENİN HEDEFİ MİLLİ (ULUS) DEVLET, SİLAHI TERÖR

16 Şubat 2013 Cumartesi, 17:58

Bu çalışmada, “küreselleşme ve ulus (milli) devlet” kavramlarının genel olarak tanımlanmasıyla, bu kavramların siyasi boyutları incelenmiştir. Özellikle küreselleşmenin kaçınılmaz bir süreç olduğu ve bunun karşısında ulus-devletlerin bir çok tehdit ve tehlikeye maruz kalması, çalışmamızın temel çerçevesini oluşturmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’deki bu yapının deşifre edilmesi çalışmamızın amaçlarından en önemlisidir. Türkiye’deki terör grupları listesinin hazırlanması bakımından da çalışmamız alanında ilk olma özelliğini taşımaktadır.

 

Çağımızın yeni düzeni olarak kabul edilen küreselleşmenin, ulus-devletleri tam olarak ortadan kaldırmadığını ancak sürekli olarak yıprattığını görebilmekteyiz. Yıpratma politikaları kimi zaman ekonomik olsa da, terörle verilen etkinin yerini hiçbir şey tutmamaktadır. Çünkü terörün olduğu ülkede ekonomik kayıp, psikolojik çöküntü, insan kaybının ortaya çıkmasının yanı sıra, kalkınma çareleri tükenebilmektedir. Bu dışa bağımlı olmaya aday yapı, küresel güçlerin ulus (milli) devletler üzerinde kurmak istediği yönetme anlayışının bir göstergesidir. Çalışmamız incelendiğinde, özellikle Türkiye’de bu amaçla bir çok girişim ve faaliyetin yürütüldüğü görülecektir.

 

Yeni dünya düzeni olan küreselleşmenin, ulus devletleri etkisizleştirme sürecindeki silahlarına ve bu kapsamda “terör”ün hangi güçlerle bağlantılı olarak ortaya çıktığına ayrıntılı olarak değinilmiştir. Terörü yaratan sebeplerin küreselleşme süreci ile bağlantısı sorgulanmış ve özellikle geçmişten bugüne Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin maruz kaldığı terörist eylemlere değinilmiştir.

 

Türkiye’de daha önce herhangi bir terör listesi yayınlanmadığı için, yaptığımız çalışma geniş bir kaynak tarama süreci sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, özellikle Türkiye’de, terörün farklı ideoloji ve kavramlarla ortaya çıkmasına rağmen, amaçlarının aynı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu amaçların da Türkiye’yi yıpratarak küresel güçler için etkisiz bir ulus-devlet haline getirilmesi olduğu görülmektedir.

 

Türkiye’de terör gruplarının, özgürlük, eşitlik, emek, insan hakları, temel hak ve özgürlükler, ifade özgürlüğü gibi kavram ve fiillerden beslendiğini görebilmekteyiz. Bu bağlamda çalışmamızda, Türkiye’ye yönelik, üniter devlet yapısını değiştirmek isteyen dış destekli, iç fiiliyatlı terör faaliyetlerini, bu örgütlerin ideolojileri ve tarihlerini ayrıntılı olarak analiz edilmektedir.

 

Sonuç olarak çalışmamız incelendiğinde; ‘Küreselleşme’nin ulus-devletleri etkisizleştirmedeki en büyük silahının terörü yaratma ve destekleme olduğu görülecektir.

 

            I. KÜRESELLEŞMENİN KAVRAMSAL ÇERÇEVESİ

            A. KÜRESELLEŞME KAVRAMININ TANIMI VE İÇERİĞİ

Günümüzde yoğun bir biçimde gündeme gelen küreselleşme kavramını genel çerçevesiyle tanımlayacak olursak; ‘piyasa ekonomisin yayıldığı dünya genelinde, siyasal ve ekonomik yönden gelişmiş devletlerle, uluslar ötesi şirketlerin yön verdiği bir süreçtir’ şeklinde ifade etmek mümkündür.

Küreselleşmenin adım adım dünyayı yönlendirici bir sürece dönüşmesinden önce, küreselleşme kavramının telaffuz edilmeye başlanması 1980’li yıllara denk gelmektedir. Özellikle Sovyetler Bloğu’nun zayıflaması ve sonuçta 1991 yılında dağılması küreselleşme sürecine hız ve güç katmıştır. Ekonomik alanda başlayan bu süreç, zamanla toplumların kültüründe, iletişiminde, yapısında, tepkisinde benzerlikler oluşmasına yol açmıştır. Bu bağlamda dünyadaki farklılıkların 1980’lerden sonra, yavaş yavaş ortadan kalkması küresel sermayenin ulus (milli) devletler üzerinde hegemonya kurmaya başlamasına neden olmuştur

            B. SÖMÜRGECİLİĞİN ÇAĞDAŞ YORUMU: KÜRESELLEŞME

Küreselleşme, her ne kadar ekonomik bir süreç olarak da kabul edilse de derinlemesine ele alındığında, sömürgeciliğin çağdaş yorumu olarak nitelendirilebilir. Bu kapsamda küresel güçler; bir milletin kültürü ve kimliğini içinde muhafaza ettiği Ulus (milli) devletleri, fiili olarak sömürgeleştirmek, zaman ve maddiyat istediği için başka yöntemler geliştirmişlerdir. Bu yöntemlerin amacı ise tarihteki sömürgecilik hareketlerini küreselleşme kılıfıyla modernleştirmek ve bu modernleşmeyi ulus devletler üzerinde uygulamaktır.

Bugünün küresel güçlerinin, yüzyıllar öncesinde dünyaya egemen olma amacıyla, gemilerle gittikleri toprak parçaları üzerindeki insanları, maddi ve manevi olarak yok ederek, oradaki zenginlikleri himayelerine aldıkları görülmektedir. Fakat geçmişte keşifçi, bugün ise küresel güç olarak karşımıza çıkan oluşumlar, günümüzün gelişen iletişim teknolojileri karşısında amaçladıkları sömürü düzenini kuramamaktadırlar. Bu sebeplerden ötürü sömürgeciliğin yöntemini ve adını değiştirerek yeni bir politika izlemektedirler.

 

Bu noktadan hareketle küreselleşmenin yeni dünya düzenin en önemli belirleyici faktörü olduğu görülmektedir ve bu bağlamda gerçek boyutlarıyla, süreçleriyle, tehditleriyle incelenmesi gerekliliği vardır. Bu gereklilik doğrultusunda küreselleşmenin temel öğeleri, belirleyici yönleri kapsamında ele alınarak değerlendirilecektir.

            II. KÜRESELLEŞMENİN GELİŞİM SÜRECİ

            A. KÜRESELLEŞMENİN ANAHTARI BİLİŞİM ÇAĞI

Değişen ve sürekli olarak birbiriyle yakınlaşan devletlerin arasındaki en önemli kavram iletişim kavramıdır. Bu açıdan iletişim araçlarındaki teknolojilerin sürekli olarak gelişmesi küreselleşmenin önünü açmakta, küreselleşme sürecine de büyük katkılar sağlamaktadır.

Bu bağlamda günümüzün toplumsal hayatında iletişim teknolojileri ve bunların sunduğu imkanlar doğrultusunda toplumlar ve insanlar arasında kurulan elektronik iletişim ağları, artık fiziksel yakınlık yerine elektronik yakınlığı, fiziksel ve sosyal ilişkiler yerine sanal ilişkileri, gerçek sosyal hayat yerine medya tarafından kurgulanmış ve yeniden üretilmiş olaylar yığınını, sosyal ve fiziksel çevremizde çok çeşitli araç ve gereçleri bize sunarak yeni bir hayat tarzı geliştirmiştir. Evlerin içi kablolu TV, video, bilgisayar ve benzeri elektronik araç ve gereçlerle bezenmiştir ve enformasyon ihtiyacını hızlı karşılayabilmektedir (McLuhan 2001). [1]

           

            B. ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER VE KÜRESELLEŞME SÜRECİ

Küreselleşme sürecinin hızlıca dünyayı sarmasındaki en önemli katkıyı, hiç şüphesiz uluslar ötesi şirketler olarak nitelendirebileceğimiz büyük şirketler yapmaktadırlar. Bu kapsamda dünya ekonomisine baktığımızda, temel yönlendiricinin çok uluslu şirketler olduğunu görmekteyiz. Çok uluslu şirketlerin küreselleşme sürecine bu kadar etki eden bir faktör halini alması, ulus (milli) devletlerin ekonomik bağımsızlıkları tehlikeye sokmuştur.

Çok uluslu şirketler, ulus-ötesi bankalar, mali piyasalar, tüketicilik ideolojisinin yanı sıra azami büyüme yoluyla elde edilen sermaye artışı küreselleşmeyi hızlandırarak olumlu etki yaratsa da bu etkenler milli devletlerin geleceği için olumsuzluk anlamını taşımaktadırlar. Bu olumsuzluk kimi zaman teknolojinin kullanımı, tıbbın gelişmesi vb. alanlarda ortadan kalksa da, bütüne baktığımızda verdikleri zararın ve doğacak tehditlerin daha fazla olduğu görülmektedir.

Bu noktadan hareketle de şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz; dünya ekonomisine yön veren ulus ötesi ya da çok uluslu şirket olarak tanımlayabileceğimiz şirketler, dünyadaki para akışlarını, borsaları ve aklımıza gelebilecek her türlü ekonomik faaliyetleri kontrol ederek ulus devletlerin ekonomilerini birer birer ele geçirirken, devlet politikalarına da yön verebilmektedirler. [2]

Özellikle son 20 yıla baktığımızda, kapitalist sistemin getirdiği açıklardan biri olan ulus ötesi şirketlerin, ulus (milli) devletleri ekonomik darboğaza sokarak hegemonya altına almaya çalıştıklarını görmekteyiz. Küresel güçler bu hegemonyayı sağlayabilmek amacıyla da, ulus (milli) devletlerde, gecelik operasyonlar ile ekonomik krizler yaratmışlar, akabinde de parasal yardımlarla devletlerin ekonomilerini kendilerine bağlamışlardır.[3]

 

Bu bağlamda küreselleşme ile zenginliğin sınır tanımaz bir şekilde artması beraberinde fakirliğin, açlık-sefalet ve gelir dağılımındaki eşitsizliğin de giderek artması sonucunu getirmiştir. Sermayenin sınırsız dolaşımı, çok uluslu şirketlerin etkinlik alanlarının genişlemesi, devlet politikaları ile ülkenin karar mekanizmalarını dolayısıyla güvenliklerini de etkilemeye başlamıştır (Bales,2002).

           

C. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE ULUS DEVLETİN GELECEĞİ

Bir Yandan ABD’ nin egemenliği, öte yandan devletlerüstü örgütlenmelerin önem kazanması ve Avrupa Birliği gibi oluşumlar, uluslararası tahkim (hakemlik) gibi, uluslararası sermayenin devletlerüstü ayrıcalıklar elde etmesi, ulus devletlerin egemenlik haklarını yukarıdan tehdit etmektedir (Kongar, 2001).

Ulus (milli) devletler önümüzdeki dönemde de dünya sahnesindeki egemen birimler olmaya devam edecektir. Ancak ulusal hükümetlerin bilgi ve teknoloji akışı, salgın hastalıkların ve kitlesel göçün önlenmesi, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi konularda etkinliği azalacaktır. Uluslararası sermayeyi temsil eden Çok Uluslu Şirketlerin (ÇUŞ) ulusal ve uluslararası konularda üstlendikleri ve oynadıkları rol artacaktır (Global Trends 2015, 2000).

Önümüzdeki dönem için öngörülen yukarıdaki gelişmelerin, son 30 yıldır tohumlarının atıldığını görebilmekteyiz. Bu tohumları atan küresel güçlerin gelecek hakkındaki öngörüsü de, sürekli olarak etkisizleştirilen ulus (milli) devletlerin, önümüzdeki 20 yıl içerisinde kendi güvenliklerini dahi sağlayamayıp muhtaç devlet konuma düşmeleridir.

Bu kapsamda ulus (milli) devlet yapısını koruması gereken Türkiye gibi ülkelerin, millet olma bilincinden uzaklaşmaması ve küreselleşme sürecinin olumlu yanlarını alarak sürece dahil olması gerekmektedir. Bu süreç içerisinde küresel güçlerin ve uluslar ötesi şirketlerin desteklediği terör faaliyetlerine karşı da sürekli tedbirli olunması zaruri ve üzerinde önemle durulması gereken bir ihtiyaç olmaktadır.

            D. RAKAMLARLA KÜRESELLEŞME VE ARAŞTIRMA RAPORLARI

            Küreselleşmenin getirdiği eşitsizliklere ilişkin en çok bilinen karşılaştırmalar, Birleşmiş Milletler’in periyodik olarak yayınladığı araştırma raporlarında bulunmaktadır. Bu raporların bizlere sunduğu bilgiler son derece çarpıcıdır. Küreselleşmenin ekonomik ve insani boyutlarını görebilmek açısından önemli olan raporların satırbaşlarına bakıldığında aşağıdaki veriler dikkati çekmektedir: (Belek, 1998; Civelek, 2001; OECD, 2001; UNICEF, 2001; UN, Report on the World Social Situation, 2001; UN, Human Development Report, 2002; WHO, the World Health Report, 2002)

 

  • Günde bir dolar ya da altında yaşayan insan sayısı 1.2 milyardır.

 

  • Günde iki dolar yoksulluk sınırı olarak kabul edilecek olursa, 2.8 milyar kişi yoksuldur.

 

  • Aileleri temiz içme suyu bulamadığından, her yıl bir milyondan fazla çocuk ishalden ölmektedir.

 

  • ABD’de dahil, altı çocuktan bir tanesi fakirlik sınırında yaşamaktadır.

 

  • Gelişmekte olan ülkelerde nüfusun üçte biri her gece aç olarak uyumaktadır.

 

  • Gelişmekte olan ülkelerde nüfusun dörtte biri içme suyundan yoksundur.

 

  • Gelişmekte olan ülkelerde nüfusun üçte biri insanlık dışı, yoksulluk sınırlarının altında yaşamaktadır.

 

  • Dünya nüfusunun %12’sini oluşturan sanayileşmiş yedi ülke (ABD, Japonya, Kanada, Almanya, Fransa, İtalya ve İngiltere), dünyada tüketilen toplam katı yakacağın %43’ünü, kâğıdın, %64’ünü, alüminyum, bakır, kurşun, nikel ve demir gibi madenlerin  %55-60’ını tüketmektedirler.

 

  • Dünya nüfusunun sadece %5’ini oluşturan ABD, dünyada tüketilen katı yakacağın üçte birini, kâğıdın üçte birini tüketmekte, mevcut artıkların ise %50’sine neden olmaktadır.

 

  • Dünyanın en üst gelirine sahip %20’lik nüfusun gelirinin, en alttaki %20’lik nüfusun gelirine oranı, 30’a birden, 78’de bire ulaşmış bulunmaktadır.

 

  • Dünyadaki 385 milyarderin yıllık geliri, dünya nüfusunun %45’inin gelirinden daha fazladır.

 

  • Dünyadaki en büyük 500 şirketten ortalama olarak 170 kadarı ABD, 130 kadarı ise Japon şirketidir.

 

  • Kişi başına düsen gelir, örneğin Norveç’te 33 bin, ABD 27 bin, Türkiye’de 2600 dolarken, azgelişmiş ülkelerde bin doların altına düşmektedir. Yani, Norveç’te yasayan bir kişi, azgelişmiş bir ülkede yasayan birine göre, yaklaşık otuz üç kat daha fazla mal ve hizmet üretebilmektedir.

 

  • 88 gelişmekte olan ülke arasında Türkiye (2001 krizinden önce) Brezilya ve Peru’dan sonra on sekizinci sırada yer almaktadır.

 

  • Dünya nüfusunun %20’si, dünyada üretilen mal ve hizmetlerin %80’nini tüketmektedir.

 

  • Dünya nüfusunun en zengin %1’inin geliri, en fakir %57’sinin gelirine eşittir.

 

  • Amerika nüfusunun en zengin %10’nun geliri, dünya nüfusunun en fakir %43’nin gelirine eşittir. Bir başka açıdan, en zengin 25 milyon ABD’linin geliri, yaklaşık olarak 2 milyar kişinin gelirine eşittir.

 

  • Dünya nüfusunun en zengin %5’nin geliri, en fakir %5’nin gelirinden 114 kat daha fazladır.

 

  • Dünya nüfusunun yarısı açlık tehlikesi ile karşı karşıyadır.

 

  • İlkokul yaşında olan 680 milyon çocuktan, 113 milyonu okula gidememektedir; bu çocukların %97’si gelişmekte olan ülkelerde bulunmaktadır.

 

  • 90’lı yıllarda 50 milyon kişi savaşlar ve iç çatışmalar nedeniyle evini terk etmek zorunda kalmıştır. Dünyada 10 milyon mülteci, 5 milyon evsiz insan vardır. İç çatışmalarda, son on yılda 5 milyon kişi yaşamını yitirmiştir. Yaklaşık 6 milyon kişi ise sakat kalmıştır.

 

  • Amerikalılar yemek porsiyonlarını %10 küçülttüklerinde, Afrika’da aç insanın kalmayacağı hesaplanmaktadır.

 

  • 200 büyük şirket, dünya ekonomisinin dörtte birini kontrol etmektedir.

 

Raporlardan çıkan sonuç, dünyanın giderek fakirleştiği ve zengin-fakir arasındaki uçurumun genişlediği yönündedir. Küreselleşme sürecinin bu hızla ilerlemesi dünyayı yeni iç tehlikelerle baş başa bırakacaktır.

            E. KÜRESELLEŞMENİN ULUS DEVLET AÇISINDAN SONUÇLARI

Küreselleşmenin kaçınılmazlığı bir gerçektir, ancak küreselleşmeyi, sınırların ortadan kalkarak devletlerin ve milletlerin yok olması şeklinde algılamak doğru değildir. Küreselleşme, olumsuz yanlarıyla birlikte her devletin içinde bulunduğu bir süreçtir.

Küreselleşmeye milli bir devlet olarak nasıl uyum sağlanması gerektiği ise önemli bir soru işaretidir. Bu açıdan ele alındığında Türkiye’nin milli ve manevi değerlerinin ne ölçüde küreselleşme potasında eritilmek istendiğinin detaylı bir analizine ihtiyaç duyulmaktadır.

Yukarıda da değinildiği üzere küreselleşme, her devlet için kaçınılmaz bir süreçtir. Bu sürecin işleyişinin her ulus devlette farklılık göstermesi kadar doğal bir gerçek olamaz. Ancak Türkiye, içinde bulunduğu coğrafya, Amerika’nın Ortadoğu planları ve diğer küresel güçlerin çıkarları açısından sürekli tehditlere maruz kalabilmektedir. Küresel güçler Osmanlı Devleti üzerinde kuramadıkları mandacı yönetimi, bugün ismini değiştirerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde uygulamak istemektedirler. Bunun için de ekonomik avantajları ve üstünlükleri kullanarak, Türkiye’de etnik milliyetçiliğin, farklılıkların önünü açarak terörü var etmektedirler.

 

Bu bağlamda dünyadaki sıcak parayı ellerinde tutan küresel güçler, Türkiye üzerinde kurmak istedikleri sömürgeci anlayışı, küreselleşmenin silahı olan “terör” ile yapmak istemektedirler. Ülkemizde Cumhuriyet’in ilanından sonra baş gösteren marjinal grupların bir kısmı küresel güçlerin de katkılarıyla fiiliyata geçmişler, insan hakları, özgürlük gibi küresel kavramları da kullanarak ülkemizde kaos ortamı yaratmak istemişlerdir.

 

İşte tüm bu girişimlerin iletişim teknolojileri vasıtası ile yaygınlaştırılması, ulus (milli) devlet içerisindeki etnik unsurlarda ırki milliyetçiliği ortaya çıkarmıştır. Etnik milletçiliğin stratejik öneme sahip ülkelerde terörsel boyutlarının olması ise küreselleşmenin en gerçek tehditlerinin başında gelmektedir.

Kısacası Yeni dünya düzenini biçimlendiren güçler, küreselcilik ve kabilecilik yaparak, dünyayı yeniden şekillendirmektedirler(Barber,2003).

III. KÜRESELLEŞEN DÜNYADA ULUS (MİLLİ) DEVLETE YÖNELİK ACIMASIZ  SİLAH : TERÖR

            Küreselleşme olgusunun önündeki en önemli engel, her toplumun içinde barındırdığı millet olma bilincidir. Diğer bir deyişle milli devletlerin asli temelini oluşturan milli ve manevi değerler, küreselleşmenin önündeki aşılması gereken tek engeli oluşturmaktadır. Bu gerçeğin bilincinde olan küresel güçler, ulus (milli) devletlerin egemenliğini azaltabilmek için terörü silah olarak kullanmaya karar vermişlerdir. Bu kapsamda Türkiye üzerinde bir takım senaryolar ortaya çıkmış ve bu senaryoların aktörleri ise dünyaya hakim olma çabasındaki küresel güçler olmuştur. Ülkemizin gerek jeopolitik, jeostratejik ve ekostratejik önemi, gerekse dünyanın yeraltı kaynaklarını yönetebilmek için merkezde yer alması, küresel güçlerin neden bu kadar Türkiye ile ilgilendiklerinin cevabı niteliğindedir.

            A. TERÖRİZM NEDİR?

Terörizm, siyasal amaçlar için örgütlü, sistemli ve sürekli şiddet kullanmayı yöntem olarak benimseyen bir strateji anlayışıdır (Bozdemir,1981).

3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1.maddesi terörü şöyle tanımlamaktadır: “Terör, baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasa’da belirtilen Cumhuriyet’in niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devleti’nin ve Cumhuriyeti’nin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemlerdir.”

Yapılan tanımlardan da anlaşılacağı üzere ‘terör’, devlet yapısını değiştirmek ve siyasi bir çıkar amacı güderek toplumu kaosa sürüklemek isteyen eylemler bütünüdür. Bu eylemlerin ortak özelliği ise şiddet ortamında acıyı yaymak ve özgürlükleri yok etmektir.

 

Genel olarak terörü böyle nitelemek doğru olsa da, terörü küresel yönüyle ele almak çok daha geniş bir görüş açısını bizlere sunacaktır. Terör kavramı özellikle 11 Eylül 2001’de Amerika’daki ikiz kulelere yapılan saldırılardan sonra, dünyada en çok telaffuz edilen tehditlerden biri olarak algılanmaya başlamıştır. Her ne kadar 11 Eylül saldırıları için yüzlerce komplo teorisi üretilse de yapılan saldırıların değişen dünya düzeninin belirleyicisi olduğu çok açık bir şekilde karşımızda durmaktadır.

 

Bu kapsamda Türkiye stratejik konumunun önemi, sahip olduğu askeri güç, yer altı ve yer üstü zenginlikleri ve bulunulan coğrafyanın öneminden ötürü terörle yıllar öncesinden tanışmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra yaşanan ufak çaplı isyanlarla başlayan bu süreç PKK terörü ile günümüze kadar süregelmiştir.

Yukarıdaki genel girişten sonra terörist gruplar ve faaliyetleri ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Bu kapsamda öncelikle uluslar arası terör, daha sonra da Türkiye’deki terör faaliyetleri incelenecektir.

            B. ULUSLARARASI TERÖRİZM

Günümüzde bazı devletlerin ekonomik veya politik çıkarları gereği, bazı devletlerin ise uluslar arası alanda kendi milli politikaları ile çatışan diğer devletlere karşı dolaylı yıpratma ve dayatma yöntemi olarak terörizmi bir maşa olarak kullanmaları ve desteklemeleri sonucunda terörizmin boyutları genişlemiş ve uluslararası bir nitelik kazanmıştır (http://egm.gov.tr).

Terör örgütlerinin başka ülke ve gruplardan destek almadan başarıya ulaşması, varlığını sürdürmesi hemen hemen imkansız gibidir. Özellikle eğitim, teşkilatlanma, finans ve silahlı eğitim için dış desteğe ihtiyaç duymaktadırlar (http://egm.gov.tr).

Bu kapsamda da terörizm ve örgütlü suçlar başta olmak üzere devlet dışı birimlerce yürütülen ve zaman zaman bazı devletlerin çıkarları doğrultusunda destek verdikleri faaliyetler, küreselleşme döneminin uluslararası güvenlik sisteminin öncelikli sorunları haline gelmiştir (Erhan, 2003).

Uluslararası bağlantıları olmakla birlikte 1990’lara kadar sınırlı bölgelerde faaliyet gösteren terör örgütleri, küreselleşmenin getirdiği ortamlardan yararlanarak ve yine küreselleşmeden kaynaklanan olumsuzlukları taraftar toplama ve meşrulaştırma unsuru olarak kullanarak, küresel ölçekte faaliyet göstermeye başlamışlardır. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda ülkenin uzun yıllardır zarar gördüğü terör eylemleri karşısında uluslararası aktörlerin ciddi önlemler almaya başlaması ancak 11 Eylül 2001 terör eylemlerinden sonraya denk gelmektedir. Yine de AB başta olmak üzere bazı aktörlerin bu konuda yeterli duyarlılığı gösterdikleri söylenemez (Erhan, 2003).[4]

            C. RAKAMLARLA ULUSLARARASI TERÖR

 

1980’de dünya çapında 489 olarak tespit edilen terör eylemlerinin sayısı, 1987’de 666’ya tırmanmış, ilerleyen yıllarda 400-500 aralığında seyretmiştir. 2001 yılında meydana gelen terörist eylemlerin sayısı 348’dir. Terör eylemlerinin sayısal olarak azalması, bu eylemler sonucunda verilen zararların da azaldığı anlamına gelmemektedir. Teröristlerin bir tek terörist eylemle verdikleri yaşamsal ve maddi zararın miktarı her geçen yıl artmaktadır. Öte yandan küreselleşmeyle birlikte, evvelce belli coğrafi bölgelerde yoğunluk gösteren terörist eylemler dünya çapına yayılmıştır. Terörün dünya çapındaki yayılımı aşağıdaki tabloda ülkeler bazında yer almaktadır (Patterns of Global Terrorism, 2001).

 

Uluslararası Terör Listelerindeki Örgütler

 

1. Ebu Nidal Örgütü Filistin
2. Ebu Seyyaf Grubu Filipinler
3. El Aksa Tugayları Filistin
4. Esbat El Ensar Filistin
5. Silahlı İslamcı Grubu (FIS) Cezayir
6. Selefi Grup Cezayir
7. Aum Shinrikyo Japonya
8. ETA İspanya
9. Cemiyetü’l İslamiye Mısır
10. HAMAS Filistin
11. Hareketü’l Mücahidin Pakistan
12. Hizbullah Lübnan
13. Doğu Türkistan İslami Hareketi Türkistan
14. Japon Kızıl Ordusu Japonya
15. Özbekistan İslam Hareketi Özbekistan
16. El Cihad Mısır
17. Kach Kahane Chai İsrail
18. PKK Türkiye
19. Ealam Tamil Kaplanları Sri Lanka
20. Mücahidin El Halk Örgütü İran
21. ELN Kolombiya
22. Filistin İslami Cihad Filistin
23. Filistin’in Özgürlüğü İçin Halk Cephesi Filistin
24. Filistin’in Özgürlüğü İçin Halk Cephesi-Genel Kumandanlık Filistin
25. El Kaide Afganistan
26. Devrimci Ordu Güçleri FARC Kolombiya
27. 17 Kasım Yunanistan
28. DHKP-C Türkiye
29. Aydınlık Yol Peru
30. Tupac Amaru Devrimci Hareketi Peru
31. Alex Bancayao Tugayları Filipinler
32. Rwanda Özgürlük Ordusu ALIR Ruanda
33. İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun Devamı CIRA Kuzey İrlanda
34. 1 Ekim Antifaşist Direniş Grubu-GRAPO İspanya
35. İrlanda Cumhuriyet Ordusu IRA Kuzey İrlanda
36. Lashkar-e Tayyiba Pakistan
37. Lashkar i Jhangvi Pakistan
38. Moro İslami Özgürlük Cephesi Filipinler
39. Sadık Gönüllü Güçleri -LVF İrlanda
40. Yeni Halk Ordusu Filipinler
41. Orange Gönüllüleri Kuzey İrlanda
42. Gangsterliğe ve Uyuşturucuya Karşı Olanlar PAGAD Güney Afrika
43. Gerçek IRA Kuzey İrlanda
44. Kızıl El Savunucuları RHD Kuzey İrlanda
45. Devrimci Birleşik Cephe RUF Sierra Leone
46. Birleşik Savunma Güçleri AUC Kolombiya
47. El Tekfir ve’l Hicra Cezayir
48. Babbar Halsa Keşmir
49. Muhammed’in Ordusu Keşmir
50. Kutsal Toprakları Geliştirme Vakfı İsrail
51. Uluslararası Sih Gençlik Federasyonu Hindistan
52. Devrimci Çekirdek Epanastatiki Pirines Yunanistan
53. Ulster Özgürlük Savaşçıları İrlanda

 

Listeyi dikkatle incelediğimizde sıradan halk eylemlerinin bile terör örgütü olarak algılanabildiğini görebilmekteyiz. Özelikle Türkistan’daki Çin zulmünü görmezden gelenler, ‘Doğu Türkistan İslami Hareketi’ni terör olarak görmektedirler. Listede Dev-Sol, İBDA-C, ASALA gibi Türkiye’ye yönelmiş olan terör gruplarının olmaması, uluslar arası cemiyetlerin, toplulukların ve küresel güçlerin samimiyeti konusunda şüphe uyandırmaktadır.

            D. TÜRKİYE’DE TERÖR

Türkiye’deki terörist faaliyetlere bakıldığında çoğunun dış ideolojilerden beslendiği ve parasal kaynaklarının da belli başlı küresel güçler olduğu rahatça görülebilmektedir. Gelişen iletişim teknolojileri sayesinde, istedikleri sömürge düzenini yaratmada ‘despot devlet’ olmak istemeyen küresel güçler, bunun yerine terörü kullanarak içten ve dıştan gelecek desteklerle milli ve üniter bir devlet mekanizmasına sahip Türkiye’yi bölmek, hiç değilse federalist bir yönetim altına sokmak istemektedirler. Bu sayede ülkemiz üzerindeki tarihsel emellerine ulaşacaklarını düşünen küresel güçler, her geçen gün ortaya attıkları yeni bir istek, yeni bir hak, yeni bir yardım ve yeni bir senaryo ile Türkiye’ye gelmektedirler.

Bu kapsamda Türkiye üzerindeki senaryolarının içeriğini her geçen gün genişleterek amaçlarına ulaşmak istemektedirler. Türk Milleti’nin millet olma bilincinin yıpratılmaya çalışılması, Türkiye Cumhuriyeti’nin içinde bulunan etnik gruplara milliyetçilik aşılanması, anadilde eğitim tezgahı, ifade özgürlüğü adı altında bölücü örgütlere destekçilik, miting, panel, sempozyum, eylem gibi faaliyetler ise bu senaryoların başında gelmektedir. Senaryonun sahnelenebilmesi için de AB ve ABD yenilik, ilerlemecilik adı altında sürekli baskı yapmaktadırlar.

 

Kadrolaşma, mecliste sandalye kapma, üniversitelerde ve çeşitli eğitim kurumlarında yapılanma, dış destekli mali yardımlar, bir takım sivil toplum kuruluşları üzerinden legal yollardan illegalite yapmak ülkemizde son dönemlerde görmekte olduğumuz senaryoların somut örnekleri niteliğindedir.

 

Dış güçler terörizm silahıyla bölücü, yıkıcı, irticai ve ayrılıkçı unsurlar oluşturarak veya herhangi bir nedenle ortaya çıkmış bu gibi unsuları kullanarak ülkeleri içten çökertmeye çalışmaktadırlar.

 

Bu noktadan hareketle ülkemiz üzerinde çıkar hesabı gözetenlerin geçmişten günümüze gerçekleştirdikleri  ‘terör’ faaliyetleri tarihsel boyutlarıyla incelenecektir.

 

TÜRKİYE’DEKİ TERÖR ÖRGÜTLERİNİN ŞEMASI

 

1.BÖLÜCÜ ÖRGÜTLER

 

1. PKK

1978

Kürdistan İşçi Partisi
2. PKK/VEJİN

1991

Kürdistan İşçi Partisi/Diriliş
3. PSK

1978

Kürdistan Sosyalist Partisi
4. PDK/BAKUR

1992

Kuzey Kürdistan Demokrat Partisi
5. PRK RIZGARİ

1977

Kürdistan Kurtuluş Partisi
6. KAWA

1976

Kürdistan Proleterya Birliği
7. PİK

1979

Kürdistan İslam Partisi
8. PRNK

1992

Kürdistan Ulusal Kurtuluş Partisi
9. TSK

1986

Kürdistan Sosyalist Hareketi
10. RNK/KUK

1978

Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları
11. TEKOŞİNA SOSYALİST

Sosyalist Mücadele
12. YEKBUN

1992

Kürdistan Birleşik Halk Partisi
13. SERBESTİYE

1996

Özgürlüğümüzün Örgütü
14. PSD

1997

Dersim Sosyalist Partisi
15. RAYA ZAZAİSTAN

1985

Zazaistan Yolu
16. YSK

1986

Kürdistan Sosyalist Birliği
17. PPKK-KÖİP

1982

             Kürdistan Öncü İşçi Partisi
18. KAWA- YKP

1977

Kürdistan Prolerterya Birliği
19. PYSK

1996

Kürdistan Sosyalist Birlik Partisi
20. RBDK

            Kürdistan Demokratik Sosyalist

Örgütü

21. HSK

2001

            Kürdistan Kızılayı
22. PKK/ HİK

Hareketi İslami Kürdistan
23. YCK

Kürdistan Yurtsever Geçlik
24. TDHP

1990

Türkiye Devrimci Halk Partisi
25. DHP

Devrimci Halk Partisi
26. HRK

Kürdistan Kurtuluş Birliği
27. ARGK

1983

Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu
28. HPG

1999

Halk Savunma Güçleri
29. ERNK

1985

Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi
30. TASK

Kürdistan Özgür Kadın Hareketi
31. HPP

1990

Parti Savunma Gücü
32. YDG

Yurtsever Devrimci Gençlik
33. PAK

1991

Kürdistan Özgürlük Partisi
34. KOMCİWAN

1987

Kürdistanlı Gençler Örgütü
35. YKWK

1987

Kürdistan- Yurtsever İşçiler Birliği
36. YXK

1987

Kürdistan- Yurtsever Gençlik Birliği
37. YJWK

 

1987

Kürdistan- Yurtsever Kadınlar

Birliği

38. KİB

1991

Kürdistan İntikam Birliği
39. DBP

1990

Devrimci Birlik Platformu
40. YKK

1989

Yurtsever Kürdistan Komünistleri
41. TKDP

1965

Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi
42. KÖİP

1983

Kürdistan Öncü İşçi Partisi
43. KYB

Kürdistan Yazarlar Birliği
44. PSK- TKSP

1975

Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi
45. ROJA WELAT

1975

Özgürlük Yolu
46. ORK

1990

Kürdistan Kurtuluş Ordusu
47. KUK

1978

Kürdistan Ulusal Kurtuluşları
48. KUK-SE

1981

KUK/ Sosyalist Eğilim
49. ALA RIZGARİ

1976

 
50. TKKKÖ

Örgütü

      Türkiye Kuzey Kürdistan Kurtuluş

 

51. DDKD

1975

    Devrimci Demokratik Kültür Derneği

 

 

2. SOL ÖRGÜTLER[5]

 

a. 1970/ Mahir Çayan/ Thkp/C Kökenli Örgütler

1. Devrimci Sol 1978
2. Devrimci Yol 1977
3. Acilciler 1976
4. MLSPB 1976
5. Direniş Hareketi 1976
6. DSİH 1992
7. YKV HKG 1980
8. HDÖ 1975
9. DHKP/C 1994
10. TKKKÖ 1984

 

 

b. 1972/İbrahim Kaypakkaya/ TKP/ML Kökenli Örgütler

1. TKP/ML  
2. TKP/ML KONFERANS  
3. TKP/ML BİRLİK  

 

c. 1970/ Deniz Gezmiş/ THKO Kökenli Örgütler

1. EKİM 1986
2. TDKP  
3. TİKB 1979
4. TİKB/ BOLŞEVİK 1998
5. TKEP 1980
6. TKEP/L 1991
7. KKP 1990
8. KDH 1994

 

 

 

d. 1920/ Mustafa Suphi/ TKP Kökenli Örgütler

1. TKP/KIVILCIM 1994
2. TDP 1992
3. TKP/İŞÇİNİN SESİ  
4. 16 HAZİRAN HAREKETİ  
5. DEVRİMCİ DERLENİŞ  

 

 

Diğer Sol Terör Örgütler

1. 4.SOL 1994
2. MLKP 1994

 

 

 

 

3. İRTİCAİ ÖRGÜTLER[6]

 

a. Dini Motifli Terör Örgütleri

1. Hizbullah İlim Grubu  
2. Hizbullah Menzil Grubu  
3. İHÖ İslami Hareket Örgütü
4. İBDA/C İslami Büyük Doğu Akıncılar/ Cephesi
5. İCCB İslami Cemiyet ve Cemaatler Birliği
6. VASAT  

 

b. Radikal Dini Gruplar

1. Yıldız
2. Yöneliş
3. Hizbullahi Vahdet
4. Hizbullahi Davet
5. Hizbullahi Düzce
6. Akabe
7. Yeryüzü
8. Tevhidi Çekirdek (Kimliksizler)
9. El Kıyam
10. Ekin
11. Fecr
12. İktibas
13. Habeşi
14. Vahdet
15. Müslüman Kardeş
16. Tevhid (Selam)
17. Ceyşullah
18. Selefiler
19. Tohum
20. Malatyalılar (Şafak-Değişim)
21. Mücahede
22. Öze Dönüş
23. Vehhabi

 

 

4. ERMENİ TERÖR ÖRGÜTLERİ

 

1. ASALA 1975 Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu
2. ASALA-MR 1983 ASALA-İhtilalci Hareketi
3. ASALA- PMLA 1983 ASALA-Halk Hareketi-Demokratik Cephe
4. JGAK 1975  
5. ARA           Ermeni Devrimci Ordusu
6. SASSOON 1983  
7. ESAK   Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları

 

 

            E. TÜRKİYE’DEKİ TERÖRİST YAPILANMALAR

Çalışmamızın bu kısmında ülkemize yönelik olarak gerçekleşen ve küreselleşme adı altında sunulan bir takım istek ve hezeyanların somutlaşması olarak yürütülen terörist yapılanmaların açılımı  4 ana grupta incelenecektir.

            1. Marksist-Leninist (Aşırı Sol) Terörizm

Türkiye’nin milli devlet yapısını değiştirerek, Sovyet Rusya’nın rejimini ve Marksist-Leninist ideolojileri Türkiye’ye uygulamak isteyen bir takım ihanet odakları kendilerine araç olarak terörü seçmişlerdir. Araçları olan terörü yaşatmak için de Sovyetler Birliği ve aynı blok içerisinde yer alan devletlerin verdiği desteklerle varolmuşlardır. Türkiye’ye yönelik bu terörün sebepleri; devletin sosyal yapısını bozmak, ekonomik ilerleyişinin önüne geçmek, ‘millet’ adı altında bir arada yaşayan farklı etnik grupları kışkırtarak silahlandırmak ve Türkiye’nin önüne terör olarak çıkarmaktır. Bu terör grupları içerisinde yer alan kişiler, kendilerini Marksist-Leninist olarak tanımlamakta ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş esaslarını ve temel değişmezlerini kendilerine hedef seçmektedirler.

Bu kapsamda aşırı sol terörü olarak da bilinen, ülkemizde Marksist- Leninist ve Maocu olarak tabir edilen yasadışı terör örgütleri, 1970’lerin başından itibaren ortaya çıkmışlardır. THKO, THKP/C, TKP-ML, TKEP- Leninist ve DHKP/C gibi örgütler, Türkiye içinde terörist faaliyetlerde bulunan Marksist-Leninist odaklı terörizme verilebilecek örnekleri oluşturmaktadır.

 

Sovyet Ansiklopedisi, terörizmi “şiddet yoluyla sınıf ve politik düşmanların ortadan kaldırılması” olarak tanımlamıştır. Bu tanım da Marksist-Leninist terör örgütlerinin hangi sapkın ideolojiden beslendiklerinin somut kanıtı niteliğindedir.

 

Özellikle üniversite gençliğini hedef alan Marksist-Leninist gruplar 1961 Anayasası’nın getirdiği aşırı özgürlükçü yasalar ile yaygınlaşmışlar, örgütlenmişler ve devlete karşı silahlanma yarışına girmişlerdir. Üniversitelerdeki gençlerin ve akademisyenlerin de dahil olduğu bu süreç zamanla Türkiye için büyük bir kaosu beraberinde getirmiştir.

 

1961 Anayasasının getirmiş olduğu özgürlükler ile işçiler “sendika”, öğrenciler ve memurlar “dernek” kurma haklarını elde etmişlerdir. Anayasanın getirmiş olduğu bu yenilikler, dış devletlerin de ilgisini çekmiş, bu ilgi sonucunda da çoğu Rus kaynaklı gelen paralarla kurulan dernek, sendika gibi oluşumlardan silahlı yapılanmaya kadar gidilmiştir.

 

1961 Anayasası’nın verdiği olanaklar sayesinde düzenli bir şekilde teşkilatlanan aşırı sol gruplar, bu teşkilatlanmalarını 1970’li yıllara kadar sürdürmüşlerdir. Geçen bu süreç içerisinde daha çok yasal çerçevede hareket eden Marksist-Leninist gruplar, 1970’ten sonra nereden geldiği belli olmayan bir işaretle üniversitelerde, liselerde eylemsel hareketlere başlamışlar ve bir süre sonra da eylemlerini terör çerçevesinde gerçekleştirme yoluna gitmişlerdir.

 

Yaklaşık 5 bin Türk vatandaşı 1970–1980 yılları arasında Sovyet destekli terör örgütlerinin hedefinde hayatlarını kaybetmiştir. 1970–80 arasındaki 10 yıllık süreçte Türkiye’de insan hakları, özgürlük, eşitlik, emek gibi kavramlar birileri tarafından sloganlaştırılmış ve bu kavramları kullanan terör örgütleri aracılığıyla da binlerce insan öldürülmüş ve bir o kadarı da yaralanmıştır.

 

Sonuç olarak 1970-1980 yılları arasında ortaya çıkan Marksist- Leninist ve aşırı sol örgütler eksenindeki terör faaliyetleri, Türkiye’de kaos ortamı yaratmayı başarmış ve 5 binden fazla gencin hayatını kaybetmesine yol açmıştır. Halk üzerinde yarattığı psikolojik etki ise günümüzde dahi sürmektedir.

 

            2. Bölücü Terör (PKK)

 

Türkiye’de bölücü terörist örgütler, 1970’li yıllarda ön plana çıkmış ve 1980 sonrasından günümüze kadar da faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. PKK terör örgütü, ülkemizdeki bölücü örgütlerin içinde en zararlısı olmuştur.

 

1970 yılından itibaren terörist faaliyetlere başlayan Marksist- Leninist terör gruplarının amacı mevcut rejimi değiştirip, yerine kendi ideolojileri doğrultusunda bir devlet kurma amacıdır. Bu bakımdan PKK terör örgütü her ne kadar Marksist- Leninist çizgide ortaya çıkmış olsa da, kuruluş amacı itibariyle büyük farklılık göstermektedir.

 

PKK terör örgütünün yapılanması 1978 yıllarına dayanmaktadır. Örgütün çıkış amacı Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde Marksist-Leninist bir Kürt devleti kurabilmektir. 1980 darbesinden sonra Türkiye’de yapılanma ortamı bulamayan PKK, 1984 yılına kadar Suriye’de teşkilatlanma çalışmalarına, örgüt propagandasına ve örgüte yandaş toplamaya devam etmiştir. 15 Ağustos 1984 yılında Şemdinli ve Eruh baskınları ile faaliyete başlayan bölücü terör örgütü PKK, daha sonraki süreçte, özelikle Türkiye’nin müttefiki ülkeler tarafından desteklenen terörist saldırılar sonucunda yaklaşık 35 bin insanımızın hayatını kaybetmesine yol açmıştır. Bunun yanı sıra Türkiye’nin 150 milyar doların üzerinde ekonomik kaybına sebebiyet vermiştir.

 

Avrupa’ya bakıldığında, Türkiye’deki gibi bu kadar ekonomik zarara ve insan kaybına yol açan hiçbir terör örgütünün var olmadığı görülmektedir. PKK terör örgütünün ülkemizde bu kadar uzunca bir süredir faaliyet göstermesin en büyük nedeni dış destekli olmasıdır. Bu dış desteğin temelinde de küreselleşme sürecinin aktörleri büyük devletler yer almaktadır. Kısacası PKK’yı sadece Türkiye’deki etnik köken milliyetçilerinin terörist faaliyetleri olarak algılamak, bize çok dar bir bakış açısı sunmaktadır. Bu sebepten ötürü terörün dış kaynaklarını, destekçilerini iyi analiz etmek gerekmektedir.

 

 

 

PKK terörünün yaşamsal kaynakları;

 

  • Özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu’daki vatandaşlar üzerinde korkutma, gasp, öldürme, kaçırma, rehin alma, yaralama eylemleri,
  • Bölgeye hizmet götürmek isteyen kamu görevlilerine, öğretmen, hemşire, doktor vb. meslek gruplarından insanlara yönelik terör eylemleri,
  • Okullar, hastaneler, sağlık ocakları, devlet kurumları, demir yolları, karakollar, şebekeler, boru hatları, devletin türlü resmi bina, araç ve gereçlerini yok etme, zarar verme,
  • Siyasi boşluğu kullanarak seçimlere girme,  geçmişte DEP ve HEP gibi kapatılan partiler üzerinden,  günümüzde de DTP üzerinden mecliste yer bulma,
  • Üniversitelerde panel, sempozyum, etkinlik, öğrenci toplulukları, konserler adı altında propagandalar yaparak örgüte yandaş toplama,
  • Üniversitelerde akademisyenler sağlama ve kadrolaşma,
  • Yerel seçimlerde belediye başkanlıkları kazanma,
  • STK kuruluşları üzerinden faaliyet yapma,
  • Anadilde eğitim talebi,
  • Panel, sempozyum gibi toplantılarda etnik milliyetçilik yapmak,
  • Yurtdışından destek aldıkları ülkelerin sağladığı imkanlarla yardım alma, televizyon ve gazete sahibi olma,
  • Turizm bölgelerinde ve Büyükşehirlerde huzuru bozacak gasp, hırsızlık, haraç, uyuşturucu ve kadın ticareti, adam kaçırma, mafyalaşma gibi faaliyetlerde bulunma,
  • Yine turizm bölgelerinde bombalama, intihar saldırıları ve otelleri işletme hakkını üzerine alarak örgüte ekonomik kazanç sağlamak,
  • Türkiye’nin milli ve manevi değerlerini medya desteği ile anlamsızlaştırarak yozlaştırma ve yıpratma,
  • Yurtdışından militan temini ve eğitimi, silah ve lojistik destek, legal görülen kuruluşlar üzerinden yardım toplamak gibi belli başlı faaliyetler yürüten bölücü terör örgütü PKK, bugünlere kadar varlığı sürdürmüştür.

 

Son yıllarda, küresel güçlerin plan değişikliği doğrultusunda siyasi arenada da ortaya çıkan bu örgüt, önümüzdeki 10 yıl içerisinde tamamen siyasallaşarak, dağ kadrosunu Irak’taki peşmerge başı Barzani’nin emrine verme düşüncesindedir.

 

Bölücü terör örgütüne eğitim kampları tahsis eden, yan kuruluşlarına para toplanmasına izin veren, mayın, ağır patlayıcı, ağır silahlar gibi ancak devletten devlete satılması gereken patlayıcı ve gerekli elektronik teçhizatını sağlayan, PKK ismini KADEK’e çevirdiğinde onu terör örgütleri listesinden çıkaran ve her alanda siyaseten destek olan devletlerin çoğu, Avrupa’nın en büyük devletleri, Türkiye’ye komşu ülkeleri ve ABD’dir. İşte bu devletlerin sürekli olarak gelişimcilik, insan hakları, güvenlik, huzur, güneydoğu meselesine çözüm, ifade özgürlüğü, 301.madde, anadilde eğitim tezgahı gibi konularda Türkiye’ye baskı yapması, bu devletlerin amacının ne olduğunu kanıtlar niteliktedir.

 

Bu kapsamda ‘Devlet Destekli Terörizm’; (için şunlar gerekmektedir;)

  • Bir devletin bizzat kendisinin terörist eylemler içerisinde yer aldığı durumlarda,
  • Bir devletin başka bir devlete karşı terörist faaliyetlerde bulunan bir grubu, maddi ya da siyasi olarak desteklediği hallerde,
  • Bir ülke bir takım terörist grupları başka bir devlete karşı eylemlerde bulunmak üzere istihdam ettiğinde ortaya çıkmaktadır(Aydın, 2005).

 

Sonuç olarak tüm bu maddeler doğrultusunda PKK’yı destekleyen, onu barındıran, faaliyetlerine izin veren ve ekonomik olarak destek sağlayan ülkelerin, ‘Devlet Destekli Terörizm’ adı altında dış tehdit olarak değerlendirilmesi Türkiye’nin dış politikasının ana hedefi olmalıdır. Bunun yanı sıra Avrupa Birliği’nin PKK’yı ancak 2002 yılında terörist örgüt olarak kabul etmesi ise sorgulanması gereken ayrı bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

            3. Din Motifli Terörizm:

 

Ülkemizde daha çok İran Devrimi’nin etkileşimi sonucunda ortaya çıkan bu terör biçimi 1990’larda etkili olmaya başlamıştır. Hizbullah-İlim, Hizbullah-Menzil, İslami Hareket ve İBDA/C isimli örgütler bu oluşumun başlıcalarıdır.

 

Kendi içinde farklı gruplara ayrılan din motifli terör örgütleri genel özellikleri bakımından benzerlik göstermektedirler. Özellikle 1980’li yılların sonunda ortaya çıkan bu örgütlerin amacı şeriatı isteyen bir devlet yapısı gibi görünse de gerçek amacı; Türkiye’yi içte ve dışta zayıflatarak, devlet ekonomisinin gerilemesine yol açmak ve insanlar üzerinde dini sınıflandırma yaparak toplumda ayrışmaya gidecek olaylar zincirini başlatmaktır.

 

Din motifli terörizmin en tanınanları Hizbullah ve İBDA-C’dir. Hizbullah 1990’lı yılların başında zaman zaman PKK terör örgütü ile çatışsa da, bu Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü savunmaktan değil, örgütler arasındaki çıkar hesaplarından kaynaklanmaktadır. Günümüzde Hizbullah terör örgütü bitme noktasına gelse de, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde propaganda faaliyetlerine devam etmektedir.

 

Din motifli terör örgütünden bir diğeri de “İslami Hareket Örgütü”dür. Örgüt 1987 yılında kurulmuş, 1993 yılında yaptığı eylemler neticesinde gün yüzüne çıkmıştır. 1993’ten günümüze kadar yapılan operasyonlar sonucunda bitme noktasına gelmiştir. Örgütün en büyük eylemleri Çetin EMEÇ ve Turan DURSUN’un öldürülmesi olaylarıdır.

 

İBDA-C terör örgütü ise Hizbullah’tan sonra en etkili dini motifli terör örgütüdür. Özellikle propagandası bakımında diğer örgütlerden ayrılmaktadır. 1990 yılında ortaya çıkan bu örgütün birahane, banka, sinagog gibi yerlere bomba atma, Atatürk büstlerine saldırma, adam öldürme, gasp, halkın dini duygularını sömürüp güvenlik güçleriyle karşı karşıya getirme gibi eylemleri vardır. Örgüt aynı zamanda Marksist-Leninist sol terör örgütleri ve PKK ile de işbirliği yapmaktadır.

Din motifli terör örgütlerinin yurtdışında barındığı ülkeler ise; ABD, Suriye, İran ve Almanya’dır. Örgüt üyeleri barındıkları bu ülkelerde, kurdukları dernek vb. sivil toplum kuruluşları üzerinden de örgüte maddi destek sağlamaktadırlar.

            4. Ermeni Terörü

Ermeni terörünün Cumhuriyet sonrasındaki devamı olan bu örgütler içerisinde en etkin olanı ASALA’dır. ASALA terör örgütü 1975 yılında Lübnan’da kurulmuştur. Yaklaşık 6-7 yıl bombalama, suikast gibi terör faaliyetlerinde bulunan ASALA, 1980 yılında bölücü terör örgütü PKK ile ortak eylemler yapmaya başlamıştır.

 

1985 yılına kadar faaliyette bulunan ASALA terör örgütü’nün terör saldırılarında, 42 Türk diplomat, 15 Türk vatandaşı ve 4 yabancı hayatını kaybetmiş, yaklaşık 300 kişi de yaralanmıştır.

ASALA terör örgütünün amacı; demokratik, sosyalist ve devrimci bir hükümetin önderliğinde birleşmiş bir Ermenistan’ın kurulmasıdır. Bu kapsamda da hedef Türkiye olmuştur. Özellikle Türk diplomatlara karşı yapılan terör eylemleriyle tanınan ASALA, bombalama yoluyla da bir çok Türk vatandaşının yaşamını kaybetmesine neden olmuştur.

ASALA’nın en büyük propagandası, Türkiye’nin Ermenilere Soykırım uyguladığı düşüncesidir. Terörist eylemlerinin de çıkış noktasını bu konuya bağlayan örgüt, özellikle Avrupa (başta Fransa) ve doğu ülkeleri ile, ABD,  Suriye ve Lübnan’da örgütlenmiş ve eğitilmiş, Sovyetler Bloğu’ndaki ülkeler ile Kıbrıs Rumları ve Yunanistan’ın verdiği destekler ile de eylemlerini gerçekleştirmiştir.

ASALA, Filistin Kurtuluş Örgütü, PKHP, TKP, Dev Sol ve PKK ile sürekli işbirliği içerisinde olmuştur. Bu işbirlikleri sonucunda ASALA 1984 yılında PKK terör örgütü ile birleştiğini açıklamış ve faaliyetlerini sürdürmeye PKK ile devam etmiştir.

            SONUÇ

Yukarıdaki bilgilerden de anlaşılacağı üzere, Türkiye’de terör, geçici saldırılarla, yıldırma aracı olarak kullanılmamış, aksine sürekli değişen şartlar doğrultusunda bir takım güçler tarafından değişmez bir maşa olarak kullanılmıştır. 1970’lerde Marksist-Leninist (aşırı sol) örgütlerle başlayan terör süreci, başta ASALA olmak üzere Ermeni terör örgütleriyle sürmüş, dini kılıfa bürünen irticai terör örgütleriyle farklı bir boyut kazanmış ve son olarak da bölücü terör örgütü PKK ile de günümüze kadar gelmiştir.

Dünya’daki terörist hareketler incelendiğinde Türkiye kadar, terör örgütlerinin farklı isim ve ideolojiler altında bu kadar yoğun olarak faaliyet gösterdiği başka bir ülke olmamıştır.

Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya, sahip olduğu yer üstü ve yeraltı zenginlikleri, geçmişin keşifçi, günümüzün küresel güçlerinin sürekli ilgisini çekmiştir. Bu zenginlikler,  geçmişte savaşlarla ele geçirilmeye çalışılsa da bu konuda hiçbir zaman başarılı olunamamıştır.

Değişen dünya şartları çerçevesinde bir ülkenin işgal edilebilmesi çok farklı anlamlar içermektedir. Günümüzde askeri müdahale ile bir ülkenin zenginliklerini ele geçirmek neredeyse imkânsızlaşmıştır. Bu sebeplerden ötürü de küresel güç olarak tanımlanabilecek belli başlı büyük devletler, sömürgeleştirmek ya da ele geçirmek istedikleri ülkelere, farklı araçlarla sahip olma amacındadırlar. Bu noktadan hareketle küresel güçler, güçlenmesini istemedikleri ulus (milli) devletlerin değer yargılarını değiştirip yıpratarak ve ekonomisini dışa bağımlı hale getirerek, sömürge düzenini kurmak istemektedirler. Bu düzeni sağlarken de başvurdukları yol terörü yaratma ve gelişmesini desteklemektir.

Türkiye’ye komşu ülkeler ve özellikle dost gibi görünen batılı devletler ve topluluklar, Türkiye’nin gelişmesinden ve kalkınmasından rahatsız olmaktadırlar. Türkiye’nin güçlenmesini engellemek isteyenler, sıcak bir çatışmayı göze alamadıkları için, bölücü terör ve terörizmin her çeşidini Türkiye’ye karşı kullanmaktadırlar. Yakın tarihe baktığımızda ne zaman Türkiye güçlenmeye, uluslar arası arena da prestij sahibi olmaya başlasa, karşısında bir takım terör örgütlerini bulmuştur. Özellikle Kıbrıs’a yapılan Barış Harekatı ve hemen sonrasında hakkını arayan ve güçlenen Türkiye, küresel güçleri rahatsız etmiş olacak ki, kısa bir süre zarfında başta Dev-Sol ve ASALA gibi terör örgütleri ortaya çıkmış ve saldırıda bulunarak gerek içte gerekse dışta Türkiye’yi zayıflatma yarışına girişmişlerdir.

Türkiye üzerinde oynanan oyunların kökenine bakıldığında ise, küresel güçlerin varlığı ön plana çıkmaktadır. Küreselleşme sürecinin ortaya çıkardığı uluslar ötesi şirketler, sıcak parayı idare eden süper zenginler ve küresel güçler, ulus-devletlerin güçlü bir şekilde var olmasını arzu etmemektedirler. Çünkü ekonomisiyle, ordusuyla, insan kaynaklarıyla, iletişim araçlarıyla, yeraltı ve yer üstü zenginlikleriyle, bulunduğu coğrafyanın gücü haline gelen bir devlet, küresel güçlerin çıkarları açısından sakınca yaratabilmektedir. İşte küreselleşme sürecinde, güçlü ulus (milli) devletlerle uğraşmak istemeyen ve onları bir engel olarak gören uluslar ötesi şirketler, sıcak para sahipleri ve bir takım süper güçler, terörü kullanarak önlerindeki engelleri kaldırmak istemektedirler. Onların istediği küreselleşme, kendilerinin temel yönlendiricisi olduğu dünyayı, tek bir merkezden yönetme anlayışıdır.

Bu kapsamda bulunduğu coğrafya, sahip olduğu askeri ve insan gücü bakımından Türkiye sürekli olarak hedef ülke konumunda olmuştur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Türkiye’de geçmişten günümüze sürekli olarak bir terör süregelmiştir. Türkiye’deki terör örgütlerine bakıldığında son zamanlarda giderek siyasal zeminde de söz hakkı yakaladıkları görülebilmektedir. Bu yolla da Türkiye’nin ulus (milli) devlet olma esasının temel öğeleri, bir takım kişiler, kurumlar ve örgütler tarafından sürekli ve siyasi bir şekilde yıpratılmaya çalışılmaktadır.

Türkiye’de, tek bayrak, tek dil, tek vatan, tek millet gibi, milleti bir arada tutan değerleri eleştirip, bu değerlerin küreselleşen dünyada olmaması gerektiğini savunanlar, etnik milliyetçilik ve bu yolla da teröre destekçilik yaparak kendileriyle çelişebilmektedirler. Bu gibi kişilerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti içerisinde partileşme düzeyine yükselmesi, meclise dahi girebilmesi küresel güçlerin iştahını kabartmaktadır.

Sonuç olarak geçmişten günümüze Türkiye, sürekli olarak küresel güçlerin ve onun maşası terörün hedefinde olmuştur. Yapısı itibariyle milli bir devlet olan Türkiye’nin küreselleşme sürecinden ayrılması gibi bir imkan (olmadığı için bu süreçte konumunu iyi belirlemesi gerekmektedir.

Bu bağlamda Türkiye, ulus (milli) devlet yapısına yönelen iç ve dış tehditlerin karşısında sürekli olarak mücadele etmenin yanı sıra, milli ve manevi değerlerine, millet olma bilincine, diline ve ekonomisine özen ve önem göstererek ve sahip çıkması gerekmektedir.

Türkiye’nin, küresel güçlerin maşası olan terör ve gecelik krizlerle ekonomisini ele geçirmeye çalışanlar karşısında durabilen bir devlet haline gelebilmesi için, milli ve üniter devlet yapısını koruması gerekmektedir. Bu kapsamda incelediğimiz Türkiye’deki terör hareketlerinin isimleri ve yöntemleri farklı olsa da tek bir kaynaktan geldiği rahatça görülebilmektedir. Bu sebeplerden ötürü küreselleşme sürecinde milli, üniter ve güçlü bir devlet olarak var olmak Türkiye’nin temel politikası olmalıdır.

 

BATUHAN ÇOLAK

haberdokuz.com Genel Yayın Yönetmeni

batuhancolak@gmail.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

AYDIN, Nurullah, Küresel Terör ve Terörizm, Ankara 2005, s. 47.

 

BALES, Kevin, Küresel Ekonomide Yeni Kölelik, Çev. Pınar Öğünç, İstanbul: Çitlenbik Yay., 2002.

 

BARBER, R.Benjamin, Mc World’e karşı Cihad, Çev.Eser Birey, İstanbul Birey Yayınları, 2003.

 

BOZDEMİR, Mevlüt, “Terör mü ve Terörizm mi?”, SBF Basın Yayın Yüksek Okulu Yıllığı, C: 6, Ankara, 1981.

 

BELEK, Ilker, Sınıf, Sağlık, Eşitsizlik, İstanbul Sorun Yayınları 1998

 

CIVELEK, Mehmet. (2001), Küresellesme ve Terör, Ankara Ütopya Yayınları, 2001

 

ERHAN, Çağrı, Küreselleşme Döneminin Tehditleriyle Mücadele, Ankara Üniversitesi Stradigma Dergisi, Haziran 2003

 

Global Trends 2015: A Dialogue About the Future with Nongovernment Experts, National Intelligence Council, Washington DC, 2000

 

 

KARAASLAN Mahmut, Doğu Anadolu’da Güvenlik ve Huzur sempozyumu Konuşma Metni, Elazığ 17-19 Aralık 1998

 

KONGAR, Emre, ‘Küresel Terör ve Türkiye’, İstanbul Remzi Kitabevi, Aralık 2001

 

MCLUHAN, Marshall, Global Köy, Çev. Bahar Öcal Düzgören, Scala Yayınları, 2001

 

Patterns of Global Terrorism 2001.

 

UN, Human Development Report, 2002

 

UN, Report on the World Social Situation, 2001

 

UNICEF Statistics, 2001

 

WHO The World Health Report 2002

 

http://www.egm.gov.tr/temuh/terorizm1.html

 

http://www.state.gov/s/ct/rls/pgtrpt/2001/pdf

 

 

 

 

 

 



[1] İletişim teknolojilerindeki bu gelişmelerin küresel güçler tarafından kullanılması için bir örnek; internetin Amerika’daki istihbarat örgütleri tarafından kelimesi kelimesine kayıt altında tutulması.

[2] Özellikle büyük petrol şirketlerinin, hammadde ihtiyacını karşılayabilmek için, Amerika’nın Irak’a müdahalesini meşru görüp desteklemesi, Irak’ın bugünkü duruma düşmesinde çok önemli bir etkendir.

[3] Türkiye’de bir gecelik operasyonla yapılan 21 Şubat 2001 krizi örneği…

[4] AB’nin PKK’yı kuruluşundan tam 18 yıl sonra (1984) terör örgütü kabul etmesi (2002), AB’nin duyarlılığı konusunda şüpheler uyandırmaktadır.

 

[5] ‘Sol Örgütler’ listesindeki bilgiler 1998 yılında Elazığ’da gerçekleşen ‘Doğu Anadolu’da Güvenlik ve Huzur Sempozyumu’nda, Emn.Gnl. Müdürlüğü İst. Dai. Başkanlığı’ndan,  Mahmut Karaaslan’ın yaptığı konuşma metnindeki bilgiler kapsamında tablolaştırılmıştır.

 

[6] ‘İrticai Örgütler’ listesindeki bilgiler, Emn.Gnl. Müdürlüğü İst. Dai. Başkanlığı, Şube Müdürü Ankara, Mahmut Karaaslan’ın 1998 yılında Elazığ’da yapılan ‘Doğu Anadolu’da Güvenlik ve Huzur Sempozyumu’nda Yaptığı konuşma metnindeki bilgiler doğrultusunda tablolaştırılmıştır.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz